Biçime Dair Birkaç Değini

Tema ile güncel arasındaki ilişki vardır. Sanat eserinin felsefi sorgulamasını taşıyan tema, güncellik adına amorflaşır, tarih dışına ve felsefenin dışına çıkar. Güncellik veya günceli yakalamak için yapılan edebiyat her zaman ansalın kıyısında kalır.

Bizde biçim tartışmaları biraz mistik ve ezoterik yorumlarla şekillenir. Biçim üzerine hiç düşünmeyenlerin sanat eserinin biçimi üzerine yorum yapmaları veya sanatçının ürettiği biçimin toplumsal karşılığı üzerine hiç düşünmedikleri için biçim sanat eserlerinde hep muğlak bırakılmıştır. Fakat sanatçılarda genellikle gayriihtiyari davranır yaratacağı biçime dair hiç düşünmez. Daha çok var olan biçimlerin devamcısı olur. Bir çeşit hazırlopculuktur bu. Bu ise eserin öznel dokusunu deforme eder ve sanatın zanaata dönmesini sağlar. Genel bir kalıplaşma oluşur önceden farklı biçim üretenlerde bu kalıplaşmanın dokusunda dolayı toplumsal karşılığının anlaşılması engellenmiş olur.

Fakat biçimin böyle alacalı bulacalı ve muğlak olmasının en önemli nedeni sanırım İkinci Yeniciler’dir. İkinci Yeniciler biçime dair onlarca şey söylemelerine rağmen, ürettikleri ile biçim arasındaki ilişkiye dair hiç düşünmemişler sanki. Genel olarak atonal müzikten etkilendiklerine dair söylemler olsa da şiirlerinde atonal müziğin biçimsel özelliklerini taşıyan fazla özellikler görmeyiz. İkinci Yeniciler’in teorik söylemleri daha çok iki kişi tarafından yürütülmüştür. İlhan Berk ve Cemal Süreya.

İkinci Yeniciler’le başlayan anlama itiraz bilakis Dada hareketinden gelen bir söylemdir. Fakat bu durumu bile pek anlamamışlar gibi. Bu sanat hareketinde şekillenen biçim ve içeriğin geriye atılması daha çok burjuva ideolojisinin yarattığı ideolojik hegemonyaya tepkidir. Anlama karşı anlamsızlığı savunmalarındaki amaç burjuva ideolojisinin söylem alanındaki baskısını hafifletmek ve yeni bir yol açmak içindir. Bu itiraz ve bu itirazın biçimi onlarda da pek oturmamış gibidir. Tek yaptıkları cümle kuruluşlarını parçalamak yeni sekanslar oluşturmak. Resimdeki ve müzikteki güçlü itirazı şiirde pek göremediğimiz gibi şiir ve biçim arasındaki ilişkiyi parçalamışlar gibi. Kübizm, Dada, Sürrealist hareketler resim ve müzikte belirli bir biçim oluşturdukları halde aynı derinliği ve biçimi şiirde göremeyiz. Biçimin şiirde amorf edilmesi biçim üzerine pek düşünmemeyi de birlikte getirmiştir.

Bu yüzden İkinci Yeniciler geçmişten gelen ve an içinde olan çoğu biçimleri tekrar etmişlerdir. Fakat bunun en önemli nedeni İkinci Yeniciler’in yetersiz siyasal birikimleridir. Körü körüne CHP’ye bağlılık genel Cumhuriyet sürecinin sorgulanmaması ve ideolojik olarak pozitivizmden kopmamalarıdır. Bu olgucu anlayış ve gençlikleri, yetersiz felsefi birikimleri nesnelliği algılamalarına engeldi. Buna rağmen hala günümüzde İkinci Yeniciler’e büyük anlam yüklenir. Bütünlük yitiminin yoğun olduğu bu sanat hareketine bu kadar çok anlam yüklemek yanlıştır. Fakat bu hareketin sürekli öne çıkarılma nedeni burjuva ideolojisinin genel çıkarlarına uygun olduğu ve Türk İslam sentezli anlayışın dışına çıkmadıkları için. En önemlisi işçi sınıfının sanat hareketi olmamalarıdır.

İkinci Yeniciler’den İlhan Berk egosu, takıntılı ruh hali ve sadece imgeleri değil biçimleri de çalmaya meyilli olması buna rağmen kendini farklı bir imajla sunması bu ve aldatıcı duruma genel eleştirmenlerin katılması biçimin muğlaklaşmasını sağlamıştır. Böylece biçim üzerine yapılması gereken tartışmalardan uzaklaştık.

Yine kendini entelektüel edasıyla sunan Cemal Süreya, biçim üzerine düşünmemiş gibidir. Eğer şiir sanatını sadece imge kurmak sanıyorsanız, bu tartışmayı burada kapatalım. Biçimin her zaman bir ideolojik karşılığı vardır. Bu tavır sanatçının ideolojik mevzilenmesini gösterir.

Fakat İkinci Yeniciler’de muğlaklıklarına eski ve yeni biçimlerine rağmen ortaya çıkan kısmi de olsa bir biçim vardır. Bu müzikten ve sözden, gelenekten kopuşu işaret eder. Buna ne kadar yenilikçi ve devrimci diyebiliriz, ayrı bir tartışma. Bence yenilik var, var olmasına da devrimci değil. Daha çok Kübizm, Dada ve Sürrealizmin devamı gibi görünse de İkinci Yeni şok etme, gazetelerin magazin kültürü, sinema ve genel fragmanlaşmanın getirdiği jeste dayanan bir biçim öne çıkarmışlardır. Bütün bunlar bir keşmekeş ve kaos yaratmış şiir ve biçim tartışmalarının önü kesilmiştir.

