Beynime Maya Çaldım

Devrimci gerçekçilik, toplumsal gerçekçilik, şiiri sözcük oyunlarına indirgemez. İmgeden yararlanır ama bütünüyle imge dilini kullanarak kapalı şiir yazmaz. Tıpkı imgeden yararlandığı gibi didaktikten ve slogandan yararlanır. Bütün didaktik ve slogana dayalı şiir yazmaz. Devrimci gerçeklik, toplumsal gerçeklik kapitalizme ve onun türevlerine karşıdır.

Dosya konusunu “Sol ve Kültür Politikaları” olarak belirlediğimiz günden sonra uykularım mayasız hamur gibi sönümlendi. Maya kolektif katılımcıları olarak yeni bir şey söylemeyecektik. Toplumcu gerçekçi şiirin önünü bilerek veya bilmeyerek tıkayanları uyarıp toplumcu gerçekçi şiirin önünü açmaktı ereğimiz. Post-modernist öznelci ve kaderci zırvalıklarıyla sanatı yaşamdan, insandan koparanlara karşı sanatın işlevini anımsatmaktı ereğimiz. Popüler kültürün bezirgânlarını, krallarını, medya patronlarının kulu, kölesi olan estetik edebiyatla retoriği birbirine karıştıranları uyarmaktı harekete geçişimiz. Bilmeyerek toplumcu gerçekçi sanatçıları dışlayan toplumun yaşayışına gözlerini kapayanların gözlerini açmaktı ereğimiz. Rezidansların deniz manzaralı salonlarında sanat adına edebiyat cinayeti işleyenleri gördüğümüzü topluma estetik sanatla duyurmaktı ereğimiz.

Kendilerini sanatın elitleri gören; postmodernistleri, neo-liberalleri ve popüler kültürün starlarını, küçük burjuva bilincini kıramamış (kof) solcuları ve sınıf mücadelesinin toplumcu gerçekçi sanatla yapıldığını bilmeyen apolitikleri karşımıza aldığımızın bilincindeyiz. Her koldan saldırıya uğrayacağımızı biliyoruz. Umudumuzu boylandıran toplumcu gerçekçi sanatçılar, yaratılarıyla (ürünleriyle) bizi destekleyecekleridir. Ürünleriyle katkı sunarak tıkanan toplumcu gerçekçi sanatın önünü dayanışmayla açma istencidir ereğimiz.

Aslında Maya’nın mayasını edebiyat ödüllerine karşı, çıkış bildirisinde atmıştık. Bildiriye karşı çıkanlardan daha çoktu destek verenler. Bildirinin altına imza atan sanatçılarımızın bazıları da ödülün edebiyatı besleyip yükselteceğine ve yıldızlar altında uyuyan sanatçılarımızı ödülle yaşatarak gelecek kuşaklara taşımaktı yaratıcıları. “Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir.” Tıpkı burjuva edebiyatçılarının sanatçıyı yaşatma, yeni yaratıcıları ortaya çıkarma iyi niyet etkinliklerinin postmodern, neo-liberalizmin yolu açma taşlarını döşemek gibi. Ben bazı şairler, yazarlar, sanatçılar gibi doğuştan yetenekli olanlardan değilim. “İnsancıl Aylık Sanat Kültür Dergisi” nin atölye katılımcısı olduktan sonra yaratımın (yetenek) herkeste gizil güç olarak var olduğunu; bilinçlenmeyle o gizil gücü dışlayacak yolları Berrin Taş yönetimindeki İnsancıl Şiir Atölyesi’nde öğrenmiştim. Yazarlık seminerlerinde sanatın yarıştırılmayacağını ve her eserin biricik, tek olduğunu Cengiz Gündoğdu yönetimdeki seminerlerde öğretmiştim. Bilgi, bilgilenme edebiyatın mayasıdır. Bilgiyi içselleştirmeyenden toplumcu gerçekçi sanatçı çıkmaz. İnsanı yaşamdan, toplumdan koparan, diyalektik akışı hiçleştiren, durağan çağın buyurganlığına biat etmeyi mutlaklaştıran burjuvalar ve burjuvaların uzvu olan post-modernistler (kaderci, zırvalık) estetik sanat ürünlerini dışlaştırmalarını beklemek iğnenin yıldızından urgan geçirildiğine inanmaktır.

