Türkçeye Dair Saçmalıklar ve Kaan Arslanoğlu

İmparatorluklar ve devletler kurmuş Türklerin diğer dillere sözcük veya dil bilgisi dokusu geçebilir. Kaan Arslanoğlu da bu etkileşimleri abartarak ve deforme ederek veriyor.

Bir şeyler okuyayım, biraz çalışma yapayım diyorum ama hep böyle saçma şeyler bana engel oluyor.  Türkçenin bütün dillerden önce var olduğunu ve bütün dillerin Türkçeden doğduğunu söyleyen bu güneş dil kuramına dayanan bu saçma anlayış önüme düştür. Neresine dokunsan fason olan bu anlayış milliyetçilik ve ırkçılığı içinde taşıyarak boca ediliyor. İyi para ettiği ve dikkat çektiği için bu bilimsel olmayan söylem sürekli üretiliyor.

1- Bu söylemler içinde Türklerin bütün halklardan önce ulus bilinci edindiğine dair bir gönderme var. Sanki Türkler bütün halkları kurtarmak için yola çıkmışlar ve dünyaya ulus bilincini Türkler taşımış.

2- Dil birliği tartışmalıdır. Genel Türkler denilen halklar yok biz Türk değiliz, derler. Tatar’a sorsan, biz Türk değil Tatar’ız der. Özbek’e sorsan, Biz Türk değil Özbek’iz, der. Azeri’ye sorsan, Biz Türk değil Azeriyiz, der. Bütün Türki halklara sorsan cevapları aynıdır. Biz Çeçeniz, biz Çerkes’iz, biz Kırgız’ız. Böyle devam eder. Bir türlü bu halklar Türk olduğunu kabul etmez. Bizimkiler illa kabul ettirecek bunlar Türk. Bu bir çeşit, saçmalık bilimdışı şizofrenidir.

3- Cumhuriyet ve Sovyet devrimi ile birlikte kongreler, konferanslar yapıldı. Ortak yayın çıkartma kararları alındı. Bir türlü dil birliği sağlanamadı. Neden?

Arapça konuşan halklarda bir dil birliği sağlandı. İspanyolca konuşan halklarda bir dil birliği sağlandı. Neden dünyayı sürekli istila etmiş Türki halklarda dil birliği sağlanmadı?

Çünkü hiçbir zaman devlet değildiler. Kurumsallaşma yoktu. Şehir kültürü kurumsallaşmayla ilgilidir. Siyasal doku bu kurumsallaşmayla şekillenir. Bunlar bırak kasabayı, köy bile değildiler. Böyle bir yapıdan kurumsallaşmış bir dil çıkar mı?

4- Türklük ideolojisi Türkmen dokusuna dayanır. Türkmen demek Türk değildir. Türkmen denildiğinde zaten Türk olmadığını anlıyoruz. Ona benzeyen onun gibiyi anlıyoruz. Bu sözcüğü üretenler İrani halklar. Daha çok şehir, kasaba, köy dokusu dışında yaşayan halklara dair söylenmiş bir sözdür. ‘Men’ eki, gibidir, Türk demek değildir.

Kısacası hayvancılık yapan göçer halkları karşılar bu sözcük. Muğlak bir sözcüktür, içinde Türk olanı da vardır Türk olmayanı da. Ermeni’ye de Türkmen denirdi. Kürt’e de, İrani halklara da. Hepsine de denirdi. Çünkü burada ifade eden olgu ekonomik yaşam biçimi. Ama taş kafalılara, milliyetçilik ve ırkçılıkla şekillenmiş bu dar kafalılara bunu anlatamazsın.

5- Haydi Altay dillerini merkez aldın eyvallah. Bunları Türkçe olarak kabul ettin, eyvallah. Kaan Arslanoğlu sen hangi Altay dilini merkez aldın. Çağatayça mı, Özbekçe mi, Türkiye Türkçesi mi nece söyle. Sen etimolog musun. Bunların yapıları, sekansları, dil kuruluşları, dokuları farklı. Onlarca etimolog, Türkolog bir araya geldi. Dil birliğini yaratamadı. Neden bahsediyorsun sen.

6- Cumhuriyetle birlikte dolu Türkçe tartışması oldu. Türkçe cumhuriyetle birlikte dil bilgisi kurallarını edindi ve Latin alfabesine geçildi. Ondan önce Türkçeyi kapsayan bir dil bilgisi kuralları yoktu. İşin garip tarafı bu Türkçe, daha çok Selanik ve İstanbul Türkçesi.  Neden bahsediyorsun sen. Göçer Türk aşiretleri bile birincil görünmedi. Göçer Türk aşiretlerine yönelim 40’lardan, 50’lerden sonra şekillendi.

7- Türkçe yazılı eserler ne zamandan beri var. 6. 7. yüzyıldan beri. Hep sözel tarih, yazılı eser yok. O Türkçe yazıtların dil bilgisi kuralları ve sözcük dağarcıklarının yüzde altmışı, yüzde yetmişi diğer halklardan gelme. İrani halklardan, Santrikceden, Çinceden gelme. Batıya doğru geldikçe dil bilgisi kuralları yerleşmiş. Neden bahsediyorsun sen.

