Yeni İnsana Bir Adım ve Kültürel Alanın Yeniden İnşası (II)

“Bütünleşik Dayanışma Ağları” çatısı altında yer alacak olan sanat birlikleri, yaratım kooperatifleri, sanat merkezleri vb. adı ne olursa olsun yatay bir örgütlenmeyle kent ve kır yoksullarını hedefleyerek kültürel alana ilişkin metalaşmayı ve bürokratik tahakkümü kıracak atılımları yapmalıdır.

Küresel pazarın yeni efendileri dijital pazarlama ağları üzerinden insanları yoğun bir emek sömürüsüyle hem emek hem de tüketici konumuna sürükleyerek dar bir alana hapsetmiş durumda. Süreci tersine döndürme sıkıntılı gibi görünse de yeni insanı yeniden yaşamın akışına katmak, onu özgürlüğün havasıyla suyuyla beslemek belli zorlukları göze almak anlamına gelecek.

Dijital dünyanın dayattığı tehlikelere karşı bu alanı dönüştürerek yaşamın gerçekliği ile ilişkilendirmek temel görevlerimizden biri olmalıdır. Gerçekliğin varoluşsal sebeplerini iyi kavrayabilirsek onu dönüştürme konusunda da doğru adımlar atabiliriz. Ülke genelinde dijital dünyanın algoritmalarıyla alanını sürekli genişleten yoz kültüre karşı şimdiye kadar neler yapılmış?

Kendini sosyal demokrat çizgiden sosyalist çizgiye kadar geniş bir aralıkta ifade eden partilerin programlarına baktığımızda postmodernizmin dayattığı yıkıma karşı kapsamlı bir kültür hareketine ilişkin ibareye rastlamıyoruz. Genel geçer birkaç paragrafla geçiştirilen kültür alanı oysa yeni insanın mayasını oluşturacak dönüşümün işaret fişeğidir.

Bu program düzeyinde bu eksikliğin yanında pratik uygulamaya bakıldığında karşı kültür hareketini örgütleyecek mekanizmaların varlığından söz edilemez. Kültür merkezleri, semt evleri gibi oluşumlar üzerinden ya da gazete dergiler, internet, televizyon vb. alanlar üzerinden baktığımızda da cılız hareketlilikler görüyoruz.

Ferenc Pinter

Kitleleri saran, kuşatan süreç içerisinde dönüştürecek karşı kültür düzenekleri neden uygulamaya geçirilemiyor? Bunların hepsinin yanıtı kitlelerle bağ kurma biçimi üzerindeki kritik sorunlara bakıldığında ortaya çıkacak. Toplumsal muhalefeti 15-20 kişilik basın açıklaması düzeyine kentlerin belirli özeklerine sıkıştıran sol yapılar, düzenledikleri kültür etkinliklerine de kitlesel katkıyı sağlayamıyor. Buna can yakıcı bir örnek İzmir Eğitim-Sen 1 Nolu Şube’nin Çocuk Edebiyatı üzerine yaptığı panele katılımcılar dışında beş kişi gelmişti. Ankara’dan bir profesör ve İstanbul Üniversitesi’nden alanında uzman bir doçent de benim dışımdaki katılımcılar arasındaydı.

Elbette bu örgütlü yalan aygıtının karşısına devrimci yetenek ve kuracağımız enternasyonal dayanışma ağlarıyla bir cephe açabiliriz. Bu ağların kültür özekleri şeklinde örgütlenmesi demokratik iç işleyişe sahip yapılanmalar olması gerekir. Özellikle dayanışma kooperatifleri şeklinde örgütlenecek yapıların dijital dünyanın baskıladığı serfleri karşı kültür politikalarının ortaya konmasında ve uygulanmasında cesaretlendirecektir.

Kültür alanında yerelden evrensele doğru bir örgütlenmenin dayanışma ağları üzerinden adımları atılmadan, özüne yabancılaşan seyirci konumundaki öznenin dayatılan tarihselliğe karşı koyması zor görünmektedir. Dünyada sanat alanındaki örgütlülüklere baktığımızda en ilgi çekici olanı 1969 yılında kurulan Sanat İşçileri Koalisyonu’dur. “AWC, sanatçı hakları konusunda mücadelesini yükselterek sanat üretimini metalaşmadan kurtarmaya, veya sanatçıların kendi eserleri üzerinde ekonomik ve ideolojik açıdan daha fazla kontrol sahibi olmasını sağlayacak yöntemler geliştirmeye çalıştı.”(4)

Marks’ta özgür emek olarak nitelenen sanatsal üretim günümüzde sanatın metalaşmasıyla piyasanın alınıp satılabilir bir değeri haline gelmiştir. Kapitalist süreçlerin bir ürünü olarak piyasalaşan sanatın üreticisinin tam olarak bir emekçi kavramıyla açıklanamayacağını söyleyenler de var. “Beech’e göre küresel kapitalizm koşullarında sanat ancak, bürokratik ve ekonomik denetimden bağımsız kültürel ve entelektüel müştereklerin parçası haline getirilerek kurtarılabilir.” (5)

Yukarıdaki iki farklı görüşten sonuncusu sanatsal edimi, sermayenin denetiminden kurtaracak özerk yapılanmaların kurgulanması gerektiğine vurgu yapıyor. Sanatın günümüzdeki artı değer kavramı içerisindeki durumunun göre diğer üretim biçimlerinden daha farklı ve kaotik olduğunu kabul etmemizi imliyor.

