Irkçılık=Faşizm ve Sanat

Faşizm ve ırkçılık önceleri ulus devletlerin iktidarlarının halkları üzerinde tahakküm kurma ve halklar üzerinde mevzilenme araçlarıydı. Global sermaye adı altında dünyamızı yöneten (karteller) kapitalizm günümüzde artık bütün sanat dallarıyla, medyasıyla (…) dinlerle, ırklarla, askeri güçlerle birleşerek dünya insanlığının bilincini önce bulandırıp sonra parçalayarak dünyayı egemenliği altına aldı.

Kapitalizm, sıcak savaşları öteleyen ve sıcak savaşlardan daha yıkıcı olan savaşları güncelimize kendi devletlerimizin yöneticileri eliyle ülkelerin içine soktular. Kapitalistler dünyanın hâkimi oldular. Emperyalist devletlerin kuruması altında bütün ulus devletleri egemenliği altında kapitalizmin uşaklığı şovmenliği her dilden her ırktan her dinden her ulus devletlerinden siyasetçilerin ülke başkanlarının denetimi altında. Globalleşme (küreselleşme) adı altında dünya kapitalistlerin kanatları altına armağan edildi. Şimdilik emperyalist ülkeler kendi ülkelerini kapitalistlerin doğa katliamı felaketlerinden koruduklarını sanısıyla 3.dünya ülkelerinin doğalarını katletmelerine destek oluyorlar. Ulus devletlerin yöneticileri ile işbirliği içindeler. İdeologlarıyla, dinlerle, ırklarla, basın yayınla, medyayla, sosyal iletişim ağlarıyla, sanatla ve güvenlik güçleriyle, kapitalizmin dünyayı yağmalayarak ülkeleri zapt edişini ülkemizde olduğu gibi diğer ulus devletlerinde bir avuç aydının halklarla bütünleşerek vahşi kapitalizmin kar hırsıyla doğayı katledişine karşı direnenler bu onurlu direnişi canlarıyla ve tutuklanma sürgün gibi bedellerle ödüyorlar.

Faşizm ve ırkçılık önceleri ulus devletlerin iktidarlarının halkları üzerinde tahakküm kurma ve halklar üzerinde mevzilenme araçlarıydı. Global sermaye adı altında dünyamızı yöneten (karteller) kapitalizm günümüzde artık bütün sanat dallarıyla, medyasıyla, sosyal iletişim ağlarıyla ideologlarıyla dinlerle, ırklarla, askeri güçlerle birleşerek dünya insanlığının bilincini önce bulandırıp sonra parçalayarak dünyayı egemenliği altına aldı. En terörist oluşum, kurum bence NATO’dur. Emperyalist paylaşımın öncü koluydu. Şimdi global (küresel) sermayenin (kapitalizmin) hizmetinde üçüncü dünya ülkelerini yani dünyanın dörtte üçünü yağmalıyorlar. Şimdilik dörtte biri emperyalist ülkelerin denetimi altında. Şu an yazdığım birçok bilim insanı politikacı, ekonomist, felsefeci için gülünç ve ütopik gelebilir. Kapitalistler en geç on yılda insanların yerini alacak robotları dünyaya yayamazlarsa; emperyalist ülkelerden devrimin ayak sesleri yükselecek. Sanayisi, eğitimi ve bilimi gelişmiş ülkeler dünya halklarını komünizme giden devrimin ilk adımları emperyalist ülkeler olacak. Nasıl insanın doğayla yüzyıllar boyu süren ilişkisi sonucunda ortaya çıkan sanat, insanın (insanlığın gelişmesinde) estetik yaratımında ana öğe, başat rol olduysa emperyalist ülkelerde dünyanın komünist sisteme geçişinde ana öğe başat rol oynayacaklar.

Kıssadan hisse; bölgesel ve uluslararası (NATO kurgusu öncülünde) savaşlardan beslenen işgalcilerin savaş politikaları nedeniyle milyonlarca insan ülkelerini terk edip yine kapitalistlerin yan kolu taşeronların denetimi altında göç yollarında. Göç yolunda telef olmadan bir ülkeye mülteci olarak ulaştıkları toprakların ülke halkları tarafından ırkçı saldırılara maruz kalıyorlar. (Birçok ülkenin devlet yöneticileri de bu ırkçı saldırılara dahil oluyorlar.) Irkçılık yalnızca mültecilerle sınırlı değil, coğrafyada binlerce yıldır yaşayan ve o ülkede azınlık olan halklarda bu ırkçı saldırılardan zulmünden nasiplendiriliyor. Dünya tarihi incelendiğinde dinlerin, sanatın iktidarlarla ve sermayeyle bir aracı kurum rolü oynadığını aşikârdır. Toplumcu gerçekçi sanatçıların düşüncelerini somutlaştırdıkları yaratıları, eserleri kitleyle buluşturması ezen sınıfın koruyucusu sağcı ve neo-liberal iktidarlar tarafından engellenmiştir. Tüm bu zorluklara ve zulme karşı sınıflı toplumlar sanat öncülüğünde sınıfsız sömürüsüz düzene geçeceklerdir.

