Sendika mı, Onu da Gerekirse Devletimiz Kurar (II)

Aydınların ve solcuların kontrolünde gelişen bir sendikacılık, burjuvazinin şimdiden kâbusu olmuştur. Toplumsal gelişmeler, burjuvaziyi, kucağına hevesle oturmaya sevkettiği yeni emperyalist güç olan ABD’ye yaranmak için sola ve komünizme karşı çok daha sert tedbir almaya zorlamıştır.

(yazının ilk bölümü burada)

İstanbul Sıkıyönetim bildirisinde:

“Sıkıyönetim Bölgesi içinde genel güveni sağlamak görev ve sorumluluğu altında bulunan Komutanlık, hududu içindeki illerde aşağıdaki tedbirlerin alınmasına lüzum görülmüştür:

1-Mahkûm komünistler veya müfrit komünist mefkureli kimseler tarafından örtülü bir şekil altında kurularak memleket içinde içtimai bir zümrenin diğerleri üzerinde tahakkümünü tesise ve mevcud iktisadi ve içtimai nizamları bozmağa çalıştıkları anlaşılan Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi ile Türkiye Sosyalist Partisi merkez ve şubeleri ve mevcud sendikalardan bu partiler veya onlardan aldıkları direktifle hareket eden kimseler tarafından kurularak ve kendi maksatlarına göre sevk ve idare edilenleri ve İstanbul İşçi Sendikaları Birliği ve İstanbul İşçi Klübü kapatılarak faaliyetlerine son verilmiştir.

2-Bu partiler fikirlerini yayan Sendika, Ses, Noror, Gün, Yığın ve Dost gazete ve dergileri ve bunların matbaaları kapatılmıştır.” (Sülker,1987;6)

Bu bildiride de anlaşılıyor ki devlet, sola kapalıdır, ABD emperyalizme açıktır.

1947 yılında devlet, Batı’ya yaranmak ve demokrat görünmek için, 5018 sayılı yasayla kontrolü sendikal faaliyetlerin kurulmasına izin verse de, sendikalara, ne toplu sözleme hakkı, ne de siyasi partilerle herhangi bir ilişki kurma hakkı tanıdı; grev hakkı ise yasalarda büyük bir suç olarak tanımlandı.(*2) 1952 yılında Türkiye’nin en büyük sarı sendikası kabul edilen TÜRK İŞ kurulsa da, grev hakkı ancak 1961 Anayasası’nın tanıdığı özgürlük ortamından sonra işçiler elde etti. 

Türkiye’de işçilerin kendi özgür iradeleriyle sendika kurmaları da 1961 Anayasasıyla mümkün olmuştur. 13 Şubat 1967 tarihinde Türk-İş’ten ayrılan Maden-İş, Lastik-İş, Basın-İş ve bağımsız Gıda-İş, Türk Maden-İş sendikaları ve onların genel başkanları olan Kemal Türkler, Rıza Kuas, İbrahim Güzelce’nin bir araya gelmesiyle Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) kurulmasıyla, Türkiye’de gerçek anlamda sendika faaliyetleri işlerlik kazanmıştır. Bu tarihten sonradır ki Türkiye işçi sınıfı “sınıf bilincini kazanmış”, 15-16 Haziran 1970 tarihinde öncülük ettiği kitle eylemiyle burjuvaziyi derinden sallamıştır.


5.10.2022

Hüsnü GÜRBEY & Mahsuni GÜL

Dip notlar:

(*1) 20 Şubat 1947 tarihinde 5018 sayılı Sendikalar Kanunu mecliste kabul edilip yayınlanmasına rağmen, işçiler daha önce suçlandıkları komünistlik suçlamasına uğramamak için, sendikalara karşı çekingen davranıyorlar. Oysa hükümet, istediği bir disiplin içinde işçileri örgütlendirmekte çıkar görüyordu. İşçiler ise kendi iradeleri ile kurdukları örgüt yüzünden olup bitenler karşısında şaşırmış, vaadlara ve güvencelere karşı güvenini kaybetmişti. Bu durum karşısında CHP’nin kendisi sendikalar kurmakta önayak olması gerekiyordu. Demokratik Batı ülkelerinde mesleki örgüt kurma özgürlüğü ve sendikalar vardı. Diktatörlük idaresini maskelemek, muhalefet partilerinin hücum konusunu azaltmak, işçileri muhtemel gizli cemiyetler kurmaktan alıkoymak için parti bir İşçi Bürosu oluşturdu. Bu büro açıktan açığa işçileri yeniden sendika kurmaya iknaya çalıştı. Bütün sendikalar için bir statü tipi hazırlandı ve faaliyete geçildi. Partililer ve partiye sempatisi olanlar arasında ileri gelen işçiler seçildi. Sendika kurmaya ikna edildi. İstanbul’da ilk sendikalar böylece kurulmuş oldu. (Sülker,1987;60-61)

