Modern Çağın Zanaatçıları Yapay Zeka mı olacak?

Yapay zekâ bir müziği, şiiri, resmi ya da heykeli oluştururken insanlığın şu ana kadar alana ilişkin geçmiş birikimlerini veri olarak kabul ederek yola çıkar. Tarihsel süreçte kesintisiz kültürel devamlılığın sonucu olarak sanat da birikimli bir şekilde ileriye doğru gelişimini sürdürür.

Küreselleşme ve kapitalizmin geldiği yer itibarıyla artan nüfusla birlikte ihtiyaçların karşılanması için geliştirilen stratejiler doğrultusunda üretim süreçlerinde kullanılan akıllı makinelerin işlevi ve önemini gün geçtikçe arttırmıştır.

Yapay zekâ (YZ) tartışmalarının son yıllarda oldukça yaygınlaştığını bilim insanlarının bu konuda farklı gerekçelerle halihazırdaki çalışmaları ya destekleyen tarafta yer aldıklarını ya da ürettikleri çeşitli argümanlara dayalı, eleştirel bakış açısıyla karşı safta duruş sergilediklerini görüyoruz.

Elbette her koşulda yeniyi ortaya çıkaran olgular üzerine fazla çaba sarfetmeden methiyeler ya da reddiye yazmak oldukça kolaydır. Bu tartışmaların yürütülüş şekline baktığımızda alana ilişkin gelecek kuşakların yararlanacağı bilgi birikiminin kesintisiz bir şekilde artacağını görüyoruz. Bir anlamda gelecek, yapay zekânın yaşamın her alanında kullanılmaya başlandığı bir çağın müjdecisi olmakla birlikte belirsizliğe dayalı korkuların da varlığını sürdürdüğü anlara denk düşecektir.

Yapay zekâyı insanlığın sonu olarak görüp akıllı makinelerin cumhuriyetinde, önemsiz bir figürana dönüşeceğimizi savunanlar var. Kötü niyetli kullanım, yasal boşluklarla yeni gelişecek süreçlere karşı hazırlıksız yakalanma gibi kaygıların temelindeki belirsizlik, yapay zekayı insana eş bir şey olarak sınıfsız bir evrendeymişiz gibi anlamlandırma ve adlandırma yanlışından kaynaklanıyor.

Yapay zekâ çalışmalarının gelişmişlik düzeyi, bir bardak suda kopartılan fırtınanın çok ötesinde bir yeri imliyor. Her ne kadar bu çalışmalarda eskiye göre yol alınmış gibi görünse de insanlık tarihinin mecrasında daha emekleme evresindedir. Önümüzdeki günlerde neyin nereye nasıl evrileceğini elimizdeki verilerle bugünden kestirmek zor gibi görünüyor.

Sınıflı toplumlardaki genel karşıtlık üzerinden kısa bir değerlendirme yapacak olursak sermayeyi elinde tutan gücün, bütün bu çalışmalara ayırdığı araştırma geliştirme fonları, oldukça yüksek meblağlarda seyrediyor. Burjuvazi yeni ortaya çıkan sermaye birikimine dayalı sonuçları kendi sınıfının çıkarına kullanmaya başlayacaktır. Bununla birlikte sınıflar savaşımında yeni çatışkıların da ortaya çıkacağını yakın zamanda göreceğiz.

Bütün bu tartışmaların ışığında olayı sınıfsal olarak değerlendirirsek bizim temel yaklaşımımız üretim araçlarının kimin elinde olduğuna dayalı bir problem çözmeyi zorunlu kılacaktır. Mevcut çalışmalara oldukça pozitif yaklaşanlar, insansı robotların bütün toplumun refahı için kullanılacağını düşünüyor olabilir. Oysa yönetenlerin hevesi; ayak bağı olarak nitelendirdikleri, geleneksel saydıkları üretim ilişkisini ters yüz ederek parçalamak, her şeyi kendi lehine çevirmektir.

