Anadolunun Bağrından Gelen Tiyatro Çınarı

Nurhan KARADAĞ Anadolu Tiyatrosuna gönül vermiş bir tiyatro hamalıdır. Öğrenciliğim sırasında sahneyi silmekten öğrenci kulislerini temizlemeye, spotları tamir etmekten seyir yeri oturaklarını düzeltmeye kadar tüm hamallığına şahit oldum bu Profesörün.. O arınmıştı…

1990 yılıydı. Ortadoğu Teknik Üniversitesi’ni bırakıp DTCF Tiyatro Bölümüne girmiştim. Sevda hocam pamuk nine, Metin hocam tombiş tiyatro deryasıydı. Bir adamla karşılaştım.. Benden iri , benden kocaman.. (Beni tanıyanlar ne demek istediğimi anlayacaklardır..) Dediler ki, Nurhan KARADAĞ. Adını duymuştum fakat bir çok kişi gibi önyargılı olduğumdan bu Profesörü kadın diye düşünmüştüm.: Baktım… Bir daha baktım… Kocaman ellerine.. Sanırım o gün ellerine sevdalanmıştım bu koca çınarın… Zaman geçti aradan.. Sen dedi.. Çocuk.. Tiyatroyu seviyorsun belli. Biz dedi.. ADS’yi (Ankara Deneme Sahnesi) tekrar açacağız. Gelir misin? Bilmem ki dedim içimden ADS’de ne. Aklım fikrim o sıralar politik tiyatroda.. Cahil cesareti ile Türkiye Tiyatrosunu kurtarmakta.. Durdum ve olur hocam dedim.. Gelirim.. Niyeyse güvenmiştim o kocaman elli çınara. Şimdi bugün bu satırları yazarken ne iyi etmiştim de bu sert görünüşlü duygu yüklü adama olur demişim diye düşünüyorum…

Nurhan KARADAĞ Anadolu Tiyatrosuna gönül vermiş bir tiyatro hamalıdır. Öğrenciliğim sırasında sahneyi silmekten öğrenci kulislerini temizlemeye, spotları tamir etmekten seyir yeri oturaklarını düzeltmeye kadar tüm hamallığına şahit oldum bu Profesörün.. O arınmıştı… Akademi onu işinden-tiyatrodan uzaklaştırmamış, bilakis bu işe gönül koymayı, edip işleyerek, yaparak, eyleyerek bize öğretmeyi seçmişti. Tam da drama’nın tanımı gibi.

Yıllarca asistanlığını yaptım hocamın… Oynadım öğrendim… Yönetmen yardımcılığını yaptım öğrendim… Evine gittim öğrendim… Sohbet ettim öğrendim… Tavsiyelerini uyguladım öğrendim… Onunla rakı içtim öğrendim… Velhasıl son ana değin öğrendim, kavga ettim, üzdüm, üzüldüm, sevdim, sevildiğimi bildim, babam saydım. Onunla birlik oldum. Birler ikiydik birliğe başladık onunla…

Nurhan KARADAĞ tüm öğrencilerini, arkadaşlarını, ailesini kollarının arasında koruyup kollayan bir devdir. İnsan ilişkilerinin Anadolu’nun bağrından geldiğine inanan bir dev. Onu yüceltmek yada ölümün ardından güzelleme yapmak için söylemiyorum bu sözleri.. Onu gerçekten tanıyanlar anlayacaktır beni…

Denizli Amatör Tiyatrolar Festivalinde organizasyona kızdığında, olduğumuz mekânı terk edip 6 kilometre yürüdüğüm yoldaşımdır Nurhan KARADAĞ. Turnelerde horultusundan uyuyamadığım oda arkadaşımdır.

Bedirhan Ağa’yı romantik oynadığımda istemediği halde öylede olabileceğini görüp kabul edendir. İçimizdeki Göçük’te mide kanaması geçirdiğinde oyunu bana devredip beni yönetmen kılandır. Devlet Tiyatrosunda “Bozkır dirliği” oyununu koyduğunda seçmelere beni sokmayıp direk ana rolü verip üstüne şimşekleri toplayandır. 23 yaşımda “Kardeşlik Töreni- SAMAH “ oyununda “Dede” rolü verip 22 senedir oynatandır. Tiyatronun duygu olduğunu, ancak Anadolu Tiyatrosu oyunculuğunun duygunun üzerine göstermeci biçim geliştirmek olduğunu öğretendir…

Toprağın, suyun, havanın ve ateşin çocuğudur…

Ve bu doğrultuda yaptıkları ile bize bunu önerendir. Tiyatroda benim beceremeyeceğim kadar saygının, disiplinin, aşkın timsalidir.

Politik görüşlerimiz ortak olmasa da düşüncelerime itiraz eden ancak saygı duyandır Nurhan KARADAĞ. Kız öğrencilerinin göbeğine sarıldığı, erkek öğrencilerinin tokalaşmak için can attığı bir yürektir. Dünyanın en kötü dans eden adamı, ancak çevresinde ki tüm kadınların onunla dans etmeye can attığıdır.

Hata yaptığımda bazen görmezden gelen, bazen uyaran, bazen kızan ama her zaman arkamda duran adamdır Nurhan KARADAĞ.

Özgür Tiyatro’nun tüm oyunlarını seyreden tek hocamdır. Bu benim için onurdur… Amatör Tiyatronun ne denli önemli olduğunu anlatımları dışında yaşama biçimiyle de gösteren bir çınardır.

Yaptıkları hakkında benim söz söylememe gerek yok. Sevgili Yusuf Sağlam’ın yazdığı kitap onun hakkında ki muhteşem bir kaynaktır.

Nurhan KARADAĞ 26 yıllık yol arkadaşımdır ve yoldaşlığımız ben ölene kadar sürecek. Ben her 5 Ekim ve 27 Mart ta gökyüzüne bakıp ona el sallayacağım ve biliyorum ki o da, o güzel ve anlamlı gözleriyle bana gülümseyecek…

Ölüm adın kalleş olsun…

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Neoliberal Çağda Sanat-Siyaset İlişkisi" başlıklı MayaDergi Sekiz şimdi yayında.
This is default text for notification bar