Bizde biçim olarak köklü çıkışı daha çok Nazım Hikmet ve Yahya Kemal’de görürüz. Yahya Kemal Türkçe, aruzu yeniden üretmiş, eskiden getirdikleri olsa da böylece kalıcılığı ve devamlılığını sağlamıştır. Nazım Hikmet sadece serbest vezini üretmemiş, çok sesli şiirin ve müziksel dokusuyla senfonik şiirin biçimiyle var etmiştir. Fakat bunun yanında ürettiği destan biçimindeki şiirler en büyük handikabı olmuştur. Romanın genelleştiği toplumda destan biçimindeki şiirler ister istemez gereksiz uzatmaları ve imgeyi ötelemeyi, gevezeliği içinde taşır. Bütün bunlara rağmen muhteşem destanlardır onlar. Her yeni ister istemez kendi içinde yetersizlikler barındırabilir.

Enver Gökçe ve Ahmed Arif. Enver Gökçe’nin biçim anlamında önemi halk şiirini yeniden özgür koşukta üretmesidir. Kendisi türküler içinde yoğrulmuş gelmiş bir sanatçıdır. Ahmed Arif, Enver Gökçe’den etkilenmiştir. Fakat biçimi Enver Gökçe’den biraz farklıdır. Ahmed Arif dengbej kültürünün içinde gelmiştir. Destandan daha çok bir çeşit masal anlatıcı kültürünü yeni özgür koşukta üretmiştir. Bu iki biçimi modernleştirerek günümüze getirmişlerdir. Burada Ziya Gökalp’ın başını çektiği hars adı altında sürekli dayatılan türkü formunu paramparça etmişlerdir. Onların devrimci ve avangartlığı bu biçimi üretmeleriyle ilgilidir.

Yelken dergisinin iki şairi Şükran Kurdakul ve Afşar Timuçin daha çok doğu ve batıyı birlikte gören ve bu birlikteliği, divan ve halk şiirinin birleştirerek yeni bir biçimle üretilmesini sağlamıştır. Bu zor görevi yerine getirişlerdir. Biçime yeni bir katkı sunmuşlardır.

Biçim tartışmaları önemlidir. Fakat biçimin devrimci karakteri görünmediği sürece sorunsalıdır. Bu karakter açığa çıkarılmadan ya da anlaşılmadan biçim tartışması yapmak havanda su dövmektir. Burjuva edebiyatçıları her zaman biçimin devrimci özünün üstünü örter. Yeni biçimleri kurmak gerçekten zor ve yoğun düşünsel çaba ister.

Biçime dair bir iki açıklama yapmak gerek. Güncellikle ansal’a gömülme ve bunun yarattığı hazırlopculuk biçimin en büyük düşmanıdır. Bu tarz tekrarları ve alışkanlıkları üretirken genel şiir algısının da çürümesine hizmet eder. Aynılaşma hızlanır biçimin devrimci özü unutulur.

Sanatsal savaşım ansal değildir. Bu korkunç yanılsama, sanatın nesnel algısını ortada kaldırır. Sanatçı ansal taleplere uygun sanat yaptığı sürece, anın pragmatik ve modernizmin şekillendirdiği popülist sanatı şekillendiren bir yazıcıya dönüşür.

Sanat eserinde içkin olan tarih algısı diyalektik bir doku taşır. Bunu geçmişten, andan ve gelecekten kopartmanın imkânı yoktur. Bu durum sanat eserinin yetkin bir sorgulama sürecinden ortaya çıktığını gösterir bize. Burada ortaya çıkan kafa emeği olgulara tarih içinde bütünlüklü bakmayı getirtir. Ansal’a gömülen günün pragmatik dokusuna uygun hareket eder. Olguları tek tek parçalayarak, olguları tarihsel bağlamından kopartır. Böylece düşünce ayaklarını kaybeder, boşlukta salınan nesnelere dönüşür. İdealizm genelleşir.

Tema ile güncel arasındaki ilişki vardır. Sanat eserinin felsefi sorgulamasını taşıyan tema, güncellik adına amorflaşır, tarih dışına ve felsefenin dışına çıkar. Güncellik veya günceli yakalamak için yapılan edebiyat her zaman ansalın kıyısında kalır. Günün talepleri temanın sıradanlaşmasına neden olur. Bu sıradanlaşma süreç içinde genel modern yazının popülerliği üzerinden birleşerek gazeteci biçimiyle birleşerek bir haber yazımına dönüşür. Günceli yakalamak bilakis Marksist yazın içinde fazla bir etki yaratmıştır. Propaganda ve toplumsal bilinci değiştirmek için izlenen bu yol, sanat eseri ve tarihsel bağlam arasındaki ilişkiyi göz ardı etmenin yollarını yaratmıştır. Bu tarz genel Marksist düşüncenin eleştirisini dışarda tutarak düşüncenin statikleşmesini sağlamıştır. Marksizm dogmalara dönüşmesi ve eleştiri ile gelişme olanaklarını yitirmesi bu sürecin sonucudur. Günü kurtarmak adına yapılan edebiyat, eleştiriyi ortadan kaldırmış cemaatleşmeyi yaratmıştır.

Bu süreç tema ve biçim tekdüzeleşmiş kalıplara ve biçimsel tekrarlara dönüşmüştür. Bu tarzı devam ettiren dogmatik geleneklerle tartışmanın imkânı ortadan kalkmıştır. Şiiri sadece Nazım Hikmet, Ahmed Arif, Rıfat Ilgaz ve benzeri tarzı sanan dogmatik bir doku oluşmuştur.

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Neoliberal Çağda Sanat-Siyaset İlişkisi" başlıklı MayaDergi Sekiz şimdi yayında.
This is default text for notification bar