Hasan Erdoğan: İğde Çiçeğinin Ağıtı 

Bir bir kaybettiğimiz değerlerimizi; türkülerinde bulduğumuz (…) ekine tarlaya yoncalığa giderken dibinde azığımızı çıkartıp yemek yediğimiz iğde ağacını “İğde çiçeğine de dilek diledim/Gürcüm ben ölem/Gece gündüz bir hayale yöneldim/Sabah yıldızı kavuştur bizi.” dizeleriyle ölümsüzleştirip aşkı, sevdayı, ayrılığı, özlemi içimize işlediğimiz türkülerin eşsiz sesi… 

Vay benim güzel ağabeyim. “Gülünce gözlerinin içi gülüyor” sözlerinin kendine en çok yakışanı ağabeyim. Konuşurken ağlayan, türkü söylerken ağlatan can ağabeyim. Toprağın, köyün, yeşilin, ağacın, iğde çiçeğinin, aşkın, hüznün, ayrılığın en güzel dizelerini yazıp en güzel besteleriyle seslendiren Hasan ağabeyim.  

Bir bir kaybettiğimiz değerlerimizi; türkülerinde bulduğumuz, gölgesinde uyuduğumuz, ekine tarlaya yoncalığa giderken dibinde azığımızı çıkartıp yemek yediğimiz iğde ağacını “İğde çiçeğine de dilek diledim/Gürcüm ben ölem/Gece gündüz bir hayale yöneldim/Sabah yıldızı kavuştur bizi.” dizeleriyle ölümsüzleştirip aşkı, sevdayı, ayrılığı, özlemi içimize işlediğimiz türkülerin eşsiz sesi… 

Yaralı yanımızın ilacı, ağrıyan başımızın tülbendi, sızlayan kalbimizin dert ortağı, iğde çiçeğinin sabah yıldızı… 

Kem talihim, kötü kader. Kaybedecek nem kaldı” derken bize yaşama tutunmayı salık veren; “Sen bu sevdamıza bitti, demişsin. İşte ben o zaman seni öldü sayarım.” derken aşkın özlemin sevdanın ölmeyeceğini anlatandın. 

O dağlarda biten kenger misali, yel vurdu bir yandan bir yana döndüm.” derken büyük kentlerin sırtımıza vurduğu yükü, köy özlemiyle özdeşleştiren; çok erken yaşta kaybettiği oğlu Bülent Erdoğan için “Seni başka kim soracak. Yavrum seni ben ararım. Kemiklerim toprak olsa. Yavrum seni ben ararım” diyerek bir babanın oğluna olan özlemini en iyi anlatan koca çınar, güzel yürekli can abim.

Şimdi hatırlıyorum da:

Akşamın sıcağında dolmuşun içinde orta koltuklardan birinde oturmuş yeni binen yolculara bakınırken seni görmüştüm. Boştu yanım. Kendimi cam kenarına doğru çekip sana yer açtığımı görünce yanıma oturmak zorunda hissetmiştin. Oturdun da. Henüz lise çağımda çıkartıp cebimden önümde oturan adama “Şuradan bir kişi uzatır mısınız?” diyerek para uzattığımda biraz sevinerek biraz da gururlanarak başımı okşamış “Sen kimlerdensin kuzu?” diye sormuştun.  

Çünkü ben kendi ücretimi uzatmış senin için uzatmıştım o parayı. Hasan abiyle ilk tanışmamız lise yıllarımda böyle olmuştu. Dolmuşa ben Tuzluçayır’dan, Hasan ağabey Tekmazar durağından binmişti. Ondan sonra da zaten birçok kez bir araya geldik.  

Eskiden nüfus sayımları pazar günleri sokağa çıkma yasağı ilan edilir ve evlerde sayım yapılırdı. Bir keresinde nüfus sayımında karşılaştık Hasan ağabeyle. Aslında öyle bir yere atanmıştım ki kardeşi Abdullah Erdoğan, halk ozanı İsmail İpek mahalleden tanıyıp bildiğim daha birçok insan. Deyim yerindeyse girdiğim her evden çıkamıyordum. Kimi yemek yediriyor, kimi çay içiriyor, kimi de Hasan ağabey gibi şakaya getirip “Velim, açayım istersen bir küçük rakı bahçede götürelim.” diyordu.

Bir keresinde de Cebeci’de halk ozanlarının düzenlediği bir konserde aynı masada oturduk. Sohbetimiz de ona Aziz Nesin ile Muzaffer İzgü’den bahsedip “Kimileri ikisinin aynı yüzyılda yaşamış olmasını mizah için olumlu görürken kimileri de şansızlık olarak değerlendirir. Her ne kadar düşünsel anlamda farklı olsalar da ikisi de mizahın önemli isimleri. Sen peki Ali Kızıltuğ ile aynı yüzyılda yaşamış olmakla ilgili neler hissediyorsun?” diye sormuştum.

Gülmüştü Hasan ağabey, “Veli’m” demişti “Bu topraklar öyle bereketli topraklar ki işlenecek ne cevherler var. Bu cevheri ne ben ne de Ali Kızıltuğ tüketebiliriz. Yeter ki işlemesini bilelim.

İşte bugün o cevherlerden birini kaybettik. Evet ağabey, Tuzluçayır eskisi gibi değil, Natoyolu, çöplük eskisi gibi değil. Elinde malası duvar sıvayan babalarımız yok artık. Sizin gibi usta sazın döşüne vuran insan sayısı da azaldı.

Oğlu Bülent Erdoğan’ı genç yaşta trafik kazasında kaybettikten sonra bir sohbetimizde “Veli’m, aslında yazdığım ve söylediğim her türkünün bir hikayesi vardı ama Bülent’imi kaybettikten sonra sanki bütün türküleri ona yazmış ona söylemiş gibi söylüyorum.” demişti. 

Güle güle güzel ağabeyim. 

Can ağabeyim.

Hasan ağabeyim. 

Veli BAYRAK

Önerilen makaleler

1 Yorum

  1. Duygularına, kalemine sağlık Veli hocam.
    Hasan Erdoğan bey oğluyla gül bahçesinde uyusunlar…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Neoliberal Çağda Sanat-Siyaset İlişkisi" başlıklı MayaDergi Sekiz şimdi yayında.
This is default text for notification bar