Toplumcu gerçekçi şair somut gerçeklikten yola çıkar ve şiirsel dille somut gerçekliğe döner. Toplumcu gerçekçi şiir tarafsız değildir. Taraflılığını estetik ölçülerle dışlaştırır. Tıpkı politika gibi yanlıdır. Politikacılar retorik dille süslerler düşüncelerini. Toplumcu gerçekçi şairler estetik yaratıyla. Kapitalizmin kanlı sermayesi, yalnızca sömürü, yağma, talan değil. İnsan bilincini parçalar, dumura uğratır. Karşı olduğumuz şeyin destekçisi, isteyeni, bileşeni oluruz. İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası artık emperyalist ülkeler kapitalistleri düştükleri buhrandan çıkarmak için bir bahaneyle ülkeleri işgal ediyorlar. Kapitalistlerin bu krizden çıkma süreçleri retorik dille halka benimsetilir. Örnekleyecek olursam bizim gibi üçüncü dünya ülkelerinin devlet başkanlarını yanına alırlar. Emperyalist ülkelerin boyunduruğu altında Suriye’ye zeytin dalı götürür silahlı kuvvetlerimiz. Petrol, uyuşturucu, silah, kara para emperyalistler ülkelerin denetimi altında kapitalistler arasında paylaşılır. Türk halkının payına dolacak şehit tepesi kalır.

Sol ve kültür politikaları, var olan sosyal hiyerarşiyi kaldırmayı ve zenginliğin eşit dağılımını destekleyen kültür politikalarını ve sanatsal yaratıları sunar. Emek- sermaye çelişkisinde emekten taraftır. İnsan merkezlidir. Sol kültür, din, ırk, milliyet, cinsiyet vb. kavramlar yerine dünya insanlığını odağına alır. Sanat üzerine sohbetlerde “Ben şiir yazarım politikayla ilgilenmem. Ben politikaya karşıyım. Sanatta politika olmaz. Ben sanatımı icra ederim.” diyenler bana Aristoteles ‘in “İnsan politik hayvandır.” cümlesini anımsatıyordu.

Sanatla propaganda siyam ikizleridir. Devlet sol kültür politikasını ve sanatın gücünü sanatçıdan daha iyi bilir. Binlerce kitabı boşuna yakmadı Hitler. Bizde 12 Eylül darbecileri kitapları yakıp, kitapları bulunduranları ceza evlerine doldurmadılar mı? Devrimci gerçeklik veya toplumcu gerçekçi sanatçılar yaşamla gerçekçi bağ kurar. Gerçek yaşam tarihsel devinimi içerisinde benin varsılıyla içselleşir. Yaratıya dönüm diyalektik akış içinde; öz-biçim-içerik sözcüklerle mayalanır. Yaşamla gerçekçi somut bağ kuran algılayıcı (sanatçı) yaşamdan aldığı somut, nesnel gerçekliği beninde soyutlaşır. Benin süzgecinden geçirir ve anın tanıklığını somut, nesnel görünür gerçekliğe dönüştürür. Toplumsal gerçekçi bilinç, iç içe geçen ve üstü politik kültürün bezirgânları tarafından retorikle örtülen toplumsal yaşamı karmaşık öğelerinden ayrıştırır. Yukarıda değindiğim öz-biçim-içerikle nesnel gerçek yaratıya dönüştürür. Tarafsız sanat olmaz. Sanat toplumların ileri geri gitmesinin ön ve arka tekerlekleridir. Sanatçı muhaliftir. Siyaset bilimleri okulu vardır. Şiir bilimleri, edebiyat bilimleri yoktur. Siyasetçiler değişir, şairler değişir ama sınıfsal kavga sürer. Nesimi’nin derisini yüzen el değişti ama beyin değişmedi. Sivas Madımak Oteli’nde 33 aydınımızı yakanlar değişti ama beyinler değişmedi. O yobaz katil güruh bir günde ortaya çıkmadı. Kendiliğinden o trajik eylemi gerçekleştirmedi. Devlet destekli bu trajedi sonrasında siyasetçilerin retorik söylemleri hâlâ kulaklarımızdan gitmedi, tıpkı diri diri yakılan katledilenlerin çığlıkları gibi.