8- Dil ekonomik üretim biçimleriyle ilgilidir. Bundan kopartılamaz. Madencilik bir geçim kaynağıysa, madenciliğe dair sözcükler olur. Mühendislik varsa mühendisliğe dair sözcükler olur. Ticaret varsa ticarete dair. Bunları tek başına algılamamak lazım. Bunların içinden matematik çıkar, geometri çıkar, bilim çıkar, felsefe çıkar, şiir çıkar. Yıllarca Türk devletleri başka dilleri kullandı. Şehir ve kasaba kültürünün şekillendirdiği ortamı yakalamak için zorunluydu. Ekonomik yapının içinde tarım yok, mühendislik yok, bilim yok, şehirleşme, kasaba kültürü yok. Nasıl iletişim kuracaksın. Onların dilini öğrenmeden onlar gibi olmadan. O derme çatma Türkçeyle mi?

 

9- Türkçe tartışmalarında Yahya Kemal’in söyledikleri önemli. Türkçeyi Malazgirt’ten sonra algılamak gerek der. Bu önemlidir. Gerçekten öyledir, ortada bir şey yok. Türkçe dil dokusu, dil bilgisi bu halklarla kaynaştıkça ortaya çıkıyor. Ondan önce Hazarca var. Fakat Hazarcanın bütün kaynakları gizlendiği ve İsrail devleti tarafından kısıtlamaya uğradığı için kimse net bir dil bilgisi ve Türkçeye dair bir şey söylemiyor. 500 yıl ayakta kalmış bir devlet ve bu devlete ilişkin bilgilerimiz kısıtlı. Türkçenin önemli şekillenişini sağlayan bu süreç muamma. Türkçe’nin gelişimi için çok önemli olan Şah İsmail’in, Türkçe beyitler ve semahlar üretmesinin arkasında Hazarcanın etkisi olduğunu düşünüyorum ben. Sonradan şekillenen Aşkenaz Yahudilerine dair ve onların Türkçelerine dair tek bir çalışma yok. Yidişce ve Türkçe arasındaki ilişkiyi irdeleyen tek bir yazı, satır yok. Neden bahsediyorsun sen.

10- Cumhuriyetle birlikte şekillenen Türkçe, diğer kültürel dokuların irdelenmesi üzerinden şekillenmiştir. Diğer kültürlerin yoğun bir etkisi vardır Türkçede. Nasıl İrani halkların dil biliminden kopartamazsak Arapçadan, Ermeniçeden, Rumçadan, İngilizçeden, Fransızcadan, Almancadan da kopartmanın imkanı yoktur. Türkçenin daha geniş sekans ve dil bilgisi kurallarını üretmesinin nedenleri bunların içindendir. Yani bütün hocaların Ermeni, Rum, Yahudi sen onların verdiği eğitimle bir dil bilim yetisi ediniyorsun. Sonra onlardan hiç etkilenmediğini söylüyorsun. Maddenin doğasına aykırı bu.

11- Dil birliği, din birliği ve devamında devam eden ekonomik üretim ilişkileri birliği ulusun genel nüansları olarak kabul edilmiş.

Önce dil birliğine girelim. Arapça konuşan bütün halklar Arap mıdır? İspanyolca konuşan bütün halklar İspanyol mudur? Altayca dil grubuna ait bütün halklar Türk müdür? Hint ve İrani dilleri konuşan halklar Hint ve İrani midir? Din birliğine bir bakalım. Çoğu Türki! halklarda Hristiyanlık var. Yahudilik geniş bir şekilde var. Eski kültürel dinsel dokuları daha çok Şamanizm, totemcilik ve Hint ve İrani halklardan etkilendikleri Zerdüştlük ve Manicilik. Sonradan İslamcılık gelişiyor. Bütün Altay dil grubunu konuşan halkların din dokusunu kapsamasa da. İşin diğer tarafı ise halklar bazı dinsel dokuları üzerlerine bir şal gibi örter veya kendi kültürel dokularına uygun hale getirtir. İslamcılık dediğiniz şey, İslamcılık olmayabilir. Bu yol ve yöntem halkların sürekli izlediği zorunlu bir durum buradan bir genelleme veya kestirme yapmak zor.

