Diyalektiğin Reddinde Sığınaklar ve Bir Karşı Cephe

Gerçekliğin eritildiği bir post-modern edebiyat delüzyonuna karşı yaratılacak cephe; geçmiş kuşak devrimci şairlerin ruhunu gasp etmekle oluşturulamaz. Hedeflenen kültür cephesinde, kültürel alana ilişkin metalaşmaya kendi vasatlıklarıyla hizmet eden “solcu” şairlere yer yoktur.

Geçtiğimiz günlerde, sosyal medya ve sosyal medyanın bir alt başlığı haline gelmiş İnternet, Twitter (yeni ismiyle X) merkezli bir değişim sürecine girdi. Elon Musk (X Corp.) ve Mark Zuckerberg’in (Meta) elinde bulunan popüler sosyal medya kanalları, sitelerine daha fazla içerik üretici çekebilmek adına, kullanıcıların rağbet gösterdiği trendlere uygun olarak eklenen özellikler ile yeniden şekillendiriliyor. Hatta öyle ki Twitter’ın alışıldık çizgisinin değiştirileceği haberi verildikten sonra Meta, Twitter gibi bir mikro-blog uygulaması olan “Threads” adlı yeni bir platformu kullanıcılarına açtı.

İşte bu köklü değişim sürecinde, Meta’nın bünyesinde faaliyet gösteren Facebook, değişim adına herhangi bir güncelleme almadı, alacağına dair herhangi bir haber de sızdırılmadı. Sitenin kullanıcılarıyla beraber okültik bir fenomene dönüşeceğini söylersek, çok da yanılmayız.

Genellikle “unutulmuşlar diyarı” olarak gördüğüm Facebook’u bir sığınak olarak değerlendirmek de mümkün. Time line ekranında gezinirken 1960’lardan bize seslenen bir şairin aldığı bir ödülle mest oluşunu veya utangaç bir faşist yazarın satırlarından dökülen irin ile aldığı etkileşimi hatta idrak kabiliyetini yitirmiş kimselerin bilgeliği ile biz ölümlülere devrimciliği öğretmesine bile rastlayabilirsiniz. Bir panayır gibi, değil mi? Yeteneksizlikleri ve önemsizlikleri nedeniyle toplumdan dışlanmış kişilerin seslerini çıkarabildikleri bir sığınak da denebilir. Hiçbir ortak özelliği yokmuş gibi görünen bu kimseler, diyalektiğe karşı geliştirdikleri körlük ile birbirine bağlanıyor.

Bu şair ve yazarlarca; zora karşı mücadelenin ana akım olduğu dönemlerde, okudukları kitaplarda altını çizdikleri “diyalektik gelişim”, o an ile anlam kazanan ve yalnızca o ana ait eskimiş bir teori. Sistemin her bir figürünün faşizmi yeniden ürettiği bir tarihsel momentte, tekrara düşmüş anlatım biçimleri yeniden kullanılmalı ve başa sarılarak yeniden anlatılmalı tüm mücadele atlası.

İşbirlikçi “sanatçı”ların notalarına düşmüş şiirler, bir pazarlama aracı olarak kullanılmalı ve Facebook üzerinden bininci kez prömiyeri yapılmalı. Vehbi Koç ödülüyle devrimciliği tescillenmiş kişilerin oratoryoları, alternatif bir dünya yaratısında sokaklarda yankılanacak bir marş gibi ezberlenmeli ve paylaşılmalı en cesur sözlerle. Ancak böyle devrim dalgalanacaktır çünkü emekçi yoldaşların zihninde.

Mezar başlarında fotoğraf çekip Facebook’a koymak da kitlesel örgütlenme yerine tercih edilebilecek diğer bir devrim örneği. Sosyalist bir şairin, özellikle de Ahmed Arif’in, mezarı başında el ele tutuşarak üç fotoğraf çekilip yedi şiir okununca Marx’ın ruhu gökten huşu içinde inecek ve biz kullarına yol gösterecektir. Duygusal doyumun climax noktasına ulaşıldığında, işte o anda tüm bu kötülük sona erecek ve iyilik tüm insanları kucaklayacaktır.

Yapay bir gerçekliğin balçığında debelenip duranlar; toplumun tercih ve beklentileri, siyasal trendler ve ülkesel-küresel konjonktürü göz etmeden, basit bir algılayış ile kaleme aldıkları eserler ile önemsenmeyi bekliyor. Sosyal medyanın büyülü dili ile alınan etkileşimler onlar için bir oksijen maskesi. Daha fazla yaşayabilmek (kitap satabilmek) için kendilerini durmadan pazarlama ihtiyacı hissediyorlar.

Gerçekliğin eritildiği bir post-modern edebiyat delüzyonuna karşı yaratılacak cephe; geçmiş kuşak devrimci şairlerin ruhunu gasp etmekle oluşturulamaz. Hedeflenen kültür cephesinde, kültürel alana ilişkin metalaşmaya kendi vasatlıklarıyla hizmet eden “solcu” şairlere yer yoktur.

Toplumcu gerçekçiliğin uğraş gerektirmeyen sığ sularında debelenen şairler, diyalektiğin medcezirlerinde boğulacak; bir gülümsemeye bile zaman kalmadan vasat şiirleriyle beraber faşizmin yanına gömülecektir.

Bahsettiğimiz kültür cephesi, “devrimci gerçekçilik” adını verdiğimiz bir birleştirici ile oluşturulacaktır. Bu kapsamda devrimci gerçekçi şiir, bütünleyici bir anlayışla kurulacak dayanışma ağlarının nüvesi niteliğindedir.

Örgütlenen sanat birlikleri, yaratım kooperatifleri, sanat merkezleri vb. yapıların birbirine tutunduğu ağlar, diyalektik gerçeğe uyumla çalışan sosyalist yapılanmalar niteliğindeki “BÜTÜNLEYİCİ DAYANIŞMA AĞLARI” olacaktır. Her yönüyle çürümüş bir kültüre karşı, hafızayı saklı tutarak gerçekleştirilecek devrimci bir kültür inşası, dayanışma ağları ile kurulmuş bu büyük organizmanın ana hedefi olacaktır. Bu kapsamda verilecek şiirler, gerçekliğin estetize edilerek sunulduğu eserler olacak, yeni bir kültür anlayışını işaretleyecektir.

Bütünleyici dayanışma ağları, kültüre ilişkin yapacağımız çalışmaların ana eksenini oluşturacaktır. Kısacası “BDA” kültür endüstrisinin karşısında yerelden başlayarak birbirine eklemlenen mücadele merkezlerinin yeni adı olacaktır.

BDA çatısı altında yer alacak olan örgütlenmeler, yaşamın aktığı bütün alanları kapsayarak buraları değiştirecek, dönüştürecek ve geçmişin körleştiren algılarını yıkacak çalışmaları kapsayacak bütünlükte olacaktır. Örgütler, yukarıda ele aldığımız şair-yazarların başvurduğu değişimi reddetme anlayışının zıddına konumlanarak değişimi başlatma görevini üstlenecektir.

**

Bütünleyici dayanışma ağlarına ilişkin kısımlarda Mustafa Güçlü’nün MayaDergi #1’de yayınlanan “Yeni İnsana Bir Adım ve Kültürel Alanın Yeniden İnşası” başlıklı yazısından yararlanılmıştır. Daha detaylı inceleme için Güçlü’nün yazısına başvurulabilir.

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Neoliberal Çağda Sanat-Siyaset İlişkisi" başlıklı MayaDergi Sekiz şimdi yayında.
This is default text for notification bar