Dönemin Başbakanı Tansu Çiller: “Otelin etrafını saran vatandaşlarımıza hiçbir biçimde zarar gelmemiştir. Onlardan ölen ve yaralan da yoktur. Dolayısıyla olay, bir otelin yakılması ve içinde olan vatandaşlarımızın ölmesi ile ortaya çıkmıştır. Tahrike kapılacak bir durum yoktur. Ancak, dediğim gibi bir otelin yanması meselesi olmuştur. Sayın Aziz Nesin’in oradaki konuşmasından sonra, gazetelerden, halkın tahrik içerisinde olduğu anlaşılmaktadır.

Başkan yardımcısı Erdal İnönü: “Hâlâ demokrasi içinde fikirlere tahammülümüzün olmadığını gösteren bir durum. Ama bundan çıkaracağımız sonuç, laik düzen aleyhine olamaz. Güvenlik güçlerimiz, vatandaşlarımızın zarar görmemesine dikkat ederek olayları kontrol etmeğe çalışmışlardır.

Dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu: “Yangın önceden planlanmış olay değil, topluluk psikolojisi ile ortaya çıkmıştır. İdari ceza soruşturması sonunda, olaylara karışan kişilerin ve kamu görevlilerinin verdiği ifadeler doğrultusunda, aziz nesin hakkında da soruşturulma açılabilir.

Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz: “Devletin valisi yüzde 99’u Müslüman olan Türkiye’de halkımızın dini duygularını rencide eden, dini değerlerle alay eden bir konuşmacıya karşı tepkisiz kalmışsa, milletin o valiye güvenmesi beklenemez. Fikir özgürlüğümüzün halkımızın mukaddes değerleri için kullanılmasına hiçbir şekilde kayıtsız kalmayız.

Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan: “Provokatörler geliyor, benzin döküyor, kibrit çakıyor, perdeleri tutuşturuyor. Bunları yapanlar gene bulunmaz. Çünkü arkasından CIA çıkar. Tıpkı Uğur Mumcu cinayetlerinde olduğu gibi, katiller bulunamaz.

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu: “Olayların bastırılması sırasında ve şu ana kadar güvenlik güçlerinin gösterdiği itidalli ve akıllı görev anlayışı, olayların daha vahim boyutlara ulaşmasına engel olması bakımından, her türlü takdirin üzerindedir. Kendilerine teşekkür ederim. Aziz Nesin’i Sivas gibi hassas ilimize getirerek zehrini kusmasına sebep olanlar olayın birinci derece sorumlusudur. Halkımız kışkırtılmıştır, tahrik edilmiştir.

Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu: “Ben Vali Beyin ve Emniyet Müdürünün isteği üzerine, topluluğu yatıştırmak amacıyla konuşma yaptım. Belediye olarak üzerimize düşeni yaptığımız kanaatindeyim. Ben aslında teşekkür beklerken adeta suçlandım.” Demiş. Oysa Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu; O topluğu kışkırtanlardan biriymiş.” Onların ruhuna şöyle güzel bir Fatiha okuyalım.” demiş. O dönemin yayın organlarında ve Madımak Oteli trajedisinin tanıklarından, anlatımlarından Karamollaoğlu’nun olayın tetikleyicisi olduğunu biliyoruz.

