Post-izmin Yarattığı Bulanıklıkta Gerçeklikle Nefes Almak

Ne iyi; ideoloji yok, öğreti yok, hakikat yok, her bireyin hakikati kendine diyorsun! Ama, bir dakika sen hangi etkisiz mekânda yaşıyorsun? Toplumun, sistemin nedenselliği yok mu hiç üzerinde? Halbuki “Her koyun kendi bacağından asılır.” demişti bir idealist sizin gibi sizden önce.

Yaşadığı ülkede tam bir modernizm görmemiş, yarı feodal, yarı modernite suyuna banmış ülkemin postları… Yapı yapmadan yapı sökmeye kalkar, büyük anlatılardan hazzetmez! İzmler’i gömer, tarihi söker (Daridası, Fukosu izme karşı ama kendileri de bir izmci “postizm”e düşmüş post modernist!).

Zamansız mekânsız oradan oraya sıçrar bu postlar. Kuantum fiziğindeki atom altı parçacıklar gibi bir ışık olurlar bir parça, düzensiz, kararsız, kuralsız, dengesiz…

Bilime karşı değil miydiler bu postmodernistler? Kuantum da bir bilim değil miydi? Ya da uçağa binip seyahat etmek ne güzel! Newton mekaniği olmasa postmodern uçabilir miydi?

Zaman ve mekân sezmezler ama ya bir gün mekânsız zamansız salınıp dururlarken bir kuduz köpek ısırsa ”İmdat yetiş Pastör!” çığlıklarıyla koşarlar. Bilimi faşistlikle suçlayacak kadar ileri giden bir postmodernisti az daha kuduzdan kaybedecektik.

Bilimin, sermayenin hizmetine de girdiği oluyor mutlaka. Bazen yıkıcı bir bomba, bazen toplama kamplarında boğucu bir gaz, bazen kapitalistin kârına kâr katan ürünlerden de sorumlular. Ama bilimin hepsi bu mu el insaf!

Beynindeki tümörü eriten ışın, kalbini yeniden çalıştıran pil, sabah akşam kurduğun iletişim, dünyanın en ücrasını öğrendiğin bilişim, bilim değil de ne? Evet, bir kâr aracı olarak kullanır bunları kapitalist ama senin hiç mi yok faydalandığın araç?

(Bakın dinciler de sizin gibi düşünüyor, bilimi şeytan işi gösterip ama modernizmin tüm nimetlerini bayıla bayıla kullanıyor.)

Ne iyi! İdeoloji yok, öğreti yok, hakikat yok, her bireyin hakikati kendine diyorsun! Sen hangi etkisiz mekânda yaşıyorsun? Toplumun, sistemin nedenselliği yok mu hiç üzerinde? Halbuki “Her koyun kendi bacağından asılır.” demişti bir idealist sizin gibi sizden önce. Ama dur bir dakika! Ya bacağından asılan koyun senin çocuğunsa?

Gerçek diye bir şey yokmuş, söylenecek her şey söylenmiş, yaşadıklarımız simülasyonmuş.” Bu lakırdılara bakarsak bedenleriniz de gerçek değildir hatta ve sizler birer zombisiniz öyle mi? Acı çeken, yaralanan, gülen, eğlenen… Yani gerçek olmayan bedenlerinizle kalkmış bu işin edebiyatını yapıyorsunuz. Hortlaklar gibi ya da havale geçiren hasta gibi anlamsızca sayıklıyor bu posttruhlar.

Hatta metinler arası bile dolaşıyor; öte dünya ve bu dünya arasında kurgular kuruyor. Yaratıcının ömür çürüttüğü kitabından pastiş yapıyorsunuz. Ne kolay değil mi yapmadan bozmak! Yapmak zor, yıkmak kolaydır. Bunu emperyalistler de yapıyor sık sık. Tüm yoksul ülkeleri yıkıp, dağıtıp gidiyorlar. Kaosun içinden sağ çıkan bizdendir, diyor galiba yapıbozumcu.