İnsancıl Aylık Kültür Dergisi atölyesi seminerlerinde söz donup dolaşıp tarihsel gerçeklik ve ihanetten Atatürk’e geldi. Cengiz Gündoğdu (Sayıl): “Eğer Kurtuluş savaşında Atatürk başarılı olmasaydı tarihe vatan haini olarak son Osmanlı İmparatorluğu Padişahı Vahdettin değil Mustafa Kemal geçerdi.” demişti. Hâlâ Atatürk’ün kurduğu TC devletiyiz ama Atatürk’e her türlü hakareti yapan Selanik piçi vatan haini diyen fesli Mısırlı’nın elini öpen hastanede ziyaretine giden ve cenazesine tüm devlet erkanıyla birlikte katılan devlet başkanı, cumhurbaşkanı var. Karaman, Ensar Vakfı’nda 45 erkek çocuğa tecavüz edildi. Vakıf kapanmadı. AKP’nin Aile Bakanı bir kereden bir şey olmaz dedi. AKP’nin o dönemki Adalet Bakanı Bekir Bozdağ: “Küçüğün rızası vardı.” diyerek bu toplu çocuk tecavüzü küçüğün rızası vardı cümlesiyle tekile indirgedi, toplu tecavüzü önemsizleştirerek savundu. Muhalefet partili milletvekillerince meclise sunulan çocuk istismarı araştırılsın önergesi AKP ve MHP milletvekillerinin açık şov oylamasıyla reddedildi.

21 yıldır ülke yöneten AKP iktidarı ormanları katleden ve sel baskınlarına ve ev yapımlarına ruhsat veren kendi hamilerine siteler rezistanslar yaptıranlar depremlerdeki yıkımlarda yüzbinlerce can kaybını ilahi takrir, yazgı, fıtratlarında ölüm var gibi dini delil (yalanıyla) siyasetiyle trajik katliamları örtbas ettiler. Diyeceksiniz ki bu yazdıklarınızın ırkçılık ve sanatla ne ilgisi var. Katliamların, tacizlerin, tecavüzlerin kadın cinayetlerinin, hırsızlığın, yolsuzluğun orman yangınlarının vs. destekçisi olan iktidar sanatçının özgün yaratısına izin verir mi? Toplumcu gerçek sanatın dünya edebiyatı estetik yaratımında görülen Nazım Hikmet’e hala vatan haini, komünist diyen hırsızlar, yolsuzlar vatan satan din tacirleri ülke yönetiminde ve iktidarlarını ırkçılık ve din tacirlikle sürdürüyorlar. Can Dündar MİT tırlarıyla bir ülkeyi yok edecek silahların ülkemizden sınır komşumuza gidişini haber yapması vatan haini ilan edilmesine canına kast edilmesine neden oldu. O dönemin başbakanı Davutoğlu ben izin verdim dedi televizyon kanallarında. Zulüm faturası Can Dündar’a kesildi. Ülkemiz Araplara 450 bin dolar karşılığında vatandaşlık veriliyor tüm yurt parsel, parsel satılıyor kimsenin gıkı çıkmıyor herkeste Suriyeli mültecilere karşı nefret oluşmuş. Suriyelileri ülkemize para karşılığında alan kim. Afganlı (çoğu Taliban militanları) ve birçok Müslüman ülkenin radikal teröristleri (IŞİD ve ÖSO) sınırlardan devlet denetimi altında her gün yüzlerce, binlerce kişi geçiriliyor. Bunlar bile devletle bağlantılı insan tacirleri iktidarla ortaklar ve sınırdan geçecek kişi sayı parası önceden alınıyor ve paylaşım yapılıyor. Ülkemiz yöneticileri Kürt, Türk, Ermeni, Rum, Süryani…, Alevi, Sünni gibi etnik kökenleri üzerinden halkları birbirine düşmanlaştırıyorlar. Irkçılık tüm dünya ülkelerinde yaygınlaştırılıyor. Ama bizim gibi Emperyalist ülkelerin maşası olmuş İslam ülkelerinde ırkçılık prim yapıyor. AKP iktidarı ceza ve ödül üzerine varlığını sürdürüyor. 2016 yılında 45 çocuğun istismar edildiği Karaman Ensar Vakfı olayları döneminde Karaman İl Milli Eğitim Müdürü olan Asım Sultanoğlu, 2023 yılında Şanlıurfa İl Milli Eğitim Müdürü olarak atanmış. Yüzlerce bunun gibi utanç örneklerini yazabilirim. Domuz bağcı Hizbullahçıların ardılı HÜDAPAR üç milletvekiliyle TBMM girdi.

