Şiirlerin Öğrettiği Kadar Saydım Ölüleri

Katledilmiş şairler antolojisi, bir kırım tarlası. Acem topraklarında İslam Devrimi ile başlayan bir katliam değil bu elbette. (…) halkın sosyalizmde ifadesini bulmuş taleplerini sanatıyla ifade eden devrimci şairler, siyasi iktidarı elinde bulunduran kesim tarafından işkenceye tabi tutulmuş, öldürülmüş, susturulmaya çalışılmıştır.

Ceza Adaleti açısından üçüncü taraf zaten bizzat devlet anlamına gelir fakat bu, bir üçüncü gibi müdahale ederken şiddetten muaf olduğu veya siyasal güçle ilişkisiz olduğu anlamına gelmez; kendine has bir şiddet edimi olmayı ve siyasal gücün belirli bir kullanımından ibaret kalmayı sürdürür. Kesin olan şey, hukukun adaletinin iki değil üç kişinin bulunduğu bir sahnede oynanan, kendine has bir tahakküm gösterisi olduğudur.1

Bir burjuva hukuk devletinin sanık sandalyesine oturtulduğu davada Av. Selçuk Kozağaçlı’nın bu sözleri, hukuk devleti teorisinin ikircikli niteliğini ifşa eder nitelikte. Adaletin eski zamanlı bir vodvil oyununda sergilenen, arazsız bir karaktere dönüştüğü yargılamalar, devletin varlığını borçlu olduğu tarihsel kabullerin yeniden üretiminden ibaret.

Adaletin egemen örgütlenmesi bakımından çarpık bir biçimde ele alınması, elbette hukuk devletine özgü bir kavrayış biçimi değil. Tarih boyunca bir topluluk üzerinde egemenlik kurmanın temel koşullarından biri; adalet kavramının zedelenmesi, bir başka deyişle adaletin temelinde yer alan “etik olanın yerine getirilmesi” formülünde etik olanın toplumsal (geç dönemlerde sınıfsal) perspektiften koparılarak egemen örgütlenme lehine işletilmesinin bir gerek, bir zorunluluk olduğunun üzerinde egemenlik kurulan topluluğa kanıksattırılması olmuştur. Parazit egemen katmanın, liberalizmin önerdiği polis devlet fikrine kadar, bir hami sıfatını üstlendiği bu anlatımlarda birey için mutlak bir gereklilik arz ettiği de buna ek olarak işlenen bir savunu olmuştur.

Devlet aygıtının tahakkümü altına alınan toplumların (Belirtmek gerekir ki yazımızda tarihsel bir spektrumu ele almayıp modern devletin egemenlik sorunundan hareket edeceğiz. Bu nedenle topluluk değil toplum ifadesini tercih ediyoruz.) bu hastalıklı durumu kabulü, yasal bir zemin ile meşruiyeti sağlanan olağanüstü hâl durumu ile meşruiyetini devletin devamlılığını sağlama görevinden alan, hukuk devletine içkin “devlet aklının” varlığı -birinci yöntem- ve programlı bir şekilde güçlendirilen köktendinci eğilimler -ikinci yöntem- ile sağlanmaktadır.

Niloufar Ghaderinejad, 1979

2011’de kabul edilen 6223 s. Kanun ile adeta yasama yetkisinin yürütmeye devredildiği; 2017 Anayasa değişikliği öncesinde, OHAL ile Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunun meclisin onayına tabi olmadan kanun hükmünde kararnameler çıkarabildiği (AY mülga 121. madde) ve nihayet 2017 değişikliğinden sonra yürürlüğe konulan CBK ile hukuka aykırı düzenlemelerin yapılabildiği TC, tüm bu yasal düzenlemelere ek olarak hukukilik niteliğini yok sayan “devlet aklı”nın varlığı ile sanıyorum ki belirttiğimiz ilk yöntem için iyi bir örnek teşkil etmektedir.

Toplumların, kendi varlığına tehdit olarak gördüğü bir başka toplumun, bir düşünce şemasının veya bir kültürün karşısına bir öz savunma mekanizması olarak geliştirdiği davranış kalıpları olarak özetleyebileceğimiz “köktendincilik” ise Domenico Losurdo’nun kısa nitelendirmesiyle kültürün doğallaştırılması2 eğilimi, politikasıdır.

