Kadınlar Memnuniyetsizlik Duyamayacak Kadar Yorgundur

Jelinek “Aşık Kadınlar” adlı romanını 1975 yılında yazmış. Bu romanda iki genç kadının, Brigette ve Paula’nın birbirine paralel ilerleyen hikayesi anlatılır. Birincisi şehirde ikincisi köyde yaşayan bu iki ana karakter kendilerine bir gelecek sunabilecek erkeklerle evlenmek ister. Aynı gibi görünen hikâye temelde bambaşkadır.

Avusturyalı bir yazar Elfriede Jelinek. Her romanı yayımlandığında ülkesinde ve dünyada büyük tartışmalara yol açmış. Bazı eleştirmen ve okurlar tarafından müstehcen, vahşi, saldırgan bulunurken kendi ülkesinin insanları daha da ileri giderek “yuvasına pisleyen” olarak nitelemişlerdir. Ancak her büyük yazarda olduğu gibi Jelinek de kutsallık atfedilen değerleri, içinde büyüdükleri kültürün, yakınlarının kusurlarını, yanlışlarını, çürüklerini yabancılardan önce görmek ve onlarla yüzleşecek cesareti göstermiştir.

2004 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü alır Jelinek. Yeni bir tartışmayı da başlatır. Nobel akademi üyesi K. AHNLUND, Jelinek’e ödül verilmesine karşı çıkar, onun eserlerini kaotik ve pornografik olarak nitelendirir. Jelinek ise ödülü kabul edişiyle ilgili şöyle der: “Bu ödülü sadece kendim için değil, kadın edebiyatının vekili olarak alıyorum. Yani onu geri çevirme gibi bir lüksüm yok.

Jelinek “Aşık Kadınlar” adlı romanını 1975 yılında yazmış. Bu romanda iki genç kadının, Brigette ve Paula’nın birbirine paralel ilerleyen hikayesi anlatılır. Birincisi şehirde ikincisi köyde yaşayan bu iki ana karakter kendilerine bir gelecek sunabilecek erkeklerle evlenmek ister. Aynı gibi görünen hikâye temelde bambaşkadır.

Romanda katı bir gerçekçilik hakimdir. Halkın eğitimsizliği ve en şeytani yanları anlatılır. Kadın karakterlerde dayanışma şöyle dursun açık bir düşmanlık vardır. Kapitalizmin çarpıklıkları öyle anlatılmıştır ki tiksindirici ve rahatsız edici cümleler özellikle seçilmiştir. Bunun için ironiye başvurmuş, çoğunlukla sistemin ağzıyla konuşmuştur. Böylelikle okur süslü duygusal cümleleri okumak yerine hep çivili bir sandalyede oturduğunu hissettiren metinle karşı karşıya kalmıştır.

70’li yıllar Avusturya’sının geleneksel bir yapısı vardır. Ataerkil bu yapıda kültürel ve ekonomik koşullar bir belgesel kadar gerçekçi anlatılır, o yüzden iki karakter sadece ataerkinin değil kapitalizmin de kurbanı olurlar. Tam bu dramda üçüncü kadın karakter Susi çıkar. Susi üst sınıftan biridir. Bir kadın olarak erkeklerden aşağı görünmesine rağmen bir insan olarak Brigette’nin sevgilisi Heinz’dan üstündür.

Romanın adı Aşık Kadınlar olsa da konusu aşk değildir. Hatta bu romana nefret romanı bile denilebilir.

Bu romanı okurken Wilhelm Reich’ın “Dinle, Küçük Adam” adlı eserini okumalısınız. Böylelikle duygudan yoksun ve başkaları tarafından güdülen insanları, daha doğrusu insanların hayvani yönünü en ince ayrıntısına kadar keşfedeceksiniz.  Ayrıca Bertolt Brecht’i de anımsamamızda yarar var.  

Romanın en dikkat çekici yönü biçem ve üslup yönüdür. En önemlisi cümlelerin ve özel isimlerin büyük harfle başlamıyor olması. Böylelikle karakterlerin sıradanlığı biçimle vurgulanmış olur. Öte yandan tekrar eden kelime ve cümleler vardır. Bunlar da biçim ile içeriği o kadar örtüşmüştür ki karakterlerin tek düze hayatı ancak bu şekilde verilebilirdi.

Elfriede Jelinek

Jelinek’in bu romanında en dikkati çeken yön birçok romanda gördüğümüz okuyucu ile roman karakterleri arasındaki empatinin asla olmaması. Tam tersine okuyucu bu tür tuzaklara düşmeden gerektiği şekilde eleştiri hakkını kullanabilmelidir.

Ayrıntılı bir şekilde çevre tasvirlerinin, kişilik analizlerinin olmadığını da belirtelim. Ve kullandığı çoğu kelimenin fabrikayla, üretimle ilgili olduğunu da ekleyelim.