(*2) İlginçtir, Şubat 1947 yılında Sendikalar kanunu Mecliste tartışılırken, o zaman muhalefete bulunan Demokrat Parti (DP) işçilere sendika hakkının yansıra grev hakkının da verilmesini savundu, iktidardaki CHP ise bunu şiddetle reddetti; ancak 1950’de iktidar olan DP’de daha önce savunduğu fikirlerinden vazgeçerek, sendikalara grev hakkı tanımadı.

Kaynakça:

Sülker, Kemal: Türkiye Sendikacılık Tarihi 1; Bilim Kitabevi Yayınları, İstanbul, 1987

Hamit Bozarslan: TÜRKİYE TARİHİ, İmparatorluktan Günümüze; İletişim Yayınları, İstanbul, 2015

Belge: TTK Arşivi;  “BE CHP 216” numaralı fonunda yer alıyor.

Raporun tamamı:

Türk Tarih Kurumu Arşivi’nde bulunan ve Emniyet Genel Müdür Vekili K. Cuhruk’a Emniyet Müdürü A. Demir tarafından “Solcu ve Komünist faaliyetler hakkında” 29/7/1946 tarihinde yazılan rapor.

Raporda şu bilgilere yer verilmiştir:

 “… Sayın Kamran Cuhruk

Emniyet Genel Müdürü Vekili

                                                                                  ANKARA

İstanbul’da vücut bulan Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi, Sosyalist Partisi, İşçi Sendikaları birliği ve son günlerde Sosyalist Partisinin teftiş bürosu şefi Kominist Hüsamettin Özdoğu’nun kurmağa çalıştığı Dokuma İşçileri sendikası ve saire hakkında muhtelif vesilelerle derlenen bilgiler makamını Vilayet Komitesi ve merkezi komite gibi teşkilatile Komiterne bağlı olarak faaliyet gösterdiğini bildirdiğimiz Kominist Partisinin, Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi’nin tüzüğü gözden geçirdiğimiz vakit şimdi, grup, mıntaka komisyonu Vilayet komisyonu ve merkez icra komisyonu namlarını aldığını ve evvelce Türkiye Kominist Partisini idare etmiş olan Doktor Şefik Hüsnü Değmer’in de merkez icra komisyonu reisliğinde yer aldığını görmekteyiz. Böylelikle Kominist Partisi, yeni durum karşısında yalnız teşkilat bakımından isim değiştirerek açıkça vaziyet aldığı görülmektedir. Netekim:

Bu gün bütün tanınmış koministler ve tanınmış kominist sempatizanları Şefik Hüsnü Değmer’in kurduğu bu partiye girmişler ve propagandaya başlamışlardır. Bu cümleden olmak üzere:

A)Şefik Hüsnü Değmer’in Seçim beyannamelerini kahve köşelerine varıncaya kadar koministler dağılmışlardır.

B)Bu seçim beyannamesinde tavsiye olunduğu gibi aralarında, seçimde zarfların içine protesto makamına beyaz kağıt kullanarak sandıklara atılmasını kararlaştırmışlardır.

C)Bu gaye. itemin için hazırladıkları büyük afişleri dağıtanlarda koministlerdir. Afişler toplanınca bir kısmı tavsiye olunduğu gibi hareket etmiş ve bir kısmı da aile ve çocuklarile birlikte, bililtizam oylarını demokrat partiye vermişlerdir.

D)Sempatizanları yetişecek kabiliyet ve kudrete olan koministlerin kendi aralarında, artık kominist partisinin açıkça faaliyete geçtiğini ve bundan böyle, diğer, parti mensuplarında olduğu gibi polisin koministlere de bir şey yapamıyacağını söylemeğe başladıkları duyulmakda ve Türkiye Sosyalist Emekçi ve köylü partisinin yukarda arzedilen vilayet ve merkez icra komisyonu reis ve azalarının tanınmış koministlerden terekküp etmeside bu sözleri teyit etmektedir.