Efendiler, eskinin yerine koyacakları yeninin, kendilerine getirecek kazançları katlayarak çoğaltacak işleyişin mekanizmalarını şimdiden hayata geçirmek niyetindedir. Gelecekte akıllı makineler insanın yerini alacaksa efendilerinin emrinde yeni bir robot köleler sınıfı mı ortaya çıkacak? Ya da bilişsel gelişimlerini tamamlayan robotların erki eline geçirdiği insanların köleleştirildiği yeni bir dünya düzenine mi evrileceğiz?

Herkes durduğu yerden algı düzeyi ve yaşamı anlamlandırma çabaları doğrultusunda, bu tür soruları çoğaltarak dili döndüğünce durumu çözümleme çabası içerisinde olacaktır. Hayatın olağan akışında, hızla gelişen yeni durumlara karşı, bilimsel bilgiden hurafelere kadar geniş bir çerçeveden değerlendirmelerin giderek çeşitlenmesi normaldir.

Toplumsal ilişkilerde, soruların çeşitliliği kadar cevapların çeşitliliği de mümkündür. Ancak bu soruların yanıtlarını ve mantığını bugünden kestirmek oldukça zor görünüyor. Sürecin tarihsel gelişim çizgisini izleyerek bazı ipuçları ışığında durumu çözümlemeye çalışacağız.

YAPAY ZEKÂNIN TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ

Elektronik sayısal hesaplayıcı olarak tasarlanan ilk bilgisayarın adı ENIAC’tır. II. Dünya Savaşı sırasında ABD ordusunun teşvikiyle ilk çalışmalar John Mauchly ve Presper Eckert tarafından yapılmıştı. Altı yıl gibi bir zaman diliminde tasarım ve geliştirme çalışmaları devam etmiş, 1947 yılında ilk öncül olarak tasarlanan cihaz kamuoyuna tanıtılmıştır. Yaklaşık 30 ton ağırlığında tasarlanan bu ilk devasa alet, bu günkü kişisel bilgisayarlar ile karşılaştırıldığında baş döndürücü gelişmelerin hızını daha iyi kavramamızı sağlar.

Yapay zekâ fikri ilk defa ABD’de Dartmouth’ta düzenlenen bir bilimsel kongrede 1956 yılındaki toplantılarda ele alınmıştı. Burada insan zekasının özellikleriyle donatılmış akıllı makinelere ait bilgisayar programlarının geliştirilmesi olasılığı üzerinde durularak tartışmalar sürdürülmüştür. J.McCarthy, M.Minsky, C.Shannon, A.Nevvell ve H.Simon tartışmalar esnasında “Artificial Intelligence” terimini ortaya atmışlardır.

Bu terimin kusurlu olduğunu savunan Nevvell ve Simon gibi vb. bilim insanlarının itiraz ederek karşı koymalarına rağmen Artiftcial Intelligence kavramı yerleşmiştir.

Yapay Zeka kavramı da, -daha önce odaklanmış olduğum ve basitçe ifade etmek gerekirse- problem çözme yönündeki doğal zekanın, doğal olmayan bir sistem içerisine (tipik olarak bilgisayara) aktarılmasının bir sonucu olarak oluşturulmuştur.(1)

Tartışmaların ardından günümüzdeki çalışmaların öncülü ilk yapay zekâ programları geliştirilerek uygulama aşamasına geçilmiş, böylelikle çalışmalar başka bir safhaya evrilmiştir. Araştırmaların çıkış noktası bilgisayarı ya da makineyi, insan zihnine ait yetilerle kurgulayarak programlamak ve insanın becerilerini kopyalayarak algılama, sentezleme karar verme gibi bilişsel süreçleri yürütebilecek hale getirmektir.

