Kazancakis’in eserlerinden birinin adı: ZORBA. Esere omuz veren karakter. Hayır hayır; yaşamış biri Aleksi Zorba… Olimposlu bir köylü. Ama köylülükten erken silkiniyor.  Öyle ki; iki türlü yaşamış bir adam…

Anlattıklarının birinde: “Ben de insanım” deyip, güya mütevazilik sergiliyor. Oysa hiç de öyle değil…

Nicos Kazancakis, Giritli bir Yunandır. Edebiyat dünyasının ünlülerinden biri olarak ölüyor.

Kazancakis’in eserlerinden birinin adı: ZORBA. Esere omuz veren karakter. Hayır hayır; yaşamış biri Aleksi Zorba… Olimposlu bir köylü. Ama köylülükten erken silkiniyor.  Öyle ki; iki türlü yaşamış bir adam…

Gençliği çok kirli. Çok az temiz yeri var. Balkanlarda çerçilik yaptığı dönem temizdir. Ama gerek Balkanların kargaşa dönemini gerek Girit’in ayaklanma dönemlerini “zift içinde” yaşar. Soygunları, öldürmeleri, işkenceleri tüyler ürpericidir….

O merhametsiz adam; Kazancakis’e hizmet etmek için Girit’e gittiğinde artık yaşlıdır. Allah’ın fukarası gibidir. Kendi başınadır. Tüm serveti kolunun altında taşıdığı santurdan ibarettir. Ama başka türlü zengindir:

Santur çalar… Türkü söyler… Kendinden geçercesine raks eder… Yanlış anlaşılmasın: Zorba kendine güven zırhı içindedir. Kimseye karşı boynu eğik değildir… Birtakım değerlere dudak büker. Örneğin milliyetçiliği reddeder… din ve din adamına mesafelidir… Ona göre demokrasi bile masaldır… Ve korkusuzluk onun ayrıcalıklarından biridir. Şu olay Zorba’nın gerçekten yiğitliğini kanıtlar:

Önce şunları söylemek gerekiyor; Kazancakis Giritlidir ama Girit’te oturmuyor. Girit’in denize yakın bir köyünde “bir linyit” kömürü ocağı kiralamıştır. O sıra, o nedenle gidiyor. Zorba kendisine, gemi beklerken askıntı oluyor (!)…

Köyde oturmuyorlar; kıyıda inşa ettikleri derme çatma bir barakada kalıyorlar. Zorba “şölenlerini” orada düzenliyor… Kazancakis bunalımdan orada kurutuluyor. Çünkü, Zorba’dan bir “yaşam” zenginliği ediniyor… Minnetsiz ve korkusuz bir zenginlik…

Şimdi olaya dönebilirim:

Bir Paskalya günüdür. Köy halkı, kiliseye yakın bir yerde şenlik yapmaktadır. Köy halkından dul ve güzel bir kadın da kiliseye gelmiştir. Çıkmış gidecektir. Yolu kesiliyor. Şenliğe gelmiş olanlar kadını taşlıyorlar, küfür ediyorlar, bıçaklı saldırıda bulunuyorlar. Ama hiç beklenmeyen bir şey oluyor: Zorba gelmiş bağırıyor, ayıplıyor yapılanları…

Manolakas, elinde bir bıçak, kadına saldırmak üzeredir. Ancak Zorba onun bileğini yakalamıştır.  Bir çeşit boğuşmadan sonra onu yere sermiş, Manolakas’ın elindeki bıçağı alıp kırmıştır ve yerdeki dul artık kurtulmuş gibidir.

Ve dehşet!!! Pavlis’in babası, Mavrandonis sıçrayıp dulun başını kesiyor.

Sabırsızlanmayın söyleyeceğim: Dul vaktiyle Pavlis’in evlenme teklifini kabul etmiyor. O yüzden Pavlis intihar ediyor. Genç ve kabadayı Manolakas ise Pavlis’in amcasının oğludur.

Kazancakis; yüksek düzeydeki kültürüne karşın, Zorba’dan, “epey” etkileniyor… Şairler de öyle…

İşte Cevap Çapan’ın dizeleri;

Uçağımız Rodos’tan havalanınca, göz kırparak,
“Tolstoy mu, Dostoyesvki mi?” diye soruyorum
yanımdan geçen hostese.
O da gülümseyerek, “Kazancakis’ten şaşmayın” diyor,
“Bilirsiniz, Zorba’yla santur çalar her akşam Hanya’da,
kalender bir tavernada.”

Rıza CAN

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Neoliberal Çağda Sanat-Siyaset İlişkisi" başlıklı MayaDergi Sekiz şimdi yayında.
This is default text for notification bar