Mitoloji, mistisizm her şey dahildir abiler, postmodern edebiyata! Çıkmışlar metinler arası yolculuğa herkesin evine girmek serbest. Marjinaldir kahramanları bazen sarhoş, bazen komik, bazen deli, bazen orospu.

Her şeyleri absürt, ah, bir ironi bir ironi… Ama yine de montaj, kolaj derken bir yapı kuruyorsunuz edebiyatınızda, unutuyorsunuz yapısalcılığa karşı olduğunuzu galiba! Nesnel gerçeklik yok diyorsunuz ama nesnel gerçekliğe tutunmadan cümle bile kuramıyorsunuz!

Ah, bilincinizde pek akışkan, kelimeleri yığın, sür cümleleri bir orada ol, bir şurada… Zaman, mekân yok ya, bilinç akışı sayıkla doldur içini saçmalıkla.

Yapıları sök, büyük anlatıları yak, evrensel olana değil, bireysel olana dön! İdeolojiye karşı olan ama aslında kendileri de bir ideolojinin yapımına kalkan yapı sökücüler! Ah, siz kapitalizmin tam istediği gibisiniz!

Zira sevmez kapitalizm bütüncül düşüneni, tarihin izini sürenleri, toplumsal gerçekleri. Bütün düşünmek tehlikelidir zira kapitalizmin temeli de o bütün içindedir. Gerçeklik ne kadar illüzyona tabi tutulursa insanın ortak paydası akla çamur atılırsa gel keyfim gel, der kapitalistler.

Atın çöpe atın! Aklı, tarihi, gerçekliği, bütünü, diyalektiği, bilimi… Çünkü postmodernist böyle istiyor! Çünkü postmodernist gerçeğe delik açıp oradan kaçıp idealizmle flört etmek istiyor…

Edebiyatıyla sanatıyla, estetiğiyle, biçimsizliğiyle, afyonlu sayıklamalı bilinç akışıyla insanlığa eserler veriyor. (Pardon insanlık büyük anlatıya girer! Bireylere diyecektim.) Özneller, tikeller, biricikler… Yazdıkları metinler hiç anlaşılmasın ki bir derinlik var zannedelim.

Ah! O sığlıkları, derinlik zannedip sularına dalmak için atlayan kaç kişi kafasını dibe vurmuştur. Ama bu sersemliğin dibe vuran kafalarından değil de onların yazdığı sanrılı yazılardan çarpıldığını zanneden okur bulmasalar yazarlar mı?

Okur ne yapsın? Zaten sıkılmış hayatın zor, çetrefilli, bunaltıcılığından. Gerçek acıtır, belki de akıl dışı bir şeylere sığınmalıyız geçici de olsa. Ama olmuyor kısa sürüyor bu yanılsama, hayatın nesnel gerçekliği her an yanında. Yaşamak, tutunmak, üretmek zorlu bir mücadele.

Her ne kadar felsefe olduğu iddia edilse de işte böyle postmodernist hikâye. Avrupa’da 1960’larda yazılmaya başlamış bu hikâye. Hikâye işte bir kurgu ama postmodern zırvası bir kurgu.

Önceleri ilgi görmüş ve hatta en çok ilgi gören sol sapma sosyalistlermiş. Neyse ki şimdilerde Avrupa’da hem sözden hem gözden düşmüş. Ama yine de postmodernizm sanatta, edebiyatta kapitalizmin kullanışlı bir felsefesi olmasaydı eğlenceli bile olabilirdi.

Zaman zaman biz edebiyatçılara ilham kaynağı bile olabiliyorlar, post yapı sökücü dilin, söküklerini dikip onararak kullanabiliyoruz.

Yapıp sökmekten her şeyi darmadağın etmiş, post yapısalcılarının arkasını yine biz gerçekçiler
topluyoruz.

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Neoliberal Çağda Sanat-Siyaset İlişkisi" başlıklı MayaDergi Sekiz şimdi yayında.
This is default text for notification bar