Köktendinciliğin bu kısa tanımlaması ile rahatça anlaşılabileceği üzere, enternasyonalist fikirleri tanımayan köktendinci davranış eğilimleri, doğası gereği materyalist fikirleri reddetmektedir. Siyasi konjonktüre göre esnetilebilen, değiştirilebilen kıymeti kendinden menkul bu yapay kültür parçalarının, yukarıda bahsettiğimiz türden bir tehdidin varlığında ilgili toplumun tarihsel gerçekliği ile bütünleştiği iddiası öne sürülür. Böylece toplumun radikal ve ufak bir kesimince temsil edilen maneviyatçı, zenofobik ve diyalektik tarihin doğruluğu ile örtüşmeyen kültür fikirleri, bir devlet politikası biçimine kavuşur.

Şüphesiz yukarıda ele aldığımız ikinci yönteme en iyi örnek, köktendincilik özelinde toplumsal bir konsorsiyum (Bu konsorsiyuma komünistler dahil değildir. Ancak Sovyet yanlısı komünist parti TUDEH ile temsil olunan komünist kesim, bu toplumsal anlaşmaya dışarıdan destek vermiştir. Belirtmek gerekir ki bu desteğin ve anlaşmanın dışında kalan bir sol da bulunmaktadır. Aşağıda tekrar ele alınacaktır.) ile kurulan İran İslam Cumhuriyeti olacaktır. Ancak biz bu yazıda, İran’ı bir örnek olarak ele alıp teorik perdeden söylemlerimize devam etmeyeceğiz. Bugünlerde egemenlerin yaratısı olan kültür dokularının, Mahsa Emini’nin öldürülmesi üzerine başlayan eylemlikler ile parçalanmaya başladığı İran, yazımızın ana konusu olacaktır.

BİR TOPLUMSAL DİRENİŞ SAHASI: İRAN

Britanya desteği ile Rıza Şah tarafından gerçekleştirilen 1921 Darbesi, İran topraklarında hüküm süren Kajar Hanedanlığı’na son verdi ve böylece Pehlevi iktidarı dönemi başladı. Varlığını bir emperyalist gücün desteğine borçlu olan Pehlevi Hanedanlığı, hükmü süresince liberal kaygılar ile hareket etti ve nihayet Muhammed Rıza Pehlevi döneminde, 1963 yılında başlatılan Beyaz Devrim ile İran saltanatlığı tamamen liberal politikalara geçti.

İran toplumu, diyalektik ilerlemenin bir gereği olarak 1963’ten sonra feodalizmin tasfiye edilme süreci ile liberal aşamaya geçmişti ve bir önceki üretim ilişkisinin süjelerinden olan toprak sahiplerini öğüterek, din adamlarını ise pasifize ederek ilerliyordu.

Muhammed Rıza ise bu diyalektik ilerlemeye aykırı hareket ederek komünistlere karşı din adamlarını güçlendirmiş; böylece onları solun karşısında ancak kendi yanında tutmayı amaçlamıştı. Liberal politikalara geçişin toplumun çeşitli kesimlerinde uyandırdığı tepki ve neden olduğu ekonomik sancılara ek olarak Muhammed Rıza’nın bu tercihi, toplumun ilerlemesini durduracak ve İran’da Şah’ın hedeflediği liberal anlayıştan çok uzakta, bir orta çağ projeksiyonu yaşanmasına neden olacaktı.

Yukarıda sözünü ettiğimiz köktendincilik konsorsiyumu ile kurulan İİC içerisinde, Şah’ı devirmek amacıyla bu konsorsiyum ile bir çıkar birliğine giren TUDEH dışında KDP, Komala, Fedai Halk, Peykar gibi çeşitli örgütlenmeler de faaliyet gösteriyordu. Öyle ki bu oluşumlar, Muhammed Ali Recai tarafından “düşman” olarak kategorize edildi.

KATLİ VACİP -DÜŞMAN- ŞAİRLER

Elbette her devrin katli vacibi komünistlerin İran tarafından da düşman olarak nitelendirilmesi, şaşırtıcı olmamalı. Egemenlerin yazdığı, frengiye tutulmuş sayıklamalarla dolu yalan yanlış gerçekliği alaşağı eden; İran toplumunu oluşturan halkların özgürlük, adalet ve eşitlik taleplerini dillendiren devrimci şairler bu uzun katliamın fermanında ilk sıradaydı.