Postmodernizm, daha önce de vurgu yaptığımız gibi kitle iletişim araçlarını çeşitlendirmeyi önemseyen bir yaklaşım içindedir. Popüler kültürün toplumsal yaşamdaki ilişki biçimlerini belirleyerek, kültürel akışı kontrol altında tutmak asıl hedeftir. Bu koşullar sağlandığında toplumu baskılamayı ve yönlendirmeyi yaşamın her alanına kapsamlı bir şekilde yayacak araçlarla karşımıza dikilir.
.
Büyük sermaye grupları ve özellikle devlet tarafından kontrol altında tutulan kitle iletişim araçlarının gösteri sirklerinin karşısında yeniyi biçimlendirecek adacıkların önemini özellikle vurgulamak isterim. Bu tespitten hareketle kirletilmiş algı ve tanımlarımızı yönlendiren, şekil veren devasa iş birliklerin karşısında devrimci birikim ve eylemden beslenerek yola koyulmaktan başka çare yok.

“Sesli Düşünme Temrinleri Olarak Öneriler Üzerine Tartışmalar”

Hayata geçirilmesini bugünden yarına elzem olarak gördüğümüz özerk yapılanmaların anatomisini çıkarmak gerekiyor. Önerilecek örgütlenmelerin kapitalizmin sızdığı bütün mikro alanları kapsaması ve bu alanlara ilişkin söylenecek sözlerin çoğaltılması birincil görevdir. Öncelikle bilim-sanat-kültür-üretim-tüketim ve çevre alanlarında iç içe geçmiş çağın gereksinimlerini karşılayacak olan bütünleşik yapıların kurgulanması hayat bulması zorunluluk halini almıştır.

Bu bölümde önereceklerimizin bir sesli düşünme biçimi olduğunu farklı seslerin ve önerilerin çoğalmasıyla yol alamaya başlayacağını söylemek istiyorum. Kendi cesaretimize ve dayanışmanın gücüne inanmaktan başka bir veri kalmıyor ne yazık ki elimizde. Bizden önceki devrimci kuşakların devamcısı olarak özellikle kültür sanat alanına ilişkin öne süreceğimiz düşüncelerimizin bireysellikten toplumsallığa yol izlenmesi en büyük temennimizdir.

Önerilerimiz:

1-Bütünleşik Dayanışma Ağları” kültüre ilişkin yapacağımız çalışmaların ana eksenini oluşturacak sosyalist bir yapılanmanın adıdır. Kısacası “BDA” kültür endüstrisinin karşısında yerelden başlayarak birbirine eklemlenen mücadele merkezlerinin yeni adı olacaktır. Bu ağların yaşamsallaşması aynı zamanda kapitalizmin bağrındaki çölde yılanlar, çıyanlar içinde ayağımıza deve dikenleri, kaktüsler bata bata çıkacağımız yolculukların başlangıcıdır. Basın yayın alanında dayanışma birlikleri hayata geçirilmelidir. Bu dijital ağlar üzerinden örgütlenen ortaklık katılımcıların desteği ile hayat bulacak olan TV kanalları, gazeteler, dağıtım ağları şeklinde örgütlenmelidir.

2- İnsanı içine düştüğü teknolojik tutsaklıktan kurtarmak için onları doğa ve kültürle buluşturulacak yıkıcı ağları örgütlemek, mahallelerde yeşil alanların çoğaltılması ve yağmacılara karşı savulması için harekete geçmek zorunluluktur. Mahalle ve apartman boşluklarının, gecekondu bahçelerinin geçimlik ev ekonomisine katlı sağlayacak şekilde üretime açılması desteklenmelidir. Başka bir deneyim ortaklığı da tarımsal hafızanın kaybolmaması için geçmişten gelen ancak betonlaşmaya teslim olan mahalle bostanların yaşama katılması yereldeki duyarlılığı arttırıcı çalışmaların yürütülmesi de buna dahildir.

3- Kültür politikalarının dijital dünyanın yıkımına karşı eylemlilik gerçekleştirebilecek esneklikte ve özgünlükte olması gerekir. Geleneksel merkezli yasal zeminde örgütlenen hantal yapılar çağdaki hızlı değişim ve dönüşüme karşı yavaş kalır. Yasaların kısıtladığı ve daralttığı geleneksel yapılar yerine dijital platformların sağladığı genişlik ve çeşitlilikten beslenen doğrudan karar alıp uygulayan örgütlenmelerin aşamayacağı engel yoktur.