YZ çalışmalarının zamanla ülkelerin bilimsel araştırma merkezlerinin gündeminde olması teknolojik ilerlemenin hız kazanmasıyla doğru orantılı olmuştur. Unutulmaması gereken asıl etken insana özgü problem çözme yetisine dayalı davranışların insanımsı aygıtlarla yerine getirme olasılığının belirli ölçülerde gerçekliğe dönüşüyor olmasıdır. Sosyal medya ağları üzerinden bu çalışmalara ait verilerin çok sık gündem teşkil etmesi, yeni çabaları ilgi odağı haline getirmiştir.

Biraz önce yukarıdaki paragraflarda yürütülen çalışmalılarla ilgili farklı görüşlerin olduğunu bunun da yaşadığımız zihin karışıklığı ve belirsizlikler içinde oldukça normal olduğunu belirtmiştik. Dilbilimci Noam Chomsky de insansı aygıtların yeteneklerine ilişkin pek olumlu düşünmeyen bilim insanlarından biri. Görüşlerini kamuoyu ile paylaşarak bir bilim insanı olarak toplumda farkındalık oluşturma görevini yerine getiriyor.

Noam Chomsky gibi pek çok bilim insanı hayatımıza son zamanlarda yaygınlaşarak giren ChatGPT vb. sohbet robotlarının; “bilişsel evrimin insan öncesi veya insan dışı bir aşamasında sıkışıp kaldıklarını” onların karşılaştıkları olay ve olguları açıklayamayacağını, bunları kopya üzerinden tanımlayabileceğini ya da tahmin edebileceğini vurguluyor.

İnsan dilinin ve zekasının taklit edilmesi yoluyla dil yeteneğine bağlı bilişsel yeterliliklere dayalı bilgi üretilemez. Dilin toplumsallığın bir ürünü olduğu, geçmişten geleceğe canlı bir organizma gibi birikimli olarak ilerlediğini kabul etmek zorundayız.

İnsanlar arası etkileşim, insanın dil yeteneğinin üretken olması için gereken şartların başında gelir. Bahsettiğimiz etkileşimdir ki insanın sorun çözmedeki becerisini diğer canlılarla hatta yapay zekâ uygulamalarına karşı onu daha güçlü kılmaktadır.

Yapay zekânın problem çözmeye odaklanarak yaratıcıları tarafından çeşitli algoritmalar üzerinden programlandığı gerçekliğinden bahsetmek doğru olsa da bunun beceri düzeyinde insanla kıyaslanamayacağı açıktır. Yalnız bir sorunun çözümünde tek yol olamayacağına göre sayısız olması gereken algoritmanın sınırlanarak insan zekasının bir problem karşısında çözmeye çalıştığı yolların bir kısmını bilişsel olarak programlayabileceği ortadadır.

Nöron adı verilen beyin hücreleri, karmaşık bir ağla birbirine bağlanarak elektrik sinyalleri yardımıyla bilgiyi işler. Nöronlar arsasında sıkı bir iletişim trafiğinin karşılıklı olarak sürdüğünü bu işletim sisteminin insana özgü bir yeterlilik olduğunu biliyoruz. YZ’de yapay bir sinir ağıyla, bir sorunu çözmek için birlikte çalışan yapay nöronların etkileşim halinde olduğu bir sistemin kurgulanması yukarıdaki birbiriyle etkileşim halindeki insana özgü durumla eşitlenemeyeceğini açık yüreklilikle söyleyebiliriz.

Bu bağlamda yapay zekâ insanın bilişsel süreçlerinin ancak bir yüzünü kopyalayabileceği gerçekliğiyle bizi karşı karşıya bırakır. Yapay zekâ teknolojileri insana özgü algı, içgörü ve yaratıcı eylem konusunda geçmişin birikim ve deneyimlerinin bir sonucu olan yaratıcılığın ve uzmanlıklarının yerini alacak becerilerden oldukça uzaktadır. İnsan zekâsının problem çözme yetisi problemin niteliğine ve bağlamına göre çeşitlilik gösterir. Burada rastlantısal olarak gelişen çözüm yollarının da anlık olabileceğine dikkat çekmek isterim.

