Toplumsal Bellek Nasıl Korunup Anlatılmalı?

Burhan SÖNMEZ, Avdo karakterinden yola çıkarak Türkiye’nin acılı dönemlerini yalın, akıcı bir o kadar derinlikli anlatmış. Yazarın hiçbir olaydan, durumdan kaçamayacağını, çağının tanığı ve sorumlusu olduğunu açıkça dile getirmiş.

Tanda gelsem al gül versem ey canan

Bir gül bir ömürlük uzundur

Al rengi kandandır desem ey canan

Bir ömür bir güllük uzundur

                                  (Avdo’ya seslenen şarkı)

Bir insan ömrüne neler sığar? Hangi acılar, sevinçler, üzüntü, keder… Bizi derinden sarsan acılar karşısında nasıl ayakta kalır, gülümser hatta kahkaha atabiliriz ki? Burhan SÖNMEZ’in “Taş ve Gölge” adlı romanını okurken tüm bunları düşünüyor ve haykırıyorsunuz: Dünya tektir, sadece mesafeler vardır, hesabını sorar insanlık bunun.

Taş ve Gölge için arketipler romanı, dönem, köylü, gavsano (Mülteci) gibi çeşitli adlandırmalar yapılabilir. Ama en önemlisi kurguyla gerçeğin iç içe yaşandığı bellek romanı diyebiliriz. Hiçbir şey unutulmasın diye tarihe not düşülmüş acıların romanı.

Roman farklı dönemlerde (1938-2002) tarih aralıkları verilerek anlatılsa da roman kahramanı Avdo’nun etrafında döner. Avdo nereli olduğunu, doğduğu zamanı bilmeyen ve hep annesini arayan, sesi çok güzel biridir. Yine anne özlemiyle Mardin’e gelir. Orada flüt çalan, daha sonra mezarını yapacağı, yedi adı olduğunu söyleyen İsa ile karşılaşır. İsa bir gavsanodur (mülteci) ve Avdo’nun gerçek yaşamı böyle başlar. İsa Mardin’de mezar ustası Josef ustayla tanıştırır Avdo’yu. Sabır, tutku ve hayal gücü sayesinde iyi bir mezar ustası olur. Yazar Avdo’nun bu dönemini anlatırken Mardin’i de anlatır. Arketip olarak biz farklı kültürlere kendiliğinden yöneliriz. Mezar ustası olarak yöre yöre gezerken yolu Haymana Ovası’nda Konak Görmez köyüne düşer. Bu köyde Ağa’nın oğluyla nişanlı olan Elif’e aşık olur. 1958 yılı Avdo için yeni ama acılı, sancılı yıldır. O köyde mezar taşı yaparken yardımcı olan küçük çocuk Baki’yi tanırız ve en önemlisi Baki’nin ölümüne tanıklık ederiz. Elif’le kaçmak isteyen Avdo, Kara Ağa’nın oğulları tarafından silahla durdurulur, çatışmada Elif ölmez ama Avdo yaralanır, Avdo’ya hapis yolu da görünür. 1965 yılında hapisten çıktığında Elif de İstanbul’da öldürülür ve İstanbul Merkez Efendi mezarlığına defnedilir. Avdo da sevgilisiyle sonsuza kadar olabilmek için bu mezarlıkta mezar taşı yapmaya başlar.

Ve roman geçmiş bugün ve gelecek çizgisinde şaşırtıcı bir o kadar heyecanlı, olay örgüsü yoğun akıp gider. 

Romanda olaylar anlatılırken bir anda dönem gerçekleriyle karşı karşıya kalırız. Dersim’de askerlik yapan İsa’nın dünyası kurmaca bir dille olay örgüsü verilirken o dönem gerçeği olan Alevilere yapılan mezalim de hemen aktarılır.  Adnan Menderes’in uçak kazası, Deniz Gezmişlerin asılması, Diyarbakır Cezaevi, arabesk dünyası, Sivas katliamı… Buna benzer nice gerçek olaylar kurmaca dilin ötesinde anlatır.

Burhan Sönmez

Gerçekle kurmaca arasındaki o ince çizgiyi Sönmez’in iyi yakaladığını düşünüyorum. Bu konuda çok farklı görüşler ileri sürülebilir. Çünkü anlatılanlar Türkiye toplumunun yaşadığı derin acılar. Sivas katliamı daha ne kadar yeni, acısı taptaze. Bunun birkaç sayfada anlatılıp geçilmesi duygu dünyamızda üzüntü yaratabilir. Ancak yazarın amacı sanatın amacı gibidir. Bir praksise dayanır. Eylem sonuca ulaşmaya yöneliktir ve geçmiş, gelecek ve şu an anlatımı emeğin kazanacağına işarettir.

Ayrıca yazar bu anlatımıyla yeni bir paradigma da yaratmıştır. Geriye dönüş tekniğinde hiçbir aksaklık yoktur. İç çözümlemeler yapılırken tanrısal bakış açısı kullanılmaya devam edilerek akıcılık bozulmamıştır. Diyaloglarda klasik anlatımdan yararlanılmış ancak çarpıcı bir dil kullanılarak destansı anlatıma zemin hazırlanmıştır. Roman kahramanlarının duygularını aktarma konusunda da Sönmez, çok farklı bir yol denemiştir. Metaforlara, sıfatlara başvurmadan şu paragrafta olduğu gibi içimizi yakıvermiştir:

…Senden son bir şey isteyebilir miyim? Dedi Avdo.

Neymiş o diye? sordu Elif.

Bana adımla seslenir misin? Elif ineklerin beyaz boynuna tutundu. Göğün ve toprağın değişen renkleri arasında sığınabileceği tek renk huzurlu ineklerin beyazıydı. Başını yavaşça kaldırdı. ‘Avdo,’  dedi fısıldarcasına, ‘hava karardı, ben gideyim.’

Belki birkaç konuda bizim beklentimizin gerisinde kalan eleştiri yapılabilir. Yazar her konuda okuyucuya bilgi vermiş. Bazı yerlerde buzun üstünde kalabilirdi. Böylelikle düş gücümüz harekete geçerdi. Olayların uzun bir döneme yayılması da kurmaca metinlerin olmazsa olmazı samimilik duygusundan biraz uzaklaştırıyor. Yine de yaratılan her karakterin biricik insani temsil ettiğini ısrarla vurgulamalıyım.

Destansı anlatımı, gerçekle kurmaca dilinin zıtlık yaratmaması, romanın büyülü gerçeklikle adlandırılmasına yol açabilir. Ancak ne Mo Yang’ın ne de Marguez’in yaptığının kopyası değildir. 

Burhan SÖNMEZ, Avdo karakterinden yola çıkarak Türkiye’nin acılı dönemlerini yalın, akıcı bir o kadar derinlikli anlatmış. Yazarın hiçbir olaydan, durumdan kaçamayacağını, çağının tanığı ve sorumlusu olduğunu açıkça dile getirmiş.

Taş ve Gölge romanının tarihe kalacağını, kuşakların okuyup yeniden değerlendireceğini düşünüyorum. Acıların nasıl unutulmayacağını ve nasıl yazılacağını bize gösteren bir roman. Taş ve Gölge romanının Sönmez’in son romanı olduğunu da ekleyelim.


Künye:

Burhan SÖNMEZ

Taş ve Gölge

İletişim Yayınları

327 sayfa

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Neoliberal Çağda Sanat-Siyaset İlişkisi" başlıklı MayaDergi Sekiz şimdi yayında.
This is default text for notification bar