Yol Üstündeki Semender: Ahmet Oktay

Ahmet Oktay Toplumcu Gerçekçilerle II. Yeniciler arasında bir noktada durmaya çalışarak imgesel, çağrışıma dayalı toplumsal duyarlılığı da önceleyen bir orta yolun savunucusu olmuştur.

“Üzgünüm, üzgünüm, üzgünüm

gidenler herkesten gitti.”

Ankara’da 1 Kasım 1952’de yayın hayatına başlayan Mavi dergisinin etrafında toplanan genç sanatçılar aynı zamanda edebiyatımızda Maviciler olarak adlandırılacak bir oluşumun habercisiydi.

Gruba daha sonra katılan Attila İlhan ve Ahmet Oktay, entelektüel anlamdaki üretimlerinin çeşitliliği ve zenginliğiyle günümüzde hala güncelliğini koruyan yazarlardır. İkili, grubun toplumcu şiire yönelmesinde öncü rol oynayarak Mavi dergisinin çizgisindeki değişimde belirleyici olmuştur.

Maviciler, Garip Akım’ının ortaya koyduğu sade ve basit şiir anlayışına ve II. Yenicilerin anlaşılmazlığın kutsandığı dil sapmalarına dayalı melez şiirine karşıydı. Onlar anlama açık kapı bırakan imgeye ve çağrışıma dayalı toplumsallığı da dışlamayan bir şiir poetikasının peşindeydi.

Garipçilerin geleneğe ilişkin özellikle Divan şiirine alaysı yaklaşımı ve II. Yenicilerin halk edebiyatını durağan bularak dışlamayı da içeren söylemine karşın onlar Divan ve Halk şiirinden beslenmeyi şiirlerinin dinamiği açısından önemsemiştir.

Maviciler içinde dönem dönem farklı çizgilerde şiirini ve sanatını konumlandıran Ahmet Oktay özellikle estetik ve sanat üzerine ufuk açıcı tartışmaları başlatan yazılarıyla öne çıkmıştır.

21 Ocak 1933’te Ankara’da doğan Ahmet Oktay ilk şiirlerini 1949-1950 yılları arasında Gerçek dergisinde yayımlamıştır. 1961’de “Yeni İstanbul” gazetesinde başlayan gazetecilik serüveni TRT’den emekli olduktan sonra “Milliyet” gazetesinde devam etti.

 Mavi Hareketi içinde yer alan yazar, 1954’te ilk yazısını Mavi dergisinde yayımladı. Yine süreç içerisinde yayımladığı yazıları ve şiirleriyle grubun poetikasını belirlemede etkin bir rol oynadı.

Bazı eleştirmenler, sanatçının daha önceden şiir yayımlamakla birlikte asıl çıkışını Mavi Hareketi içinde yaptığını öne sürer.

Yazar, edebiyatımızda eleştiri ve sanat alanındaki kuramsal çalışmalarında alana ilişkin ortaya çıkan boşluğu hissettiği için kültüre ait belli bir kuramsal yaklaşımla yöntem oluşturmanın kaygısını taşımıştır.

Bu kaygının ürünü olan “İmkânsız Poetika” şairin seçtiği şairlerin eserleri üzerine uzun zamandır üzerinde durduğu kuramsal yaklaşımı uygulayarak nesnel bir tutum takınmaya çalışmıştır.

Fuzuli’nin Türkçe divanında “Bilimsiz şiir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da değersizdir.” sözü şiirdeki bilmenin, bilimin önemine vurgudur.

Ahmet Oktay, Fuzuli’den aldığı feyzle şiir geleneğimizin yüzyıllardır oluşan birikimine ilişkin bilgi sahibi olunmadan yani kendimizden öncekileri bilmeden yaratımda bulunmanın boş olduğuna inanıyordu.

Bu saptamasıyla edebiyatın diğer alanlarla ilişkisi üzerine özellikle felsefe, tarih ve sosyoloji gibi bilimlerle, müzik, resim, tiyatro gibi sanat dallarının kuramsal özellikleriyle kendini ve sanatını ilişkilendirerek bir şair olarak şiirinin alt yapısındaki izleklerin derinliğini ve özgünlüğünü oluşturdu.

Muzaffer İlhan Erdost’un çıkardığı dönemin kültürel çeşitliliğini yansıtan Pazar Postası’nda (1956-1959) II. Yenicilerin sanat anlayışını yansıtan ürünlerin yayımlanmaya başlamasıyla II. Yenicilerin getirdiği soyut, bireysel şiire karşı toplumcu bir bakış açısıyla eleştirel yazılar yazmaya başlamıştır.

