Dersim’de Bir Osman

Kül yutmaz bir şeytan, ince ve hesaplı bir cinayettir insan; [hem de] bütün türlere taş çıkaran… Oysa, kimse kimsenin katili değildir doğada; insan herkesin celladı! Hiç polisiyesi yoktur doğanın; ormanların, akarsuyun, dağların bir olay yeri bulunmaz… İnsan dünyaya ağır bir hakaret, hayatın en büyük kusuru, zulmünü biriktire biriktire yarattığı cehennemde…

Anladım
hasret en kısa yoldan öğretir insana
en zayıf yerinden
usul usul insanlığına sızarak
yitirdiği her şeyi arkasına katarak
bir sel gibi

Yaz! İçinde bir Oblomov iyimserliği… Yaz! Ateşler içinde kaldığın dünyanın hüznünü; biraz olsun [içini] serinletmek için… Yaz! Canım kedilerin hatırına, leyleklerin sabrına [insan çağı kapanırken], ömrünün pek bunalmış haline ve sonra bütün bunları yırtıp atacağın kâğıda… Yaz! Fikirlerin zayi olmadan, insandaki ışığı taşımak için adım adım… Yaz! Olamadığın her şey için; ah içinde kalmış özlemlerin aşkıyla, seni bir gün bulup çıkaracağına inandığın o körpe duyumsamaya; [belki] onu rehber bilerek… Yaz! Eski günlerde attığın pedallara, hayatın içine tekerleklerle akışına, tel tel olmuş mesafelerin görünmezliğine…

Yaz! Yıllar önce gittiğin Munzur’un büyülü kıyısına, taşına, toprağına kurban olduğun, gözelerin suyuna, baba erenlerin darına… Yaz! Seni insan bilip kucaklayan o güzel ağaçlara, ormana, karacalara, kayaların ustası keçilerin masmavi enginliğine; “şöyle kendimi aşağı bırakıversem” dediğin uçurumların, yarların heybetine… Yaz! Elele tutuştuğunda, insanın ne dünyalar yaratabildiğine, dostlukların açlığında, insanların birbirini anlamak için kaç fırın ekmek yediklerine; o tatlı yorgunluğuna gençliğinin… Yaz! Dersim koyaklarında çiçeğe boğulmuş arıya, bala doymuş kara kovana, çalıya çırpıya; ne varsa gençliğinden kurtarabildiğin [bugüne], çocukluğun sonuna, annene, babana… Yaz! Doğanın içinden, ağacın dalından, ırmağın kıyısından hala sana bakan insana…

DÜN DÜNLE GİTTİ CANCAĞIZIM

Tutkuyla sarılacaksın gökyüzüne, tutkuyla denize, midyeye, balığa… doğanın kırılgan kollarında, yepyeni bir hayat, taptaze bir toprak, yağmur kokusu… kıyılardan dağa uzanıp, bir meltem gibi çekeceksin içine sevinci…

Gökyüzü kararıyor, bulutlar sımsıkı kapatıyor ışığı; yeryüzü, gökyüzü şimdi bir. Biliyorsun bal gibi ya, karanlık çağları hiç bitmedi ki insanlığın… belki umudun da…

En kötüsü ne biliyor musun? Doğanın seli, boranı, fırtınası, sarsıntıları değil, insanın yüreğinin karanlığı… işte burada, seninle dolaşıp duruyor bu tasa: bir türlü serinliğine kavuşamadığın sevinç, sıcaklığını özlediğin dost sarılışları…

Ey insancık! Epeydir yoksunsun neşeden; [güzel bir kitap bile kurtarmaz bu kasvetten seni]… sonsuz umutlanman değil mesele, daha bugünden sevmeye başlaman hayatı, toprağı, dünyayı…Bilmediğin dillerinde konuşabilmen hayvanla, doğayla…sevmek için değil, sevmediğin için bir mazeretin olmalı ancak….