O günden bu güne ne değişti? RTE’ın affıyla madımak sanığı Ahmet Turan Kılıç sağlık sorunları öne sürerek serbest bırakılmıştı. Taksim Gezi Eylemleri katılımcılarının tek bir kişinin burnunu kanatmamış olduğunu RTE bilmiyor mu? Sekiz gencimizi öldüren binlerce insanı gaz mermileriyle sakatlayan iktidar bir de suçsuzları yargılayıp hesap soruyor. 72 yaşındaki Mücella Yapıcı’yı içerde tutuyor. Hepimiz biliyoruz neden Mücella Yapıcı’nın cezalandırıldığını. Çünkü Yapıcı, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) üyesi ve Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi yöneticilerinden. AKP iktidarının yağma, talan rantına karşı çıkan; ülkesini, doğasını, şehrini seven mimarlarımızdan. (Savcı, 6 Şubat 2020’de açıkladığı mütalaasında, Mücella Yapıcı’nın Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu’yla birlikte TCK’nın 312. maddesinde düzenlenen “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmamasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” ten cezalandırılmasını istemişti. Demek ki hükümet devlet, devlet hükümetmiş ve politikmiş. Devlete karşı olan, yıkmak isteyen bütün tarikatlar, cemaatler devletin üst kademelerinde ama devleti (iktidarı) yıkmak isteyen 72 yaşındaki Yapıcı oluyor.

Devrimci gerçekçilik, toplumsal gerçekçilik, şiiri sözcük oyunlarına indirgemez. İmgeden yararlanır ama bütünüyle imge dilini kullanarak kapalı şiir yazmaz. Tıpkı imgeden yararlandığı gibi didaktikten ve slogandan yararlanır. Bütün didaktik ve slogana dayalı şiir yazmaz. Devrimci gerçeklik, toplumsal gerçeklik kapitalizme ve onun türevlerine karşıdır. Toplumcu gerçekçiler ortak dil ve söylemle insana, insanlığa yaraşır yaşamın var olacağını gösterir. Toplumcu gerçekçi yaratıcılar toplumun aynasıdırlar. Şiiri tanıklığının mührüdür, imzasıdır. Yoksulluğun kaderimiz olmadığını ve hiçbir zulmün mutlak olmadığını öncüler. Küçük burjuva bilincini kıramamış, ikamet ettiği adresi bilmeyen postmodernist şairlerin, şiirleri iç karartıcı, biçimci, sözcük oyunlu ve insandan yaşamdan kopuktur. Karşı olduğu şeyin uzvu olmuştur. Burjuva şiirinin kekeme dili olmuştur.

Benim için şiir az sözcükle çok şey söyleme, anlatma sanatıdır. Şiiri, şiir yapan özünü, omurgasını oluşturan öğe güçlü imge kullanımıdır ama imge dili değildir. Dilin sınırlı sayıda sözcükten oluşması duygu, düşünce, hayal dünyamızı ifade etmekte yetersiz kalıyor. Evrenin varsıllığı toplumların farklılığını, sınıfların varlığı; dış dünyadan algıladıklarımızı benimizde içselleştirip dışlaştırırken günlük kullandığımız sözcükler yetersiz kalıyor. Dildeki sınırlığı güçlü imgeyle aşarak şiirsel dil yaratırız. İmge rahme düşmüş cenindir. Özgün tasarımımızın estetik dışlaştırmakta doğumdur.

Ülkemizde cumhuriyet öncesi şiir akımlarına değinmeyeceğim. Toplumcu gerçekçi şiirin kalbi 40 kuşağı şairlerimizdir. Edebiyatımızın 40 kuşağı şairleri çok ağır bedeller ödediler. Kitapları toplatıldı. İşkencelerden geçtiler. Mesleklerinden atıldılar. Sürgünlere gönderildiler. Hapsedildiler. Nazım Hikmet’e hapisten sonra yurtsuzluk, Sabahattin Ali’ye katledilmek düştü. Saygıyla anıyorum ölümsüz şairlerimizi.

Garip Akımı temsilcileri (1. Yeniciler), toplumcu gerçekçi şiirin önüne ilk tuğlayı koyanlardır. İkinci Yeniciler, 1.Yenicilere karşı çıkıp onların çok çok gerisine düşen ve toplumcu gerçekçilerin önüne duvar örenlerdir. Bugünkü postmodernistlerin babaları burjuvalar, amcaları ikinci yeniciler ve Garip akımıdır. Dizilerde, filmlerde Garip Akımı, İkinci Yeni ve Necip Fazıl Kısakürek şiirleri okurlar. Bu bilinçli bir seçimdir, politiktir.

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Neoliberal Çağda Sanat-Siyaset İlişkisi" başlıklı MayaDergi Sekiz şimdi yayında.
This is default text for notification bar