Birikimli bir entelektüel olan Ahmet Oktay diyalektik anlayışı şiirinin merkezine yerleştirirken dönemin sanat iklimine önemli katkı sağlayacak tartışmaların içinde yer aldı.

Düzyazı alanında aydın tavrının gerekliliğini yerine getirmeyi yaşamı boyunca yalnız kalma pahasına sürdürmüştür. Bu tavrının gerekliliğiyle çağının ahlaki ve felsefi sorunlarını şiirine yansıtarak merkezine insanı alan bir edebiyatın sürdürücüsü olmuştur.

Sanata ilişkin düşüncelerini teorik zeminde tutarlılık içinde gündemin popüler gelgitlerine takılmadan sürdürmeyi tercih etmesi dönemsel olarak farklı anlayışları savunmasına yol açmıştır.

O yüzden toplumculuktan varoluşçuluğa doğru bir yol izlerken karşı olduğu II. Yeniye Atilla İlhan gibi eleştirel yaklaşmakla birlikte onların şiire getirdiği olanaklara sırtını çevirmemiş ondan yararlanmayı bilmiştir.

Özellikle Dr. Kaligari’nin Dönüşü’nde hem varoluşsal sorgulamalar hem de II.Yeni şiir poetikasının etkileri görülür.

Garipçilerin şiiri diğer sanat dallarının etkisinden arındırma çabasına II. Yeniciler müzik, resim gibi diğer sanat dallarını şiir için bir zenginlik olarak değerlendirmişlerdir.

İşte, II. Yenicilerin şiirden kovulmak istenen diğer sanatların tekrar şiirin hammaddesi olarak estetik yaratımın öznesi haline getirmesi biraz öncesi bahsettiğim kesişmelerden biridir.

İçinde yer aldığı toplumcu gerçekçiliğe karşı 1960’lardan itibaren eleştirel bir tutum takınmaya başladığı süreçte Frankfurt Okulu’nun düşünürlerinin yapıtlarıyla tanışıklığı bu eleştirel tutumunu derinleştirir.

Ahmet Oktay’ın 1980 sonrası yoğunlaşan yazı hayatında en çok üzerinde durduğu konular kitle kültürü, popüler kültür, yabancılaşma, medya, hedonizm, basın vb. konulardır.(1)

1986 yılında bahsettiğimiz süreçlerin devamı olarak “Toplumcu Gerçekçiliğin Kaynakları” adlı kitabıyla birlikte dönemin sıcak politik ortamında pek çok arkadaşıyla yolunu ayırmak zorunda kalmıştır.

Ahmet Oktay, şiirinde imgeyi öne çıkarırken imgenin yaratıcı süreçlerdeki bilinçaltının öznelliğine rağmen içinde bunulan sosyal yapının gerçekliğini de yansıttığına inanır. “İmgelem bireysel/kişisel bir yetidir son çözümlemede ve ancak bu bağlamda ve belirli toplumsal ilişkiler içinde üretilmektedir.”(2)

Ahmet Oktay Toplumcu Gerçekçilerle II. Yeniciler arasında bir noktada durmaya çalışarak imgesel, çağrışıma dayalı toplumsal duyarlılığı da önceleyen bir orta yolun savunucusu olmuştur. 

Bazıları tarafından arafta diye nitelenen tutumu, entelektüel birikimiyle öne çıkmasına rağmen ülkede aydın olmanın zorluklarını fazlasıyla yaşamasına yol açmıştır.

Şair, 83 yıllık yaşamında oldukça üretken bir yazar olarak; on üç şiir kitabı, elliden fazla  kuramsal ve eleştirel içerikteki eseriyle okuyucusuna seslenmiştir.

4 Mart 2016’da Karacaahmet Mezarlığı’nda defnedilen şairin cenazesi çok az bir katılımla kaldırılırken ölümü de gazete sütunlarında birkaç küçük haberle geçiştirilmiştir.

Yazımızı bir Ahmet Oktay şiiriyle bitirelim.

TUHAF DUYGU

Dolaşıyorum ne zamandır

kalbimde bir gül kesiği;

ıslak bir tülbent koy göğsüme

emsin büyüyen o siyah lekeyi;

çoktan döndüm gittiğim gurbetlerden

yine de

içimde kanayan bir sılanın sesi.


(1) https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/495761

(2) Ahmet Oktay Şiiri: Toplumcu Gerçekçilikten Eleştirel Toplum Teorisine, Mehmet Yılmaz, Hece Yayınları Syf:154

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Neoliberal Çağda Sanat-Siyaset İlişkisi" başlıklı MayaDergi Sekiz şimdi yayında.
This is default text for notification bar