Sanatçı yaşadığı dönemi aynadan yansıtan tarihçidir. Pablo Picasso’nun Guernica tablosu 1937 ‘de yapılan ve İspanyol İç Savası sırasında Nazi Almanya’sına ait 28 bombardıman uçağının 26 Nisan 1937 İspanya’daki Guernica şehrini yerle bir eden bombalanmasını anlatır. Dali’de İspanya İç savaşını yaşayan Guernica’nın yerle bir oluşunu görenlerdendi. Dalı benim için yaşadığı dönemi inkâr eden halkların trajik yok oluşlarını görmeyen resim tüccarı. Sanat toplum için yapılır. Sanat, sanat için yapılmaz. Sanatı sanat için yapanlar; benim gözümde terzinin yalnızca kendine elbise dikmesi, kuaförün kendi saçını kesip model vermesiyle aynıdır. Dünya tarihini Sümer tabletlerinden yazan tarihçiler Göbeklitepe’den sonra hala dünya tarihini Sümer tabletlerinden yazıyorsa onlara da kendine tarihçi demeliyiz. Tıpkı günümüzde Prof. bilim insanı gibi unvanla bugünü Kuran ayetleri üzerinden yorumlayan benim düşüncemde cahil ve şarlatandır. Şarlatan dedim de aklıma Taksim Gezi Parkı protestoları ve protestoya katılan sanatçılar geldi. O sanatçılarda kendine ve duruma göre sanatçılar. Şairinden ressamına, tiyatrocusundan söz yazarına, bestekarına sinema yapımcısından oyuncusuna…, bütün sanat dallarının icracıları Taksim Gezi Parkı’ndaydı. Sonra birer birer saray kervanına katıldılar. Taksim Gezi Parkının üç milyon katılımcısından bedel ödetilen onurlu yürekleri; Osman Kavala, Yiğit Aksakaloğlu, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Yiğit Ali Emekçi, Can Atalay, Mücella Yapıcı, Tayfun Karaman ve sürgünde olan Mehmet Ali Alabora’yı unutmadıysak saray kervanına katılan sanatçı müsveddelerini de unutmadık. Tarihe Taksim Gezi Parkı’nın onursuz düşkün sanatçı müsveddeleri olarak yazılacak. Sanat toplum için yapılır. Gerçek sanatçılar muhalif olur sanal sanatçılarda gücün yanında olur. O dönek karaktersiz onursuzları da elbet bir gün tek tek adlarıyla yazacağım, yazacağız. Toplumcu gerçekçi sanatçıları ölenlerin (ölümsüzdürler) eserleri önünde saygıyla eğilerek anıyor yaşayanları saygıyla selamlıyorum.

Irkçılık gerçeğiyle insanlığı yüzleştiren aklımda kalan filmler: Çizgili Pijamalı Çocuk, Büyük Adam Küçük Aşk, Protesto, 12 Yıllık Esaret, Hotel Rwanda, Duyguların Rengi, Bülbülü Öldürmek, Zincirsiz, Geçmişin Gölgesinde, Yeşil Yol, Özgürlüğün Rengi, Onurlu Bir adam, Direniş, Amistad, Places in the Heart, Öldürme Zamanı, Özgürlük Yürüyüşü, On Altıncı Raunt, Köpekleri Vurmak, Burası İngiltere, Beklenmeyen Misafir, Mississippi Yanıyor, Kurtlarla Dans, Gran Torino, Piyanist, Hayat Güzeldir, Schindler’in Listesi, Büyük Diktatör, Çingeneler Zamanı…, Şiirler romanlar, tiyatro oyunları, heykeller, resimler, müzikler, belgeseller say saymakla bitmez.

Ülkemizdeki ırkçılıkla ilgili yapılan katliamlar saymakla bitmez. Birçoğunun belgeseli çekildi, filmleri yapıldı. Zilan deresi katliamı, Dersim Katliamı, (Kürk halkına dair) 1971 darbesi devrimcilerin katledilmesidir. Gezmişler, Çayanlar, Kaypakkayalar ve 68 kuşağı devrimcilerinin sürgünleri hapisleri, idamları, işkencelerden geçmesi ve katledilmesi. 12 Eylül faşizmi, Maraş Katliamı, Sivas Katliamı. Ankara Gar Katliamı, Susurluk katliamı. Hacı Lokman Birlik’in katledilmesi. 1990’lar ve yüz binlerce Kürk, Türk çalışması altında katledilenler. Taksim Gezi Parkı Eylemlerinde sakat kalanlar, katledilenler. 15 Temmuz senaryosu ve katledilenler.