2)Esat Adil Müstecablıoğlu’nun kurduğu Türkiye Sosyalist Partisi’ne gelince: Filhakika bu parti tüzüğü, Sosyalist bir gelişmeden behsetmekte isede çıkardığı Gerçek Gazetesi’nin kapanışa kadar takip ettiğimiz neşriyatile takdiğine uygun fikirlerden bahsedişi, bilhassa muhtelif ceza evlerinde mahkumiyet cezasını çekmekte olan Nazım Hikmet, Doktor Hikmet ve Propagandist koministlerde oldukları için sıkı Yönetim Bölgesi haricine çıkarılmış bulunan Kerim Sadi ve A.Kadir gibi koministlerin müdafii kesilerek bunlar lehine bir af ilanını istemesi ve Süleymaniye Camii teşebbüsünü kaydetmekle beraber bünyesinde kominist teşkilatına da yer verdikleri anlaşıldığından dolayı I. numaralı Sıkıyönetim mahkemesinde yapı lan duruşmaları sonunda mahkum edilen ileri Gençlik birliği teşkilatı mensuplarının tahkikatını idare etmiş bulunan Polis mensupları aleyhine gizliden gizliye hakareti amiz sözler sarfeden bazı koministlerin mühim mevkiler verilmesi bu Partinin de Sosyalist maskesi altında gizlice yurdda bir proleter ihtilalini hazırlamaga matuf gayretler sarfettiği sezintilerini ele vermektedir. Esasen Esad Müstecablıoğlu, vaktile Tan Gazetesinin hey’et-i tahririye sinden bulunduğu zaman müfrit koministlerden Sarı Mustafa ile sıkı temas halinde bulunmakta idi. Şimdi de öyledir. Bundan başka 25/ 7/ 946 gün ve Em. Ş.  1. K. 3 5633/ 2725 SAYILI YAZIMIZIN 2.ci maddesinde de arzettiğimiz mürfit bir kominist olan Hüsamettin Özdoğu adında birinin partisinin teftiş bürosu şefliğini vermiştir.

Bütün bunlar kendisinin kamufle edilmiş karakterini ortaya koymaktadır.

3- Sözü geçen iki parti hakkındaki bilgi ve görüşlerimize böylece telhiz ettikten sonra her iki partinin faaliyetine muvazi kurulmuş ve kurulmakta olan sendik teşkilatlarının gaye ve maksatları hakkında gerek müstehbirlerimizin bildirişlerinden ve gerekse müesseselerile muhtelif vesilelerle istifade ederek yaptığımız temaslardan aldığımız malumat ve vardığımız kanaatlara geçelim

4) Yine ikinci madde de tasrih edilen yazımızın ikinci maddesine Hüsameddin Özdoğu’nun aynı geçirilen sözleri bize göstermektedir ki, koministler yeni partilerimiz arasındaki mücadele zihniyetinin devamından istifadeyi ihmal etmiyorlar, partiler arasında bir anlaşmaya varılmadan önce işçi sınıflarının organize etmelerine büyük kıymet veriyorlar. Görülüyorki Esat Adil Müstecablıoğlu’nun kurduğu Sosyalist partisi namına bu işi ilhamını Moskovadan almış bulunan kominist Hüsamettin Özdoğu körüklemektedir:

E) Diğer taraftan 13. 7. 946 gün ve Em. Ş. 1. K. 3. 14493 sayılı yazımızla arz olunduğu gibi bütün yurda teşmil edilmek üzere şimdilik İstanbul’da bir de ( İstanbul İşçi Sendikaları Birliği) kurulmuştur ki bunu da kuran yine müfrit koministlerden Ferit Kalmuk’tur. Bu adamın koministler delaletile yaptığı teşvik ve Propagandalarla kısa bir zamanda İstanbul ‘da Tütün İşçileri Sendikası, Ayakkabı İşçileri Sendikasi, Şoför ve İşçileri Sendikası, Döküm ve Madeni eşya işçileri Sendikası, Bütün İnşaat İşçileri Sendikası, Mensucut Dokuma İşçileri Sendikası, Liman İşçileri Sendikası ve Matbuat İşçileri Sendikası gibi teşekküller vücut bul muş ve bulmak üzeredir. Duyulduğuna göre tek işçiye varıncaya kadar, değişik namlar altında bazı Sendikalarda kurulacak ve bunlar örnek göstermek suretile diğer Vilayetlerimiz de de benzeri sendikalar kurulacaktır.