Özgürlüğe Şapka Çıkar
Özgürlüğe şapka çıkarıyorum.
Bak,
kim kendi hayatını bu kadar hafife alır?
Gökyüzüne ve denize bakıyorum
dünya trajik ve büyüleyici
tüm bu sorularla.
Meteorların, taşların ve balinaların çarpışması
cesaret değil mi?

Baktaş Abtin

Katledilmiş şairler antolojisine bugünlerden başlamalıyız. Pandemide ‘öldürülmüş’ bir şair, yazar ve film yapımcısı olan Baktaş Abtin‘den.

Baktaş Abtin hastanede yatarken

Abtin, 2 Aralık 2016’da, 1998’de İran Zincir Cinayetler’in birer kurbanı olan Muhammed Muhtari3 ve Muhammet Cafer‘in4 18. ölüm yıldönümü anmasında darp edilerek gözaltına alındı.5 Hukuksuz bir şekilde tutuklandıktan sonra serbest bırakılan şair, İran Yazarlar Derneği’nin tarihini anlatan kitabının yayımlanmasının ardından “yasadışı toplantı ve ulusal güvenliğe karşı gizli anlaşma” ve “devlet aleyhine propaganda yapmak” suçlarından toplam 6 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Baktaş Abtin, 26 Eylül 2020’de Tahran’daki Evin Hapishanesi’ne girdi.

Hapishanede Covid-19 belirtileri göstermeye başladı, bunun üzerine hapishane kliniğine yatırıldı. Hastanede tedavi için yeterli şartlar sağlanmadı, tutukluluğu devam etti. 2022’nin ilk gününde komaya giren Abtin, 8 Ocak günü hayatını kaybetti.6

İran Zincir Cinayetleri için bir parantez açmak gerekiyor. İslam Cumhuriyeti sistemini eleştiren bazı İranlı muhalif entelektüellerin, 1988-1998 yılları arasında öldürülmelerini veya ortadan kaybolmalarını konu alan vakalar, birbirleriyle bağlantılı göründükleri için “zincir cinayetler” olarak anıldı. İşlenen suçların faili, İran hükümetinin iç görevlileriydi.7

Abtin’in ihmali ölümünden çok da uzaklaşmadan, 8 Eylül 2018’e döndüğümüzde kadın hakları konusunda çalışmalar yürüten, Kürt şair ve öğretmen Soheila Kaderi‘nin 15 kişiyle birlikte katledilmesiyle karşılaşıyoruz. Kaderi, Devrim Muhafızları’nın Irak’a düzenlediği roket saldırısında öldürülenler arasındaydı.

Kaderi, 27 Haziran 1972’de Batı Azerbaycan Eyaleti’ne bağlı Piranşehr şehrinde doğmuştu. Bölgedeki çatışmalar nedeniyle doğduğu şehirden ayrılıp Irak Kürdistanı’na yerleşti. 1989-1990 yıllarından başlayarak, burada yaşayan yetişkinlere okuma-yazma dersleri verdi. Kürt kadın topluluklarıyla çalışmalar yürüten Kaderi, sanata oldukça ilgiliydi. Öyle ki Kürtçe iki şiir kitabı yayımlanmıştı.8

Kaderi’nin ölümünden biraz daha geriye giderek bir önceki cumhurbaşkanı dönemine bakalım. 5 Ağustos 2013’te göreve başlayan İran İslam Cumhuriyeti 7. Cumhurbaşkanı Ruhani’nin 2014 Şubat ayına kadarki görev süresinde yaklaşık 300 kişi idam edilmişti. Bunlar arasında Haşim Şabani de vardı. 27 Ocak 2014’te Arap asıllı şair Haşim Şabani Allah düşmanı olduğu ve ulusal güvenliğe tehdit oluşturduğu gerekçesiyle idam edildi.

Haşim Şabani

Şabani, şair ve aktivist kimliğinin yanı sıra Ramşir şehrindeki liselerde Arap Dili ve Edebiyatı dersi veren bir öğretmen ve Azad Üniversitesi-Ahvaz’da siyaset bilimi yüksek lisans eğitimi alan bir öğrenciydi.