Irkçılık eşittir faşizm ve sanat olarak başlık atmıştım. Toplumcu gerçekçi sanatçılar bu katliamları estetik yaratılarıyla dışlayarak bugünkü halka ulaştıramasa da gelecek nesle miras bırakır. Nice toplumcu şair, yazar, gazeteci, çizer işkencesiyle nam salmış Sansaryan handan geçmiştir. Bir örnek vereyim. Limak Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir, Doğal Hayatı Koruma Vakfı Türkiye Şubesinin üyesi olduğu ortaya çıktı. En son Limak Holding kömür maden sahasını genişletmek için doğayı, Akbelen ormanlarını yok ederken devlet Limak Holding için tüm gücünü ormanlarını, doğasını koruyan halka karşı seferber ettiği. Bu haramilerden Greenpeace’de, Birleşmiş Milletler’de, İnsan Hakları Mahkemesi’nde ve tüm yardım kuruluşlarında varlar. Tıpkı mafyanın içinde üst düzey askeriyenin polisin hakimlerin, avukatların, ünlü sanatçıların ve kariyer sahibi siyasetçilerinin olduğu gibi. Ülkemizde olduğu gibi dünyayı bu yağma, talan zülüm ırkçılık kısadan hisse ezilen sınıfları kapitalizmin ve faşizmin belasından kurtaracak olanlar toplumcu sanatçılar, aydınlar, devrimciler ve gelecek neslimizdir.

Nazım Hikmet’in Bursa Cezaevinde yaşadığı dönemde birçok koğuş arkadaşını yazmaya, okumaya teşvik eder. İlk kapitalizmi romana sokan Orhan Kemal’dir. Anadolu halkı Amerikan konserve tenekelerle edep yerlerini yıkarlar. Bereketli Topraklar Anadolu halkının aynasıdır. Nazım Hikmet’le Bursa cezaevinde birlikte yatan Orhan Kemal’e şiiri bıraktırıp romana yazmasını öğütleyen Nazım Hikmet’tir. Adalet bakanlığından bir müfettiş Bursa cezaevi denetlemek için gelir. Namını duyduğu Nazım Hikmeti’i görmek istediğini söyler cezaevi müdürüne. Nazım Hikmeti odaya götürürler. Müdür koltuğuna kurum kurum kurulan müfettiş N. Hikmet’i tepeden tırnağa süzer. Ayakta bekletir. Aralarında kısa konuşma geçer. Müfettiş gidebilirsin der. N. Hikmet tam kapıdan çıkarken durur ve müfettişe: “Ömer Hayyam adını duydunuz mu?” diye sorar. Müfettiş: “Kim duymaz Hayyam’ı” diye atılır. Nazım Hikmet sonra Hayyam zamanında İran hükümdarı kimdi diye sorar. Müfettiş şaşırır, Nazım Hikmet konuşmasını sürdürür. Müfettişe; “Görüyorsunuz sanatçıyı anımsadınız ama hükümdarı anımsamadınız.” diye yanıt verir. Sonra müfettişe, “Yıllar sonra beni dünya anımsayacak ama dönemin Adalet Bakanı’nı, sizi kimse anımsamayacak.” diyerek odadan çıkar. Gün gelecek devran dönecek Mehmet Ali Alabora’yı herkes anımsayacak ama TC’nin o dönemki başbakanını kimse anımsamayacak. Bugün Tele-1 onurlu dürüst gerçek haber yapan Merdan Yanardağ’ı meslektaşlarının anımsamadığı ve saray adaletine biat edenler unutulacağı ama Yanardağ’ın unutmayacağı ve anımsandığında derin saygı duyacaklar. Darbecilerin, faşistlerin, tüm TC vatandaşlarına zorla benimsettikleri ve anarşist, terörist ilan ettikleri Türkiye Cumhuriyeti’nin tam bağımsızlığını isteyen, halkların kendi kaderini tayın etmesini isteyen Çayanlar, Gezmişler, Kaypakkayaların mücadeleleri, anıları ve onurlu yaşamları önünde saygıyla eğilerek anıyorum.

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Neoliberal Çağda Sanat-Siyaset İlişkisi" başlıklı MayaDergi Sekiz şimdi yayında.
This is default text for notification bar