Taklit diyebileceğimiz yapay zekânın aslına göre matematiksel işlemleri hızlı tarayıcılarla farklı yolları da gözeterek çözebileceğini zaten biliyoruz. Var olandan bilginin donuk halinden hareket eden yapay zekânın beynin bir demosu olduğunu söylemeliyiz. Demo vurgusu yaptığımız şey aslına göre teknik beceri gerektiren çözümlerde ne kadar hızlı davranırsa davransın yaratıcı süreçler gerektiren iş ve işlemlerde aynı başarıyı gösteremeyeceğidir.

Yine irdelenmesi gereken başka bir soru; yapay zekâ, insan zekâsını taklit ederken hafızasına kaydettiği verilere dayalı olarak kendisini geliştirme ve yenileyebilme becerisine göre problem çözebilme yeteneğine sahip olabilecek midir?

Şimdi açıklamaların ışığında dosya konumuza gelelim. Okuyucunun zihnindeki sorulara bazı yanıtlar bulabilmek adına konuyu sanatla ilişkilendirerek ilerlemek istiyorum. Sanatsal süreçlerde YZ’nin kullanımına geldiğimizde, sanatın anlatım biçimlerinin çeşitliliğine dayalı biricikliği kıyaslama konusunda daha ilk baştan işi zorlaştırıyor. Günlük konuşma dilinin dışında bir birikim ve soyutlama gerektiren estetik yaratımın süreçleri oldukça karmaşıktır. Bu bağlamda yapay zekanın teknik alanlardaki işlerde kullanımında gözle görülür başarının sanatsal üretimde yakalanamayacağı ortadadır.

Noam Chomsky yapay zekâ yerine “Plagiat yazılımı” adlandırmasını uygun buluyor. Bu tür çalışmalara ihtiyatlı yaklaşarak tartışmalı konuyla ilgili düşüncelerini şöyle açıklıyor: “İnsan zihni, ChatGPT ve benzeri gibi, bir konuşmaya veya bilimsel bir soruya en makul cevabı elde etmek için yüzlerce terabayt verinin açgözlü bir istatistik makinesi değildir. Aksine insan zihni, sınırlı miktarda bilgi ile çalışan şaşırtıcı derecede verimli ve zarif bir sistemdir. Verilerden kaynaklanan bağlantılara zarar vermeye değil, açıklamalar üretmeye çalışıyor.” “O zaman ‘Yapay Zeka’ demeyi bırakıp, ne olduğunu söyleyelim ve ‘Plagiat yazılımı’ yapalım çünkü “Hiçbir şey yaratmıyor, var olan sanatçıların eserlerini kopyalayıp telif hakkı kanunlarından kaçacak kadar modifiye ediyor.” Bu, Avrupalı sömürgecilerin Amerikan Yerlilerinin topraklarına geldiklerinden beri kaydedilen en büyük fikri mülkiyet hırsızlığıdır.” Noam Chomsky, New York Times – 8 Mart 2023

YZ bir müziği, şiiri, resmi ya da heykeli oluştururken insanlığın şu ana kadar alana ilişkin geçmiş birikimlerini veri olarak kabul ederek yola çıkar. Tarihsel süreçte kesintisiz kültürel devamlılığın sonucu olarak sanat da birikimli bir şekilde ileriye doğru gelişimini sürdürür.

Gelenek her koşulda yeniyi içinde barındıran akışkan yapısıyla tarihsel alt üst oluşlarda sıçramalı bir çizgide yeni biçimlerle varlığını sürdürür. Yani yaratıcı süreçlerin etkileşimlerinden yola çıkılarak bir şey yaratılmadığında iş farklılaşır. Kopya üzerinden geleneği ve şimdiyi kapsayacak şekilde bir modifiye sistem kurulur. Bu özelliğiyle de telif haklarını bir şekilde ihlal ettiğini, haksız kazançlara yol açtığını sıklıkla görüyoruz. Hoyratça kültürel mirasın yağmalanması gelecekte de insanlığı, işin içinden çıkılamaz pek çok sorunla karşı karşıya getirecektir.

