Tarihte Özdekçi (maddeci) ve Ülkücü (İdealist) Düşünce Savaşımı

Eskil (antik) dönemlerden bu yana yaşamı ilahi güçler yerine özdeksel ve nesnel olgularla açıklayan düşünürler hiç de azımsanacak denli değildir; ne var ki varoluşu ilahi güçlere dayandıran ülkücü (idealist) düşünürler her zaman daha çok ilgi çekmiş, öne çıkmış, özdekçi (maddeci) düşünürler daha az bilinir olmuştur. Örneğin her şeyi doğal nedenlerle açıklamaya çalışan Miletos Okulu üyeleri Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes, Sokrates denli tanınmaz. “Aynı ırmağa girenlerin üstünden başka başka sular akar” ve “aynı nehirde iki kere yıkanılmaz” sözleriyle bilinen, her şey karşıtını içinde taşır, yaşam karşıtların uzlaşması ve çatışmasıdır, diyerek eytişimin (diyalektiğin) temelini atan Herakleitos, Aristoteles denli ünlü değildir. Bütün nesnelerin gözle görünmeyen ve sürekli devinim halinde olan küçük parçacıklardan oluştuğunu söyleyerek ilk kez “atom” kavramını ortaya atan: “Hiçbir şey rastlantısal oluşmaz. Her şey bir neden ve zorunluluk gereği ortaya çıkar” ve “Hiçbir şey kendiliğinden oluşmaz… ama her şey bir nedenden giderek ve bir gerçekliğe göre oluşur.” diyen, en önemlisi de “İnsanlar kendi güçsüzlüklerini ve kararsızlıklarını haklı çıkarmak için kader diye bir şey uydurdular. Hiçbir şey öylesine, laf olsun diye, anlamsızca olmaz. Her şey mantıklı ve zorunlu bir nedensellikle olur.

Bizim kadere yüklediğimiz her şeyin aslında belirli bir nedeni vardır” sözleriyle Tanrı ve kader kavramlarını dışlayarak nedensellik ilkesini ortaya atıp eytişime katkı veren Demokritos ve yaşamı nesnel olgular üzerinden açıklayan Epikuros ve Epikurosçular Platon denli bilinmez. Dünyanın gerçekliğinin nesnel bir uzamda ve nesnel bir zamanda tümüyle atomların devinimi üzerine kurulduğunu, sonsuz bir uzamda, sonsuz bir sürede her şey sürekli bir devinimin yasalarına uygun olarak doğar, büyür ve ölür; ilk devindirici yoktur, diyerek her türlü dinsel düşünceye karşı çıkan atomcu Romalı Lukretius, her şeyi sürekli yaratmaya bağlayan Dekart (Descartes) ve yerçekimi yasalarını Tanrı’yla doğrulayan, yıldızları melek çobanların kolladığını düşleyen Newton denli önemsenmemiştir.

Yaşam ve bilim her zaman özdekçilerin önermelerini kanıtlasa da öne çıkanlar hep yaşamı ve varoluşu ilahi güçlere, her şeyin temel ve ilk nedenini soyut idealara yani bir tür Tanrı kavramına bağlayan ve açıklayan düşünürler olmuştur. Özdekçi düşünürlerin düşüncelerini veriler üzerinden oluşturup eleştirilerini de veriler üzerinden yapmalarına karşın ülkücü (idealist), Tanrıcı düşünürler her zaman (günümüzde de) olduğu gibi eski dönemlerde de eleştirilerini, özdekçilere karşı nefret ve tehdit üzerine kurmuşlardır. Platon’un Demokritos’a karşı nefreti de tıpkı böyledir. Yazdıklarını bulduğu yerde satın alıp yırtarak yok etmeye çalışan Platon, kitaplarında da ölümsüzleştirmemek için Demokritos’un adını anmadan söz eder.

Eleştirileri de tıpkı bugünün (hangi dinden olursa olsun) dincileri gibi bilimin ve özdekçiliğin aydınlığından korkusu üzerinedir. Örneğin Demokritos’un düşünceleri için şunları yazar: “Bu kuramlar bütün insanlar içinde yayıldı. İşte gençlerin dinini boş verip, yasanın inanmayı emrettiği Tanrıların var olmadığını söylemeleri bu yüzden. İşte devrimlerin nedeninin yattığı yer; bu kuramlar insanları doğayla uyum içinde yaşamaya çağırıyorlar; ama aslında insanlara hükmetmek istiyorlar.”

Platon’un, Demokritos’un yazdıklarını toplayıp yırtarak yok etmeye çalıştığını gören ve bunun etik olmadığını, ayrıca bu şekilde Demokritos’u tarihten silemeyeceğini söyleyen Pythagorasçı birkaç öğrencinin uyarısına karşın işi daha da ileri götürüp: “Bazılarını ölümle cezalandırmak, ötekileri kırbaçlayıp zindana atmak, üçüncüleri yurttaşlık haklarından mahkûm etmek, dördüncüleri yoksullukla ve devlet dışına sürgün ederek cezalandırmak gerek” diyerek tıpkı bugünün dincileri gibi Demokritos’a, öğrencilerine ve özdekçi düşünürlere tehditler savurur. Ne yazık ki Platon’un başaramadığını Hıristiyanlığın yayılmaya başlaması ile birlikte bir başka dinci grup, ilk Hıristiyan yandaşlar gerçekleştirir ve günümüze Demokritos’un 65 kadar yapıtından ancak bazı parçalar kalır.

Yaşam, bilimin ve bilimsel düşüncenin omuzlarında yükselmesine karşın dincilerin bilimden ve bilimsel düşünceden korkusu tarih boyunca hep var olmuştur ve ne yazık ki her zaman da baskın çıkmışlardır.

Adnan ACAR

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir