Hüseyin Korkmaz Vefat Etti

Hüseyin Korkmaz vefat etti. Üzüldüm ama sahte üzülenleri ve onu dolandırılanların timsah gözyaşlarını görünce daha da üzüldüm. Ah kardeşim, bu seni üzen vicdansızların yüzüne tokat gibi çarpmak istiyorum.

Ödül işleri pis işler. Biz Maya Kolektifi olarak ödül mekanizmasını eleştiren ve değerlendiren onlarca yazı yazdık. Sonra yine Maya Kolektifi olarak “Yazarlar Ödüle Hayır Diyor” kampanyasını düzenledik. Yüzün üzerinde yazar, şair bu kampanyamıza katıldı. Etkili bir kampanya oldu bu.

Hüseyin Korkmaz ile bu kampanya sürecinde birkaç kere sohbet ettim. Kendisi ödülleri olumlu ve doğru bulmadığını bildirmişti bana. Fakat rahatsızlığından dolayı evde fazla dışarı çıkamadığı için ve kendinin biraz da olsa tanınır olma isteğinden dolayı ödüllere katılacağını bildirmişti bana. Dürüst bir davranıştı. Bu yüzden “Nicin.Biz” ve “Maya Kolektifi”ni elinden geldiğince takip etti, birlikte hareket etmeye çalıştı, içinde kaldı. Arada bir telefonlaşır, dertleşirdik. Malatya’ya yerleşince birkaç kere yüz yüze sohbet etmiştik. Depremden sonra o da benim kaldığım köye yerleşmişti. Çoğu hısım akrabası bu köydendi. Hüseyin Korkmaz ise aslen Hocaların hocası Takiyettin Mengüşoğlu’nun köyünden. Eski ismi Engüzek, yeni ismi Ağılbaşı. Bir Kürt Alevi köyü. Kültürel ve siyasal mücadeleyi yıllarca sahiplenmiş köy. Sabahat Tuncel’in köyü. 

Hüseyin dürüst bir çocuktu. Şiiri seven, şiirle hemhal olmaya çalışan bir çocuk. Her şiiri, şairi takip eder onu anlamaya çalışırdı. Bazen benim şiirim ve yazılarıma dair tartışır, değerlendirirdi. Olumsuz gördüğü bir şeyi, hiç çekinmeden söylerdi. Örneğin son kitabımın ismini beğenmemişti. Divan şiiri geleneğinden gelen ve daha çok Arap kültürünü karşılayan “kaside” kavramını neden kullandın, demişti. Ben de haklısın, dedim. 

Ödül işlerinin pis işler olduğunu uzun uzun anlatmıştım ona. O da hak vermişti. Yazılarımı, yazılarımızı okuyup kendine göre değerlendiriyordu. Hüseyin’in şiirleri güzeldi. Çarpıcı, yeni imgeler kurabiliyor, şiir dilinin gelişmesine katkı da bulunuyordu. Tek sorunu imgelerle derdini anlatabilmekti. Şiiri bu anlamda biraz kapalı şiirdir. Ben ise daha çok felsefeyle ve gerçekçi edebiyatla içli dışlı olmasını önerirdim. Şiirde yeni olmasına rağmen kısa sürede önemli bir yol katetti. Son şiirleri daha çok yalın imgelerin kullandığı, gerçekçi edebiyatçılara yakın şiirlerdi. 

saksıdaki çiçeği okşadıkça 

bakır rengi patika; 

             çıt yok yıldızda.

tenha bir çare edinir odada 

ağlar çocuk– 

         duvarlar küf tutunca

göz yaşını duyduk, durduk;

            çıt yok yıldızda.

bir serçe uğrar işte tahta kafesine

bir kafes zaten bu dünya

            kapısı hep açık durur;

şafağa kefen bakınca

        beşik içinde doğu daha çok uyur

              çıt yok yıldızda.

rüzgâr içinde kalmış taş yastığı–

      kendisine keder yapmış

basmış bağrına 

          derin bir kuyu onu; 

kemirir nem soğuğu 

       çığlığı göğe vurur

               çıt yok yıldızda. 

serçe yavrusu günün uykusu; 

sese kurt düşünce 

telaş olur suskunluğun üzeri

           bulut küser gider dağa

ah! 

hayat taştan bir handı, o handa

konakladım, bir hırka bir lokma;

 serçeyi gagasından öpünce

               çıt çıktı yıldızda.

Hüseyin Korkmaz ödüllere şiir gönderecekti. Birkaç kere uyarmama rağmen gönderdi, Hüseyin Çiftçi şiir ödülüne. Hüseyin kardeş aslında ödüllere katılmaktan yana değildi. Fakat kitabını parasız basmak başka çözüm de düşünemiyordu. O yüzden Hüseyin Çiftçi ödülüne şiirlerini gönderdi. 

Sonra, sonrası şöyle.

Hüseyin Korkmaz vefat etti. Üzüldüm ama sahte üzülenleri ve onu dolandırılanların timsah gözyaşlarını görünce daha da üzüldüm. Ah kardeşim, bu seni üzen vicdansızların yüzüne tokat gibi çarpmak istiyorum.

Hüseyin Çiftçi adına ödül düzenleniyor. Ödülü düzenleyenler birinci olana kitap basma sözü veriyor. Birinciliği alan bu gariban çocuk Hüseyin Korkmaz. Sonra kitap Şiiri Özlüyorum serisi içinde çıkacakken, çünkü Fuat Çifçi’nin yayınevi bu, Klaros yayınlarından çıkıyor. Ketenpereye bakın. Sonra bu çocuğa üç tane kitap gönderiyorlar. Üç tane. Sonra bu gariban çocuk Klaros’u arıyor. Başka kitap gelecek mi, diye. Klaros hayır, diyor. Eğer kitap alacaksan, parasını vereceksin, diyor. Bu gariban çocuk da mecbur kalıyor, kendi kitabından yüzde kırk indirimle elli adet alıyor.

Sonra Hüseyin kardeş öldü. Hüseyin bu anısını ağlayarak anlatmıştı bana. Aman abi, kimseye söyleme diye nasihat etmişti. Bu Hüseyin’i üzen bu dolandırıcılarda timsah gözyaşları döküyor şimdi.

Bir insanın ödüllü kitabının sevincini yaşamasını bile kursağında bıraktı. Bu vicdansızlar…

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Neoliberal Çağda Sanat-Siyaset İlişkisi" başlıklı MayaDergi Sekiz şimdi yayında.
This is default text for notification bar