Görünen o ki, Türkler! bir tarım toplumu değiller. Toprak mülkiyetine dayalı, feodal veya Asya tipi üretim ilişkisini pek yaşamamışlar. Bu üretim ilişkilerinin olduğu halklarla karşılaşmış ve ona göre biçimsel değişimlere gitmişler. Dilleri, dinleri ekonomik ilişki biçimleri bu kültürel doku üzerinden şekillenmiş. Bu dokuyu görmeden ulus demek veya ulusallaşmak gerçekten zordur. Türk devletlerinin tarih boyunca bitmeyen zora dayalı tahakkümü bu yüzden Cumhuriyet’le birlikte devam etmiştir. Genel itibariyle bir yurt edinme anlayışı var. Hayvanlarını rahatlıkla otlatacaklarıbesinin bol olduğu alanlar aramışlar. Burada önemli olanürettikleri ürünleri takas veya satacakları alanlar bulmaları lazım. Çin seddinin kurulmasına da buradan bakmak lazım.Aslında yurt edinme dedikleri anlayış bu takas ve satılacak alanla ilgilidir. Tek başına sadece hayvancılık eğer etrafında diğer toplumsal yapılar yoksa sadece kendi kendine yeter ve bir artı değer ortaya çıkartmaz. Herkesin hayvancılık yaptığı bir bölge de neden dursunlar. Bu anlamda toprak mülkiyetinin olduğu ve ticaretin şekillendiği alanlara yakın olmak ortaya çıkan artı ürünü değerlendirmek için önemli. Tabii birde bu alanlarda ortaya çıkan kültürel halenin şekillenişi ister istemez bir albeni yaratıyor. Bu bölgelere ilk gittiklerinde diğer ürünleri elde etmek için talan ve yağmayı birincil yapmışlar anlaşılan. Sonra takas ve satılacak alanları yaratmışlar. Bu kaynaşma ve yurt edinme süreçlerinin özelliği olmuş. Bu diyalektik toprak mülkiyeti ve ticaretin geliştiği alanlarla birlikte şekillenmiştir. Zaten yurt edinme söyleminin arkasında yatan dürtü de bu. Türklerin Anadolu’ya göçünü Moğol istilalarına ve mera alanlarının yetersizliğine bağlamak tek başına yeterli sebep değil. Takas ve şehir kasaba kültürüyle irtibatlı olmak, iç içe geçmek için bu yol izlenmiştir. Bu yüzden Türkçe belirli bir merkezi doku oluşturmamış ve dil yapısını diğer halkların dil yapısında çok etkilenerek şekillendirmiştir. Bu genel karmaşayı bir dil birliğine dönüştürmek gerçekten zordur. Hele Anadolu.  Mezepotamya, Balkanlara yerleşenlerin oradaki halkların dilsel dokularını ya hepten almışlar ya kendilerine uyanları alıp öyle bir dilsel yapı kurmuşlar. Bu etkilenişler göz ardı edilerek ne ulus devletin sınırları çizilebilir ne Türkçe sorununa geniş bakılır. Genel ulus olmanın büyük sorunlarını içinde yaşayan Türkiye buna rağmen ulus anlayışını ancak ve ancak katliamlar, baskılar, tahakkümlerle devam ettirebilirdi. Günümüzde yaşanan bu.

12- Kaan Arslanoğlu kitabında bazı Türkçe sözcükler üzerinden değerlendirme yapmış. Oysa o sözcüklerin bir kısmı Türkçeden gelme değil. Fakat bu hata yeterli alt yapısı olmayan ve etimolojiyle ilgilenmemiş her dilcinin genel hatasıdır. Bizde etimoloji milliyetçilikle şekillenmiştir. Her sözcüğü Türkçeleştirme arzusu, bilimsel bir dilbilim kurmaya engel olmuştur. Türkçenin garabete dönmesinin en önemli nedeni budur. Eski dillerden getirilen çoğu sözcük ise gerekli kültürel dokuya uymadığı için toplumsal kabulü olmamıştır. Yahya Kemal’in dediği gibi Malazgirt ve sonrası birincil edinilmemiş böylece kültürel dokunun gerçekçi bir dil oluşturulması engellenmiştir. Sözcüğün toplumsal yaşamla ilgisi hep uzakta tutulmuş, milliyetçilik refleksiyle hareket edilmiştir.

13- Bir dilin diğer dillerden etkilenmeme imkanı var mıdır? Her dil diğer dillerle etkileşim içinde şekillenir. İmparatorluklar ve devletler kurmuş Türklerin diğer dillere sözcük veya dil bilgisi dokusu geçebilir. Kaan Arslanoğlu da bu etkileşimleri abartarak ve deforme ederek veriyor. Kendisi Türkçe adına konuşurken, diğer diller adına da konuşuyor. Bir etimolog olmadığı halde, diğer dillerin kültürel dokularını bilmediği halde. Bunun adı saçmalık ve hadsizliktir.

Peki bu saçmalığı ve hadsizliği neden yapıyor. Çünkü kendisi de biliyor reklamın iyisi ve kötüsü olmaz. Bu bilimdışı tezlerine cevap verecek insan potansiyeli az. Cevap vermek isteyenlerde sessiz kalıyor. Yoğun bir baskı olan Türk milliyetçiliğinin etkisini görmek istemiyor. İşte bu ırkçı ve milliyetçi dokuya yaslanarak bu bilimdışı tezlerini boca ediyor.

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Neoliberal Çağda Sanat-Siyaset İlişkisi" başlıklı MayaDergi Sekiz şimdi yayında.
This is default text for notification bar