4- Yapılan bir temasda Ferit Kalmuk, kendisinin bir Sendikalist olduğunu faaliyetinin siyasi manaya tazammum etmesine rağmen siyasi Partilerle alakası bulunmadığını, İşçi Sendikaları Birliği ve matbaasını kendi sermayesi ile kurduğunu ve gayesinin, patronlara karşı işçi sınıflarını kalkındırmak olduğunu, İşçi etiketini taşıyanların hangi partiye mensup olursa olsun Hey’eti umumiyesine birer sendikada yer vermek istediğini, İstanbul’da bu gayeye vardıktan sonra seyahate çıkarak vilayetlerimizde de aynı çeşit teşkilatlar kuracağını ve ondan sonra da bu teşkilatları idare için Türkiye çapında bir (Türkiye Milli İşçi Sendikaları Federasyonu) kurulacağını ve bu federasyonun grevler tertibile amele haklarını koruyacak kanunlar yaptıracağını söylemiştir. Hâlbuki Ferit Kalmuk’un Siyasi Partilerle irtibatı olmadığını söylemesine rağmen Şefik Hüsnü Değmer ve partinin merkez icra komisyonu azalarile sık sık temasları görüldüğü gibi matbaasında çalıştırdığı kimselere de açıktan açığa kominist olduğunu, faaliyetini polisten gizlemeleri lazım geldiğini ve matbaasının yakın zaman da tahrip edileceğine itimadı olduğu için teşkilatını genişletmediğini söyleyerek tabettirdiği eserler kendi odasında muhafaza ettiği öğrenilmiştir.

5- Vaziyet gösteriyorki gaye itibarile bu teşekküller şimdilik iki hedefe doğru yürümektedir. Bunlarda;

A)Kominist ve Kominist sempatizanlarını bu partilere almak ki bundan muvaffak olmuş durumdadırlar.

Yetişken koministler vasıtasile şimdilik yalnız, gayet meşru sebepler ileri sürerek hangi partiye mensup olursa olsun bütün işçi sınıflarını sendika teşkilatlarını içine almak yavaş yavaş bunlara maksat teorisini aşılamak ve böylelikle kısa bir zamanda, milli ideler üzerine faaliyet gösteren diğer siyasi parti gayretlerini ve bunları idare eden müessir şahsiyetlerin hususiyetlerini tespit edip daima tenkidine geçerek bu şahsiyetlerile parti faaliyetlerini efkarı umumiyede çürütmek ve böylece kısa bir zamanda memlekette marksistlerin çoğunluğunu elde etmek düşüncesindedirler. Moskovada bulunmuş olduğunu bundan evvel bildirdiğimiz müstehbir; düşüncelerini şöyle hulasa etmiştir:

(Hüsamettin Özdoğu’nun kurmakda olduğu bu tip sendikalar teşkilatı doğrudan doğruya kominist partilerinin hariç memleketlerde yani Rusya için yabancı sayılan memleketlerde kurduğu kızıl sendikalar teşkilatının aynıdır. Gerçi sendika nizamnamesinde yalnız iktisadiprensipler ileri sürüyorsa da kominist partisi sendikasız hiçbir faaliyet gösteremez bu partinin kollarıdır) diyor. Ve Leni’nin Moskovada levha şeklinde her yerde asılı duran vecizesini sözlerine ilave ediyor. Lenin (Prof soyuzi – Yest Şkola – meslekdaş birlikleri kominizmin mektebidir) demiş.

6- Bu izahata göre; İşçilerin milli ve hususi müesseselerde cari kaidelere ve bu kaidelerin esasını teşkil eden kanun ve diğer mevzualara karşı yakında aleyhtar birer cephe alacakları ve kendilerini mevzuu bahis siyasi partilerin çıkaracakları neşir vasıtaları ve hatta bir kısım yüksek tahsil gençliğinin destekliyeceği anlaşılmaktadır. Kominist olmadıkları halde teşvikle sendika kurucuları arasında bulunan bir kısım ustaların bir iki fabrikada daha şimdiden Halk Partisi ve Liderleri aleyhine sözler sarfetmeğe başladıkları görülmektedir.

Bu gayretlerin ileride husule getireceği kuvvetli topluluklarla yapacakları grevlerin bizi sık sık eleman fedakârlığına katlandıracağı açıklamaktadır. Binaenaleyh bu işi bir polis işi ol maktan çıkmış partiler ve bir devlet işi halini almıştır. Bu itibarla, Halk partisinin hassasiyet ve samimiyetle şimdiden kendi tezine uygun sendika teşkilatları kurulmasını paylaştırması ve böylece kominist organizatörlerinin giriştikleri bu gayret ve teşebbüsleri felce uğratmağa temin etmesi icabetmektedir.

Gereğini yüksek takdirinize arzederim.

                                                                                Emniyet Müdürü

                                                                           A. Demir

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Neoliberal Çağda Sanat-Siyaset İlişkisi" başlıklı MayaDergi Sekiz şimdi yayında.
This is default text for notification bar