Bir anlamda anonim diyebileceğimiz sanatsal bilgi birikimine ait kültür-sanat mirasının sanat akımları üzerinden sanatçıların gelişim çizgisi de izlenerek özellikler itibarıyla geçmişin taranmasıyla bilinç düzeyine çıkarılır. Bu da ortak bir imge havuzunun gayet donuk bir şekilde günümüze taşınmasından başka bir şey değildir. Artık üretilenler yaratıcılık gerektiren süreçleri içermediğinden ortalama olan yani zanaat bazında değerlendirilmesi gerekecek.

Ortalama yani vasatı önceleyen YZ uygulamalarının geçmişin zanaatçılarının yerini almaya başladığını üretilen ürünlerin biricik olma özelliği sergileyen sanat eseri yerine birbirinin taklidi olan modern çağın zanaat üretimlerini ortaya çıkarır. “Yapay zekâ (YZ) sanatı çoğunlukla üretken karşıt ağlar (Generative Adversarial Networks, GAN) kullanılarak yaratılır. GAN, bir parça oluşturmak için birbirine karşıt çalışan iki makine zekâsından oluşur. Birbirine zıt çalışan bu ikiz makine zihinleri, jeneratör ve ayırt edici olarak bilinir. GAN’a büyük bir veri seti verildiğinde, jeneratör rastgele nesneler, sesler veya oluşturulması istenen her şeyi oluşturur. Daha sonra oluşturduğu verileri, veri setinde bulunan sanatsal görüntülerle eşleştirir. GAN temelde emsallerden öğrenir ve sonra kaotik zihin ile analitik arasındaki bağlantıya dayanarak kendi ifadesini yaratır.(2)

Yukarıdaki paragraf sanatsal sürecin ortaya çıkışı sistemsel olarak işleyişini kapsayacak şekilde görünür kılmaktadır. Kaotik zihin ile analitik zihin arasındaki bağlantı yaratıcılık süreçlerini içermeyen var olanı ya da bir tarihsel birikimi dondurarak şu ana düğümleyen kopyadan başka bir şey değildir.

Okuyucunun kafasında söylediklerimizi biraz daha berraklaştırmak ve daha rafine hale getirmek gerektiği konusunda daha başka açılımlar da yapmak zorundayız. Yoksa tüm söylediklerimiz havada kalacak bir şekliyle kafalarımızda karmaşıklığa yol açacaktır. Bir bilgisayar programı olarak tasarlanan YZ işlemleri salt sözdizimsel olarak tanımlanan bir algoritmaya sahiptir. Oysa bilincin bir ürünü olan, düşünceler, duygular vb. sözdizimin ötesinde bilişsel süreçleri gerektirir. İşte tam bu noktada yapay zekâ işlemcileri bir insanın zihinsel fonksiyonlarının bir kısmını içermekle birlikte insan bilincinin yaratıcılık gerektiren özelliklerini tamamen kopyalayamaz.

Kopyalanan bilginin üreteceği sanat daha önce bahsettiğimiz gibi anonim olacaktır. Hiçbir zaman verilenin dışına çıkamayacağı için hep geçmişin fosilleşmiş bilgileriyle hareket etmek zorundadır. Bu zorunluluk geleceği önceden öngöremeyen bir körlüğü ihsan zihninin kopyası içinde taşlaşmış olarak bilgiyi muhafaza eder. Çünkü anlık düşünmeyi de kapsayan bir eylemi gerekli kılan yaratıcı süreçlerin bu programların içeriğinde yer almadığını ya da alamayacağını sistemin özellikleri itibarıyla söylemek zorundayız.

