Yeni İnsana Bir Adım ve Kültürel Alanın Yeniden İnşası (I)

Bugün dünyanın zenginleri, bilindiği üzere ağır bir sömürü ve eşitsiz dünya düzeni üzerine varlıklarını inşa etmiştir. Yoksul ülkelerden zengin özeklere doğru sermaye akışı, Batı metropollerinde kendini diğer ulusların ezilenlerinden üstün gören kimlikler de türetmiştir.

Kültür endüstrisi yaratığı semboller ve idoller üzerinden vasatı piyasaya sunarken öznenin kendi gerçekliğine yönelebilecek sorgulama pratiğinin önünü kesmek ister. Bu amaçla tepeden tırnağa kültür piyasasını kendi ihtiyaçları doğrultusunda düzenleyerek insanın kendine yabancılaşmasını derinleştirmek çabasına girer.

Gençlere neden daha nitelikli edebi metinlere yönelmediklerini, basit fazla derinliği olmayan çok okunur yapıtları tercih ettiklerini ya da neden televizyon ve dijital dünyanın niteliksiz ürünlerine yöneldiklerini sorduğumuzda; kafayı dağıtmak, deşarj olmak için bu yönde yönelimleri olduğunu açıkça ifade ediyorlar.

Yani gençlerin yaşamındaki gerçekliğin dayattığı sıkıntılarda boğulduklarını, gerçekliği değiştirmeye güçlerinin yetmeyeceğine inandırıldıklarını böylelikle çaresizliği kabullendiklerini görüyoruz. Özne, kafa dağıtmak ve yaşadığı gerçekliğin bağlamından koparak sorunları unutmak amaçlı çağın en büyük yalan faaliyetinde gönüllü figüranlığa soyunuyor.

Değiştirme cesaretine cüret etmeme için tüm yollar kesilmiş, hatta kapanlar kurulmuş. Sadece değiştiremeyeceği gerçekliği bilinciyle bunlardan kaçış, psikolojik olarak rahatlama amacıyla vasatı gönüllü tercihe doğru bir yol izleniyor. Bu ilk başlarda bir zorlamayken daha sonra öznenin gönüllü çilekeş dervişliğe yükselmesiyle kapitalist merkezlerin piyasacı kültürüne eklemlenmeye dönüşmüştür. Artık belirli bir saatten sonra yerleşik duyguları beslemekten başka çabaya gerek kalmayacaktır.

Gençlerin ta çocukluktan itibaren hedef alınıp kişiliklerinin parçalanması yüzeydeki biçime ilgi duymalarını sağlanarak çökertilmesi bilinçli yaklaşımlarla yapılmıştır. Algı ideolojisi yüzeysel olanın yeniden üretilmesini sağlayacak çabaların peşindedir. ”Postmodernin imaj kültürü post-algısaldır ve maddi tüketimden çok imgesel tüketimi harekete geçirir.”(1) İmgesel tüketimin zorunlu olarak ortaya çıkacak olan döngüsel sonucu maddi tüketime de yol açacaktır elbette.

Bilinçli olarak tanımladığımız uluslar ötesi sermayenin kültür sanat politikalarını belirlerken gerçeklik algısını kırma bunun yerine çabuk tüketilebilir olanı sanal mekanları koyma, üretilen yalanı somutlama yaklaşımıdır. Ergenliğe adım atan gençlerin tek tip giyinmeleri Uzakdoğu yaşamını yansıtan kültür endüstrisinin ürettiği anime olarak adlandırılan çizgi filmlerin yarattığı göndergesel kodlarının etkisindendir.

Birlikte gidilen mekanlar, tepkiler, duyulan sevinçlerin hepsi, filmlerden kazanılmış replikler bu endüstrinin sunduğu kültürün bir mamule dönüşmüş biçimidir. Aynı saç modelleri, tişörtler, dinlenilen yapay zekâ müzikleri, benzeşen duygudaşlıkları, dünyayı sadece seyretme edimiyle tasarlanmış evrenin insandaki görünüşüdür.

Devasa bütçeli sinema filmleri, TV dizileri, dijital ortamlarda parlatılarak döndürülen şarkı klipleri, dünyanın herhangi bir metropolünde eş zamanlı milyonlar basan kitaplar, insanın yaşadığı acıları hafife alması yani bütün kepazeliklere katlanması içindir.

