Koşarsa on dakikada evde olabilirdi. Mardin’de dik yamaçları nasıl da soluksuz koştuğunu düşündü. Uçtu sanki, daha iki dakika bile geçmeden sesler ve kalabalık karşısında dona kaldı.

Bir gökdelenin bodrum katında bozulmuş elektrik tesisatını onarmaya çalışıyordu Aziz. Sorti tamamen felç olmuştu ve birkaç gün sürebilirdi iş. Her zaman birlikte çalıştıkları Hüseyin bugün yoktu. Patron onu başka bir acil işe göndermişti. Aslında patronun katı kuralı vardı; her arızaya mutlaka iki kişi gidilecekti. Elektriğin şakası kötürüm hatası ölüm getirir, derdi. Aziz Mardin’de de elektrik işiyle uğraşıyordu ama ne kadar eksik olduğunu Hüseyin’le birlikte çalışmaya başlayınca anlamıştı. Artık elektrik ustası olduğunu düşünüyordu. Gülümsedi. Hüseyin ve Nesrin ne güzel insanlardı. Evlerini açmışlar, Ankara’nın soğuğundan, açlıktan, yalnızlıktan onları kurtarmışlardı.

Saat on ikiye geliyordu. Karısını düşündü. Uçsa şimdi, davul olmuş karnını öpse öpse karısının. Sesini duymak istedi, telefonda Veger isminin üstüne bastı. Cevap yoktu. Yeniden aradı, bir daha. Hemen aklına Nesrin geldi, o da cevap vermiyordu. Soluklandı. Bekledi biraz, ona saatler gelen sürede. Yeniden aradı karısını, Nesrin’i. Ses yok. Başında bekleyen apartman yöneticine, hemen gitmesi gerektiğini ama işi bitirmek için geleceğini söyledi. Adamın suratı asıldı ama ses çıkarmadı.

Hüseyin’in arkası açık pikabına bindi Aziz, Çinçin bağlarına doğru sürdü. Eskişehir yolunda gökdelenlere takıldı gözleri ve önünde akan arabalara. Kıyaslamak düşmedi aklına ama üstte birilerinin varlığını içten içe hissetmeye başlamıştı. İstanbul yoluna döndü. Karısı Veger’i yeniden aradı, yine cevap yoktu. Soluğu sıklaştı, korku eline ayaklarına doğru yayıldı. Veger hamileydi mutlaka bir şey olmuştu ona. Altındağ’a doğru yöneldi, trafik bu saatlerde seyrek olurdu ama gittikçe bir yoğunlaşma yaşıyordu. Tam Battalgazi mahallesi sokağına girecekti, önünde polisler, durmasını istiyorlardı. Aziz iyice telaşlandı. Veger’i düşündü. Polis, geri dön, diye bağırdı, burada yıkım var. Bir anda Nesrin’in karısına anlattıklarını anımsadı. Üç gün önce bir grup Suriyeli göçmen ve Türkiyeli genç arasında çıkan kavga sonucu 18 yaşındaki Türk genci bıçaklanarak hayatını kaybetmişti. Bu olaydan sonra Valilik bu mahalledeki Suriyelilerin farklı illere ilçelere dağıtılacağını duyurmuş, zaten yaşanması zor olan bu metruk binaların yıkılacağını bildirmişti. Bu duruma çok üzülmüştü Veger, biz de sürgünüz Aziz, Suriyeliler gibi göçmeniz biz de. Söyle buraya nasıl geldik, burada kime senin Süryani benim Yezidi olduğumuzu söyleyebildik, demişti. O ara arkasında da arabaların dizildiğini gördü Aziz. Geri gitmesi olanaksızdı. İndi arabadan. Yanına üç beş kişi gelmişti. Onlar olaydan haberdardı sanki. Ellerinde sopalar vardı, Aziz’in yanından, polislerin arasından geçip gittiler. Polis Aziz’e baktı, hadi sen de geç, dedi sonra.

Koşarsa on dakikada evde olabilirdi. Mardin’de dik yamaçları nasıl da soluksuz koştuğunu düşündü. Uçtu sanki, daha iki dakika bile geçmeden sesler ve kalabalık karşısında dona kaldı. Yüz kişilik bir grup göçmen kenetlenerek oturmuşlar, evimiz burası, diye bağırıyorlardı. Dev buldozerler vardı önlerinde ve ağaç aralarına çöreklenmiş değnekli insanlar. Veger’in sesiyle daha bir panikledi, Aziz Azizzz biz buradayız, gel, diyordu Veger. Yanlarına telaşla vardı. Veger sevgiyle baktı kocasına, otur, dedi, yanımıza. Korku, endişe, sağa sola çevrilen başı, yeni okula başlayan çocuklar gibiydi Aziz. Neler oluyor burada, diye bağırdı Aziz otururken, senin burada ne işin var, sen hamilesin, hadi kalk gidelim evimize. Veger yerinden kıpırdamadı. Gitmeyelim, dedi, onlar gibi biz de yerimizden yurdumuzdan edildik. Onlara destek vermeliyiz. Kızdı Aziz, korku paniğe dönüşüyordu, Nesrin’e baktı. Nesrin, Veger’in koluna daha çok sarıldı. Veger, Aziz’in kulaklarına ağzını dayadı, yalvarırım götürme beni buradan, dedi, bazı yaraların merhemi yoktur. Anamı, babamı, kardeşlerimi terk edip geldim ben, senin için ölümü göze alarak, bazı yaralar başkasına dokununca geçer, hele bazı yaralar başkalarında görürsen kapanıverir, burada acı ve korkum yok. Ve Nesrin var. Biliyor musun bizim vatanımızda Mardin’de kubbelerde taşlar vardır, harç olmadan birbirlerine kenetlenirler, seninle kenetlendik. Nesrin’le kenetlendik, bunlar da öyle. Aziz, bu kez kararlı Nesrin’e bir daha baktı; sesini yükselterek, olmaz dedi, biz yoksul insanlarız, sen hamilesin.

Suriyeli bir çocuk Aziz’in elini çekiştiriyordu o ara, ağlayan gözlerle bir şeyler söylüyordu.

Aldırmadı Aziz.

Veger, Nesrin, Aziz yan yana bir sokak ilerideki evlerine gitmek için kalktılar. Ama geç kalmışlardı. Eli değnekliler saldırıya geçmişlerdi. Nesrin ve Aziz kale duvarı gibi kollarını açarak Veger’i koruma altına aldılar.

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Neoliberal Çağda Sanat-Siyaset İlişkisi" başlıklı MayaDergi Sekiz şimdi yayında.
This is default text for notification bar