Bizim sormak istediğimiz; ‘tanımından yola çıkarak, dijital bilgisayarlar düşünebilir mi?’ Yani, ‘Doğru bilgisayar programını gerekli girdi çıktılar ile yüklemek ve işletmek düşünmek için yeterli midir?’ Bu sorunun cevabı, öncekilerden farklı olarak kesin bir hayırdır. Hayır olmasının sebebi ise, daha önce belirttiğimiz gibi, bilgisayar programının sadece sözdizimsel olarak tanımlanmasıdır. Oysa düşünmek, anlamsız sembolleri işletmenin ötesinde anlam dizimsel içeriği de kapsar.(3)

Anlam dizimsel içeriğe sahip olmayan bir programın bizim önceki paragraflarda belirttiğimiz gibi yapacağı sanatsal üretimler, gerçek sanatın çok dışında zanaat düzeyinde kalmak zorundadır. İnsan zihni bir dizi biyolojik sürecin sonucunda nöronlar arası iletişimle aktif hale gelebilen bir sistemdir. İnsan aklı, canlı biyolojik bir bütünsellik içerisinde gelişmiş bir düzeneğe sahiptir. Bahsedilen özelikleriyle de makine kurgusunun ve işletim sistemlerinin çok ötesinde bir sistemin çıktılarını sentez ve analizle nesnel hale getirir.

Gelişmiş algoritmalara sahip dijital ve sinir biliminden beslenen bir disiplin olan yapay zeka insana özgü bilişsel yeteneklere benzer şekilde akıl yürütme anlama, öğrenme ve uygulama faaliyetlerini gerçekleştiren sistemlerdir. Ancak rutin ve işlem örüntüsü olan analitik zekaya yönelik işleri başarılı bir biçimde yerine getirirken duygusal zekaya yönelik empati adaptasyon ve tasarım gerektiren yüksek belirsiz içeren işlerde kullanımı kısıtlıdır.(4)

SANAT MI ZANAAT MI?

İnsan zekâsını taklit ederek adeta onun küçük ölçekli bir demosu niteliğinde bir algoritmaya sahip yapay zekâ algılama, öğrenme karar verme gibi süreçler gibi insana ait özelliklerin bir kısmıyla da olsa günümüzde sanatsal çalışmalarda yaygın bir kullanıma sahiptir.

Zanaat; insanın günlük ihtiyaçlarını gidermek için yapılan içinde, zaman zaman sanata ilişkin nüveler de barındıran; çıraklık, kalfalık ve ustalık süreçlerini zorunlu kılan bir süreçtir. Sanatta estetik bir beklentiyle üretim söz konusuyken zanaatta piyasaya dönük bir işlevsellikle insanların gereksinimlerini gidermeye yönelik üretim vardır.

Sanatkâr ise her defasında bir öncekiyle benzerlik göstermeyen özgün bir eser ortaya koymaya çalışır. O yüzden sanat eserinin biricik ve özel olduğuna dair vurgumuzu satır aralarında sürekli yapıyoruz. Peki, günümüzde yapay zekayı anonim bilgiden yararlanma ve insan birikiminin kopyası olma özelliklerinden yola çıkarak modern zamanların zanaatkarları olarak niteleyebilir miyiz?

Yönelttiğimiz soruyu uzatmadan cevaplayalım. Elbette hiç zorlanmadan sanat eseri zanaat arasındaki tanımlamalardan yola çıkarak sanata özgü estetik ve biricikliği içermeyen her ürünün birbirinin kopyası olması nedeniyle zanaat ürünü olarak sayabiliriz.

Geçenlerde, yapay zekâya beş büyük heykeltıraşın eserlerinin belirgin özellikleri yüklenerek bir çalışma yapıldı. Farklı zamanda ve coğrafyalarda yaşamış beş heykeltraşın üslup özelliklerinin bir sentezi olarak ortaya çıkan heykel Stockholm’de sergilendi.

İsveçli bir mühendislik şirketi; “Michelangelo, Auguste Rodin, Käthe Kollwitz, Takamura Kotaro ve Augusta Savage” gibi heykel sanatının önemli isimlerinden derlediği bilgiyle “Impossible Statue” adlı heykeli sanatçıların beğenisine sundu.