Günümüze bakıldığında alt bileşenleriyle dev bir sektöre dönüşen kültür alanı metalaşmanın getirdiği uluslararası derinliği bir şekilde kazanınca bu mecraları yönlendirmekte daha da ustalaştı. “Bugün sanat deneyiminin kendisi yabancılaştırılmış ve ötekileştirilmiştir. Ve birçok insana kendi yaratıcı deneyimleri için yararlı bir araç olarak hizmet etmek için erişilmez durumdadır.”(2)

Her kesimi hedefleyen melez kültür iletileri, kitleler radikalleşmedikçe onları belirli sınırlar içinde tutmak- biz buna demokrasicilik diyoruz- adına çeşitlilik kisvesinin ardına sığınmıştır. Oysa çok çeşitlilik, çok kültürlülük dedikleri şey kendine yabancılaştırılmış ve ötekileştirilmiş sanat ediminin kapitalizme yönelemeyen ya da yönelen karşıtlıkları da içine alması olarak okunabilir. Fazladan ayırt edici bir içeriğe sahip olmayan üretimlerle kitlelerin bilincini geniş kapsamlı bir törpüleme eylemliliklerinin sistematik halidir bu.

Sanat bir şey anlatmaz, insan sayısı kadar sanat anlayışı vardır, zihnin bulanık süreçleri insanın özgürlük alanıdır söylemine her vakit başvururlar. Sürekli çok kültürlülük ve bağımsızlık vurgusu başlık olarak üretilen bütün metinlere getirilebilir. Onların değirmenine çok çeşitli çok kültürlü olarak gelirsin hatta söylem bazında kutsanır da bu özgünlük ama buradan mamul olarak çıkışın Japon animelerini* izleyen çocukların ve yetişkinlerin benzeşen mimikleri ve tepkileriyle aynıdır.

Animelerden bahsetmişken hakkında biraz bilgi vermek için bir parantez açalım o zaman. Japon animeleri klasik çizgi filmlerden oldukça farklıdır. “Duygusal, drama, fantastik, doğaüstü özellikler gibi birçok sayısız özel türü bünyesinde barındırır.”(3) Karakterlerin biçimsel özelliklerinin Batılı tipolojisi üzerinden yaratılması pazarlama tekniğine uygundur. Animelerde tasvir edilen karakterlerin büyük gözlü, uzun bacaklı olarak kurguya yerleştirilmesi ticari kaygıdan kaynaklanmış olsa gerek.

Anime kahramanların giyim tarzları, cinsiyetsiz görünüşleriyle kültür endüstrisinin pazarlama olanaklarını sonuna kadar kullandığını görürüz. Giyim, özel eşyalar, okunan benzer kitaplar, kahramanlara ait idoller, bu büyük pazarının masum görünen sömürme araçlarından birkaçıdır.

Radyonun çıktığı yıllarda köylüler, işçiler çalışırken eş zamanlı radyo dinleyerek üretmeye devam ederdi. TV önce siyah beyaz sonra renkli olarak ortaya çıkınca program çeşitliliği artırılarak insanların uzun süre ekran karşısında tutulması ve bireylerin pasif özneler haline getirilmesi planlanmıştır. Çok programlı televizyon kanallarının yaygınlaşması ve bu programların saatlerinin uzatılarak çeşitlenmesi aslında izleyiciye seçme özgürlüğü olarak sunulsa da benzer çöp dağlarının içinde gezinme serbestliğinden başka bir şey değildir.

Son yıllarda porno sektörünün serbestçe gelişmesinin önü açılmış, kadın cinselliğinin pazarlaması doğrultusunda insanların aşk cinsellik duyguları algıları köreltilmiş, özünden uzaklaşan bir cinsel deneyim gösterimi aşkı sakatlamış, başkalaştırmış, kendi bağlamından koparmıştır. Porno sektörü o kadar ileri gitmiştir ki çizgi film düzeyinde daha basit üretimlerle daha geniş bir kitle hedeflenerek, cinselliği çeşitlendiren sexshoplarla bütünleşen bir pazar haline getirmiştir. İnternet üzerinden geniş kullanıcı ağlarına ulaşan porno sektörü, içe dönük kişilikleri parçalamış, gerçeklik algısını yıkarak sanal dünyanın çöplüğünden lağımlı sulara yelken açmasını sağlamıştır.