Ferenc Pinter

4- “Bütünleşik Dayanışma Ağları” çatısı altında yer alacak olan sanat birlikleri, yaratım kooperatifleri, sanat merkezleri vb. adı ne olursa olsun yatay bir örgütlenmeyle kent ve kır yoksullarını hedefleyerek kültürel alana ilişkin metalaşmayı ve bürokratik tahakkümü kıracak atılımları yapmalıdır.

5- Değişimin öznesi işçi sınıfının ve ezilenlerin sistem içine çekilen algılarından ve çarpıtmalardan kaynaklı kendi özüne yabancı bir edimin içinde oldukları görülebiliyor zaten. Yıllardır duyu psikolojisi alanındaki çalışmaları günlük yaşamı baskılamak ve tüketim çılgınlığını teşvik etmek için kullanan sistem kendi varlığını, doğasını inkâr eden insanının kuşaktan kuşağa aktarılan korkularını besleyerek başarısını kalıcılaştırmıştır.

6- Bu örgütlenmeler, iş yerleri mahalleler kısaca yaşamın aktığı bütün alanları kapsayarak buraları değiştirecek, dönüştürecek geçmişin körleştiren algılarını yıkacak çalışmaları kapsayacak bütünlükte olmalıdır. Özellikle çarpık kentleşmenin getirdiği zorlukları, işsiz yarı işsiz ya da güvenliksiz asgari yaşamın serfleştiren yaşam biçimlerinin reddi gerekir. Ezilenlerin eğitim durumu ne olursa olsun sanatsal yaratım çalışmalarının bir bileşeni olmaları için kurulacak bütünleşik kültür yapılanmaları insanları seyirci olmaktan öte değişimin merkezine koyarak öznesi haline getirecektir.

7- Kültür alanını sadece yazılı çizili olanla dar bir alanda sınırlandırmak yerine, somut, sözel, doğaya ilişkin tüm birikimlerin eyleme dönüştüğü geniş bir perspektiften hareket edilmelidir. Zaten kapitalizm insan benliği bölmüş parçalamıştır. Sanala hapsettiği insan benini internet, dijital dünyanın hızlı gelişimiyle etkisiz hale getirmiştir. Televizyonla başlayan gelişmeyle birlikte insanların renkli camın karşısında saatlerce nasıl vaktinin çalındığını anlatmıştık daha önce.

8- Kültürel değişim ve dönüşümün tek itici gücü insanın kendini gerçekleştireceği bir özgürlük alanıyla yapıların içinde yeninin yeşermesini sağlayacak çabalar toplamıyla gerçekleşecek olan müdahalenin birincil araçlarıdır. ”Ezilenlerin Pedagojisi” Paulo Freire’nin alternatif pedagojinin izlerini sürdüğü eserinde insanın kurtuluş mücadelesindeki özgürlükçü yaklaşımları ele alır.

Bizim yukarıda bahsettiğimiz Bütünleşik Dayanışma Ağları işte tam bu noktada bayrağı daha ileri taşımalıdır. Kültürel alanının özgürlükçü pedagojik yaklaşımlar içermesi ve bunu yaşama geçirmesi elzemdir. Kültürün eğitim boyutu koşullandırmayı değil sorgulamayı ve kendini aşmayı hedefleyen bir birikime doğru yol alması gerekir.

9- Burada kültürel alana ilişkin anahtar sözcükler ve kodlar bellidir. Kapitalist küresel ağların dayattığı yıkım politikalarına karşı onlarla benzeşerek değil onların anti tezi olarak insanı özgürleştirecek, kalıpları kıracak her alanda küresel kalkışmanın mevzilerini yeniden kazmak Devrimci Gerçekçi sanatçıların kendini dayatmadan merkeze almadan bu mücadelenin sadece sıradan bir bileşeni olduğunu kavramalarıyla işler daha da kolaylaşacaktır.

Sonuç olarak; onlar bizim umutlarımızı çalmak istiyor, ellerinde büyük olanakları, paralarıyla tankları balistik füzeleriyle sokağın başında değil ta siber cehennemden bizi gözetliyor. Durum böyleyken bizim dünyanın her yerinde karşı kültür politikalarıyla yeni insanı yaratma çabamız her daim ütopyalar çağı bitti denilse de bizim en büyük hayalimiz hala yerli yerinde duruyor.


N O T L A R

– Kapakta kullanılan görsel: The Intrigue, James Ensor, 1890.

(4) https://www.e-skop.com/skopbulten/ne-sanatci-ne-de-isci/5429

(5) Beech’e göre küresel kapitalizm koşullarında sanat ancak, bürokratik ve ekonomik denetimden bağımsız kültürel ve entelektüel müştereklerin parçası haline getirilerek kurtarılabilir.

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Neoliberal Çağda Sanat-Siyaset İlişkisi" başlıklı MayaDergi Sekiz şimdi yayında.
This is default text for notification bar