Şimdi gelelim yukarıdaki yapay zekâ uygulamasının artı ve eksilerini değerlendirmeye. Bu haliyle bu eser sadece beş sanatçının değil aynı zamanda onların yaşadığı zamanın da tarihsel düzlemdeki sanatsal birikimini kopyalayarak anonim bir havuz yaratmıştır.

TDK ye göre sanat; “Bir duygu, tasarı, güzellik vb.nin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık.” olarak değerlendirilmektedir.

Bu heykelde taklide dayalı bir tasarımdan söz edilebilir. Fakat duygu ve yaratıcılıktan bahsetmek fazlasıyla abartı olur. Çünkü duygusal zekaya yönelik empati adaptasyon ve tasarım gerektiren yüksek belirsizlik içeren işlerde kullanımını içeren bir uygulama ile karşı karşıyayız.

Kimilerince yapay zekânın insan yaratıcılığına rakip olduğu bir dönemden olduğumuz savı oldukça sık dillendirilmektedir. Bu tür düşüncelerin oldukça abartıldığı gerçeklikle tam örtüşmediği kanısındayım.

Çünkü YZ kendisine dikte edilen seçili anahtar sözcüklerle bir metin oluşturma, şiir yazma, resim yapabilme yetilerinin sonucu olarak insan beğenilerine hitap eden eserler koyabilse de ortaya çıkan şey her ne olursa olsun ileri doğru bir sıçrama olmayıp tersine her saniyede geride kalacak bir zanaatkarın aynılaşan ürünlerini piyasaya sürülmesinden başka bir şey değildir.

Hayatın her alanına giren ve hızla büyüyen yapay zekânın tasarımcıların işlerini büyük ölçüde hızlandırdığı ve zanaatı mükemmelleştirdiği ifade ediliyor. Yapay zekâ teknolojileri hızla gelişse de, karmaşık ve özgün problemlerin çözümünde hala insanların fikirleri, sezgileri ve yaratıcılığına ihtiyaç duyuluyor.(5)

Alıntıdan da anlaşılacağı üzere yapay zekâ zanaatı mükemmelleştiren modern bir zanaatçıdan başka bir şey değildir. Değildir diyorum çünkü sıkça tekrarladığımız gibi ortaya özgün bir şey konulamamaktadır. Yapay zekâ endüstrisinin hızlı bir gelişim içerisinde olduğu yadsınamaz. Fakat bu endüstrinin zanaat özelliği gösteren sektörlerde kullanımının yaygınlaşacağı üretim süreçlerinin eskiye göre hızlanacağını öngörebiliriz.

Son yıllarda dijital zanaat ürünlerinin internet ağları vasıtasıyla piyasaya sürüldüğü oldukça da geniş bir ticaret hacmine sahip olma açısından gelecek vadettiğini görmekteyiz. İnsanların sanatsal çalışmalarında ön açıcı sonuçlar ortaya koyabilir. Fakat insanın sanatsal faaliyetlerinin yerini alacağını söylemek yanlış olur.

Ezcümle, sonsuzluğa akıp giden insanlık tarihinde insanın inkârı zaten başka bir dönemin başlangıcıdır. Böyle bir durum, sınıf karşıtlıklarının alacağı biçimler ve sınıf mücadelesinin seyriyle insanlık açısından yeniden tanımlanacaktır.

N O T L A R

(1) Utku Köse Yapay Zeka Felsefesi Doğu Kitabevi.pdf syf:19

(2) https://pharmaino.com/sanatta-yapay-zeka/

(3) Cogito Sayı 013 Yapay Zeka YKY.pdf syf:63

(4) https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2207007

(5) https://www.dunya.com

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Neoliberal Çağda Sanat-Siyaset İlişkisi" başlıklı MayaDergi Sekiz şimdi yayında.
This is default text for notification bar