Klasik romanda özellikle Rus klasiklerinde yazar zaman zaman araya girerek okuyucuya bilgi verir hatta okuyucuyu yönlendirirdi. Bu romanda romanın anlatım biçimi gereği belki de bambaşka yorumsal açılımlar görülmektedir:

 …fakat şimdilik Brigette’nin nefretini özenle saklaması gerekir çünkü henüz hiç kimsedir, yani sutyen diken bir terzi ve biri olmak ister, yani Heinz’ın karısı. (s. 85)

…işte aşk bilmem kaçıncı kez geldi ama daha iyi bir hayat Paula için henüz başlamadı, artık yaşamın ve gelişimin bu karışık meseleye el atmasının zamanı. (s.88)

Okuyucuyla tartışmak ister gibi bazen olayın akışını kesiverir: …Paula eve döneceği anı dört gözle bekler. Paula deneyine dair elimizde hiçbir veri olmaması ne acı. (s. 90)

Her cümlesinde inanılmaz bir titizlik vardır, bu sefer okuyucunun hayal gücünü geliştirmesini ister. Zaten okurken zaman zaman durmamızın nedeni budur.

…Merhaba, Erich’i görmeye gidiyordum, diye cıvıldar Paula ama daha fazlası olmaz. (s. 92)

Çoğu zaman ironik, müstehzi yönü ağır basan feminizmin algoritmalarını yakalayacağımız cümleler de çok fazladır:

…Paula, Erich’in işgücünü kendi kirli hedefleri için, küçük bir ev, bir çocuk ve bir araba için şüphesiz istismar edecektir. Paula’nın Erich’ten göreceği fayda, Erich’in Paula’ya atacağı dayaklarla dengelenemez. Dayak hiçbir zaman paranın dengi olmaz. Para dayaktan daha ağırdır.

Paula’nın ise sunabileceği tek şey kendisi ve aşkıdır.

ki çok azdır. (s. 93)

Vurucu bir o kadar yerli yerinde kullanılan kelimeler bütün bir cümlenin anlamı gibidir: … duyduğu hafif acı unutulabilir bir şeydir, Paula çok fena daha acılar görmüştür. Aşk, acılar hiyerarşisinde küçük bir acıdır, derken Erich bağlantıyı koparıp neredeyse hiç etkilenmemiş gibi karnından uzaklaştığında, kendini temizleyip ŞEYİNİ yerine koyup düğmelerini iliklediğinde Paula’nın umutları yine çürük samanların içine düşer. Ama insan umudunu kaybetse bile yine de dinlenebilir. Hem yatmak bebeğe de iyi gelebilir. (s. 124)

Roman boyunca erkeklik organını açıkça yazarken burada şey olarak nitelendirmiştir. Eril dili feminen açıdan kullanırken burada artık Paula için bitmiş bir alet vardır.

Jelinek, bu roman konusunu özetlerken aslında bir memleket romanı da yazmadığını, bütün anlatılanların evrensel olduğunu belirtir.

Öte yandan aforizma, özlü söz, vecize nasıl adlandırırsak böyle bizi etkileyen sözler de çok:
…Heinz elektrikçi olmak ister. insan bir şey öğrenince önceden olduğundan daha fazlası olur, ayrıca hiçbir şey öğrenmemiş herkesten de daha fazladır. (s. 27)

Mesela şu söz bence tam bir aforizma: …Paula’nın annesi çok geç kaldığı için artık hiçbir şey dilemeyecek olduğundan halinden memnundur. (s. 89)

Söylenecek değil hissedilecek şeyler vardır. (s. 116)

Çocuk doğurmak nihayetinde çocuk mutlu olsun diye değil, kendisine armağan verilen erkek mutlu olsun diyedir. (s. 126)

Kaderi olan biri varsa o bir erkektir, kendisine kader tayin edilen biri varsa o bir kadındır. (s. 13)

Eninde sonunda roman bir kurgudur. Romancı kurguyla hakikati gölgeleyen gerçeği de aydınlatır. Yani romancının bakışı/ bilinci yarattığı gerçeklikle okurda yeni algı kapıları açar. Dolayısıyla nitelikli bir eser edebi bir haz yanında kültürel zenginlik kazanabileceğimiz ürünlerdir. Aşık kadınlar bu iki özelliği de taşıyor.

Bu romanı okurken Avusturya’yı, o dönemi ve E. Jelinek’in hayatını bilmek gerek belki. Çünkü onun yaşama biçiminin ve içinde bulunduğu zamanın/ortamın etkileri yoğundur. Az da olsa gelenekle modernlik arasındaki ülkesini anlatır. Derinlikli bir bakış ve acıtıcı bir yolculuğun ürünüdür anlatıları. Okuyucuda bambaşka bir ufuk açarken yalın gerçekçi anlatımıyla ne kadar usta bir yazar olduğunu kanıtlamıştır. Yerli gibi görünür ama o ölçüde de evrenseldir anlattıkları.

Bir kadınlık hikayesi okuduk! En çok küçük adamların hikayesiydi anlatılan. Dünyaya hâkim olan. Okuyun, romanın çarpıcı diline hayran olacak, toplumsal klişelerin saçmalığına bir kez daha tanık olacaksınız. Ayrıca karşınızda bir ikon var. Böyle bir anlatıcıya yüzünüzü döndüğünüzde ufkunuz zenginleşecek.

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Neoliberal Çağda Sanat-Siyaset İlişkisi" başlıklı MayaDergi Sekiz şimdi yayında.
This is default text for notification bar