Rıza Can’ın Ardından…

Rıza Can bir edebiyat tutkunu olarak kısa ve öz yazma ustasıydı. Kendine özgü noktalama işareti ve vurguları ile adeta yazılarında bir sahne yaratırdı. Bu yönü, onu yakından tanıyanlar tarafından kolaylıkla anlaşılabilir.

Alevilikte ocak, bir ermişin yaşayıp öldüğü mekandır. Ziyaretçisine bir çeşit arınmayı yaşatır.” Rıza Can’ın son yazısı (Ocak Roman) bu cümleyle başlıyordu. Hem bir Dersimli ocakzade hem de aydınlanmaya tutkun bir düşün insanıydı. 2021’de yayımlanan Işıltılar: Bir Dersim Sürgünü adlı kitabının kısacık önsözünde şöyle diyordu:

Küçüktüm. 1938’de Dersimli olarak biz de sürgün edildik. Ben çocukluğumu sürgünde aştım. Doğal olarak sürgündeki yıllarım hayalsiz ve özlemsiz geçti… Ama kazanımlarım da oldu. Sunmuş olduğum bu kitap, o kazanımlardan biridir. Bir zenginlikle karşılaşacaksınız…”

Rıza Can uzun yıllar mülki idarede farklı kademelerde çalışmış, hizmet sunmuş ve birçok deneyim biriktirmiştir. Bir yandan edebiyat tutkusu ve tarih ilgisini, diğer yandan memleket ve dünya ahvali ile dertlenmiş, kısacası aydın sorumluluğuna sahip bir insan olmuştu. Mülki idare mesleği gereği birçok memleket görmüş ve çok sayıda insan tanımıştı. Bu da belki bir edebiyat meftunu olarak onu oldukça beslemişti.

Rıza Can bir edebiyat tutkunu olarak kısa ve öz yazma ustasıydı. Kendine özgü noktalama işareti ve vurguları ile adeta yazılarında bir sahne yaratırdı. Bu yönü, onu yakından tanıyanlar tarafından kolaylıkla anlaşılabilir. Ancak yazılarını ilk kez okuyanlar için gerçekten şaşırtıcıdır. Bir de yazılarında hiç sezdirmeden şiirsel bir üslup kullanması elbette. Dost sohbetlerinde de bu üslup diline sinmişti. Yavaş ve sakin bir ritimde konuştuğu kelimeleri, yazılarında olduğu gibi dikkatle seçer ve karşısında konuşanların söylediklerini kolay kolay unutmazdı. Belleği bir edebiyat tutkunu için harikaydı. İleri yaşına rağmen gençliğinde okuduğu romanların, öykülerin ve hatta şiirlerin karakterlerini, olayları ve dizeleri hatırlatır, konuşmaya renk katardı. Yazmaya ve okumaya olan tutkusu son günlerine kadar sürdü. Bu konuda gerçekten örnek bir insandı. Elbette böyle asırlık bir çınarın özgeçmişini özetlemek güç iş. Ama ardından söylenecek çok şey var, anımsanacak pek çok güzellikler. Onu son kitabında yer alan özgeçmişi ile saygı ve özlemle anıyorum.

Rıza Can 1934 yılında Tunceli Nazımiye’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kütahya, Elâzığ ve Kahramanmaraş’ta tamamladı. 1956 yılında girdiği Mülkiye (Siyasal Bilgiler Fakültesi) İdari Şubeden 1962 yılında mezun oldu. Yurdun çeşitli il ve ilçelerinde maiyet memurluğu, kaymakamlık, vali yardımcılığı, hukuk müşavirliği görevlerinde bulundu. 1993 yılında Ulaştırma Bakanlığı Müşavirliğinden emekli oldu. Uzun yıllar yaşadığı Ankara’da 6 Nisan 2024’te hayata gözlerini yumdu.

Çeşitli alanlarda hazırladığı yayımlanmış birçok kitabı ve broşürü bulunmaktadır. Yakın zamana kadar bir internet gazetesi olan Dersim Haber’de pek çok yazısı yayımlanmıştır. “Dersim 1937” Yalanı ve Gerçekler (1975), Öğretmenin Yeri ve Özgürlüğü (1986), Erenlerin Aydınlığı (1996), Direksiyondakilerin Gönül Tellerinden (broşür), Valiye Mektup (broşür), Masallar (Oscar Wilde çevirisi) (2003), Çağdaş Hz. Ali (2005), Dersim Dedikleri (2010), Tanzimat Bürokratları: Kalem’den Vali Paşalığa (2012), O Cumhuriyet (2015), Işıltılar: Bir Dersim Sürgünü (2021).

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Neoliberal Çağda Sanat-Siyaset İlişkisi" başlıklı MayaDergi Sekiz şimdi yayında.
This is default text for notification bar