Porno gibi futbol da amatör bir uğraş olmaktan çıkarak milyon dolarla ölçülen kulüp bütçeleriyle emekçilerin hafta sonlarına bıraktıkları kalan enerjilerini güvenli bir şekilde tükettikleri modern çağ arenalarını daha etkili kılmıştır. Müzik alanında, tekno müzik olarak adlandırılan anne karnındaki ceninin kalp atışlarına benzeyen ritimsellik doğu dervişlerinin zikirlerde kendinde geçme ritüelleriyle benzerlik göstermektedir. Şarkı sözlerinin anlamsız, düzeysiz olması sadece müziğin ritmindeki salıncağa dinleyenleri bindirmek içindir.

Son günlerde Metaverse gibi sanal programların dolaşıma sokulması bu perdeleyici ve yanıltıcı uygulamaların yaygınlaşmasını sağlamıştır. Bu platformlarda aşk, cinsellik, ekonomik faaliyetler, ticaret vs. gerçek hayatın içinden koparılarak buraya sürüklenmiş, yaşantılar bütün ayrıntılarıyla birebir kullanıcılara sunulmuştur. Sanki bir rüya efekti içinde kullanıcıların tabiriyle sörf edilirken gerçek dünyanın bağlarından kopularak bu sahteliğin gerçek bir farkındalık olarak algılanması sağlanıyor.

Bugün dünyanın zenginleri, bilindiği üzere ağır bir sömürü ve eşitsiz dünya düzeni üzerine varlıklarını inşa etmiştir. Yoksul ülkelerden zengin özeklere doğru sermaye akışı, Batı metropollerinde kendini diğer ulusların ezilenlerinden üstün gören kimlikler de türetmiştir. Kısacası bütün yönlendirme ve çökertme kurguları kültür alanı üzerinden topluma kitle iletişim araçlarıyla dayatılmaktadır. Biz buna dayatma demekle birlikte onlar tarafından öznenin yöneleceği doğal bir tutumun göstergesi olarak sunulur bu.

Dayatmanın şiddeti, karşının örgütlülüğü ve moral gücüyle orantılıdır. Sovyetlerin çöküşü kutupsuz dünya denilen gerçeklikte kültürel alana müdahale, etkisizleştirme, tarafsızlaştırma ya da makul karşıtlıklar üzerinden kurgulanmaktadır. Peki, baştan beri sürekli bahsettiğimiz bu devasa sermaye gruplarının elinde bulundurdukları aygıtlara karşı kültür alanına ilişkin seçenekler geliştirerek bir duruş sergilemek mümkün müdür? Sosyalist olarak kendini ifade eden yapılar uluslar üstü bu çağcıl kötülük düzeneklerine karşı kendini nerede konumlandırıyor? Yani ellerinde bir sıkımlık barutları mı var yoksa diyalektik materyalizmin yol göstericiliğinde işin vahametini kavramışlar mı?

Özellikle ülkemizde kendini muhalif olarak konumlandıran partiler, örgütler, sivil toplum kuruluşları kültür alanına yönelen saldırının neresindeler? Tam karşısında durmadıklarını hatta karşı olduklarına bir şekilde eklemlendiklerini görüyoruz. Her şeyi tahrip eden, benzeştiren, içine soğuran ve melezleştiren bu kötücül vantuza karşı neler yapmamız gerektiği üzerinde durmak istiyorum. Özellikle uzun bir giriş yapmamın sebebi sonuçlar üzerinde daha berrak yargılara ulaşabilmek için okuyucuyu biraz zahmete sokacak ama olsun.

Görüldüğü gibi postmodernizm insanların üzerinde küresel bir tahakküm kurmuş durumda. Özellikle dijital dünyada uygulamaya konulan algoritmalar ister içinde ister dışında olalım hepimizi bu büyük sistemin paydaşları haline getirmektedir. Dijital dünyanın modern paryaları olarak bu muazzam örgütlü kötülüğün yıllardır biriktirdiği güçle kendine sürekli yeni alanlar açan, her şekle girebilen yıkım politikalarını tersine döndürebilme şansımız var mı?


N O T L A R

– Kapakta kullanılan görsel: The Intrigue, James Ensor, 1890.

* Japonya’ya özgü manga çizim sanatıyla çizilmiş çizgi film, animasyondur.

(1) Postmodernizm Frederic JAMESON, Alfa yay. 2022, İstanbul
(2) Postmodernizm Frederic JAMESON, Alfa yay. 2022, İstanbul

(3) https://tr.wikipedia.org/wiki/Anime

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Neoliberal Çağda Sanat-Siyaset İlişkisi" başlıklı MayaDergi Sekiz şimdi yayında.
This is default text for notification bar