Düşlemeyi bunca hor gördükçe, sevmeyi öyle unutuyorsun işte, her gün eksile eksile… “belki yarın” çığırtkanlığı, her şeyi bir kenara koyup, “şimdi sırası değil” kaçaklığı; hep(si) aynı oysa, her gün, her saat yanında [değil mi] eksiklerin, fazlaların… yeter ki sev onları, hatta sevmeyi öğren onlardan… eksiltme içindekileri, çoğalt, çoğalt ki bugüne aksın… “Dün dünle gitti cancağızım”

GERİSİ BERİSİ

Bunların ötesinde her şey, umut belki daha uzakta şimdi. Oysa hayat… yaprakları yeşillenmeden kuruyan dallar gibi. Yakan da yıkan da hep [biz]… bitmeyen öfke, dinmeyen şiddet… acılarımıza kör, dertlerimize sağır her şey… banka hesaplarının emrinde vicdanımız, ama ne vicdan! Günlerimiz, ağaçlarımız, denizlerimiz… bizimle kuruyup gidecek her şey… Suyun serinliği, ıslanmış toprağın kokusu, yaylanın çamı, kuşların yazı, ilkbaharı…daha yeni tutulmuş gibi hayata aşkla; umuda, ilk gençliğe, heyecana…

Kül yutmaz bir şeytan, ince ve hesaplı bir cinayettir insan; [hem de] bütün türlere taş çıkaran… Oysa, kimse kimsenin katili değildir doğada; insan herkesin celladı! Hiç polisiyesi yoktur doğanın; ormanların, akarsuyun, dağların bir olay yeri bulunmaz… İnsan dünyaya ağır bir hakaret, hayatın en büyük kusuru, zulmünü biriktire biriktire yarattığı cehennemde…

Çürümüş meyveler gibi, dibine düştüğü ağacı besleyen hayat! Döngü bitti; bu dirimin gerisi de berisi de yok artık… sevinçli günler, güzel düşler, uzaklaşıyor yalnızlığın kıyılarından unutuşun ummanına. Merhamet bir masal gibi, belki [sadece] romanlarda…Büyük sözlerin, uzun iktidarın kıyıcı büyüsünde artık hayat… bundan hep bitmeyen tükenişimiz… yeniden, yeniden doğan Sisifos’un kara yazısı gibi.

DÜNYA: DEV BİR EKRAN

Ekranlardan akıyoruz dünyaya, bir suret ummanında yüzen milyarlarız biz… hiçbir sevincin öremediği umudun peşinde, dev örümcek ağında dünyanın.  Solgun yüzler, korkak sesler; geceyi, gündüzü, saatleri yok eden kablosuz tıkırtılar… üzerimize çöken sonsuz, soluksuz bağlantılar. Bize kalan bulanık bir bakış, iç çekişleri; en ağırı da yüreğin susuzluğu. Üstelik birbirimize öyle muhtaçken, öyle söyleşmek isterken, ömür boyu baş başa…

Ekranlardan çıkıyoruz dünyaya, sırf yüz yüze gelmeden, ona buna bulaşmadan…

Aman tadımız kaçmasın!

Hızla yer değiştiriyor düşmanlığın çakılları, dalgalarla salına salına. Ah zalim zaman, ne çabuk akıp gidiyorsun ömrümüzden…canı, teni sürükleyerek unutmanın denizine. Ne eskinin güzel günleri ne muhteşem hayali geleceğin; hepsi şimdinin emrinde hazır kıta!

Rahatta dinle!

Bir hüküm belirse, bir çığlık yükselse, kül gibi savrulup gidiyor… Bir umut, bir sıcacık yürek, [ah o yürek]; dünyalar senin olur belki. Ama ya hakikat? Dolu dizgin koşturuyor hayat, fikirlerimizden başka kaybedecek hiçbir şeyimiz yok [artık]! Belki en büyük felaketimiz…

Öfkeyle çalışan bir makinedir millet; damarına basılınca kükreyen… sevgisiz geçen bir çocukluk gibi içinde büyütür bencilliği, kör karanlığı… hastanede, yolda, okulda, kışlada, fabrikada, umudu tükete tükete, cesaretin bir dal gibi kırıldığı [her] yerde…

Bitmiş bir tarihiz biz; özlemi içe bükülmüş çocukluğuz. Dinmiş bir yağmur gibi gençliğiz. Umudu ekip biçtiğimiz bir tarla yok [artık]. Hiçbir yerin yolcularıyız, bilinci güneşten süzüp öyle damla damla akan bahçeye; hiç olmadı, [bari] bir tohuma vesile…

Cengiz EKİZ

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Neoliberal Çağda Sanat-Siyaset İlişkisi" başlıklı MayaDergi Sekiz şimdi yayında.
This is default text for notification bar