Haşim Şabani, Arapçada “Diyalog (Hiwar)” anlamına gelen El-Hiwar Bilim ve Kültür Topluluğu‘nun da kurucusuydu. Hiwar topluluğu, Arapça kültür programlarının yanında Ramşir şehrinin gençleri için eğitim kursları düzenledi. Kadın haklarının tanıtılmasında da aktif rol oynayan grup, Ramşir halkı tarafından çok iyi karşılandı. Öyle ki 2002-2003 yıllarında yapılan ikinci Kent Konseyi seçimlerinde beş adayın tamamına da El-Hiwar üyeleri seçildi.

2005-2006 yıllarında Huzistan’da (Ramşir şehrinin bağlı olduğu eyalet) ikamet eden İranlı Arapların sokak gösterilerini takiben, El-Hiwar Topluluğu yasadışı ilan edildi. 2011 yılında Haşim Şabani topluluğun diğer üyeleriyle birlikte tutuklandı. İşkence altında verdiği ifadesi, Şabani’ye isnat edilen suçlara delil olarak gösterildi ve Şabani 27 Ocak 2014’te idam edildi.9

Farzad Kamangar öğrencileriyle

Rojhilat’ta da durum farklı değildi. İran Kürdistanı’nın Kamyaran şehrinde, İranlı Kürt öğretmen, şair ve insan hakları savunucusu Farzad Kamangar 9 Mayıs 2010’da idam edildi. Avukatı Halil Bahramyar, Kürt muhalif gruplarla iş birliği yaptığı iddiasıyla yargılanan Kamangar aleyhine hiçbir delilin olmadığı savundu.10

İdam edilmeden önce defalarca kez işkence gören Kamangar, “Güçlü Olun Yoldaşlar” başlıklı mektubunda şöyle demişti:

Öğretmen olmanın ağır yükünü taşıyıp, ilmin tohumlarını yaymaktan sorumlu olup yine de susmak mümkün mü? Öğrencilerin boğazlarındaki yumruları görüp, zayıf ve yetersiz beslenmiş yüzlerine tanık olmak ve susmak mümkün mü? Adaletin ve hakkaniyetin olmadığı bir dönemde olmak ve u’yu umut için, e’yi eşitlik için öğretmemek; bu tür öğretiler sizi Evin Hapishanesi’ne götürse veya ölümünüzle sonuçlansa bile mümkün mü?11

Farzad Kamangar, öldürüldüğünde henüz 32 yaşındaydı.

“Şiirin On Gecesi” adlı etkinlikte Sultanpur’un okuduğu şiir, Index on Censorship

1979 Devrimi’nin asıl sahipleri olan şeriat yanlıları, toplumun çeşitli kesimleriyle monarşi-emperyalizm karşıtlığı ile uzlaşmış, bu uzlaşıya destek veren komünistler de dahil olmak üzere toplumun büyük bir kesiminden destek almıştı. Ancak çok geçmeden Humeyni rejimi, ilk olarak sosyalistleri tutuklamaya ve öldürmeye başladı. Bunlardan biri de devrim henüz üç yaşına girmeden, 26 Temmuz 1981’de düğününden kaçırılarak katledilmiş İran Yazarlar Derneği YK üyesi, Marksist şair ve oyun yazarı Said Sultanpur‘du.12

Şah döneminde hapsedilen Sultanpur, tutukluluğunun ardından İngiltere’ye kaçmış ancak devrimin ardından İran’a geri dönmüştü. The New York Review’un 13 Ağustos 1981 tarihli sayısında yayınlanan imza metnine göre, Sultanpur yasadışı döviz ticareti yapmakla suçlanmıştı ancak bu suç gerçekten işlenmiş bile olsa, ölüm cezası bunun için uygun bir yaptırım değildi. Ayrıca yine bu metinde, Sultanpur’un infazının ardından İran’daki entelektüel çevrede suskunluğun hâkim olduğu belirtilmişti.

Said Sultanpur, Şah rejiminin devrilmesinde sembolleşen isimlerdendi. 1977’de Goethe Enstitüsü’nde İran Yazarlar Derneğince gerçekleştirilen “Şiirin On Gecesi” adlı etkinliğin beşinci gününde kürsüye çıkan Sultanpur, şiirleriyle devrimi arzu edenlerin üzerinde büyük bir etki bırakmıştı.

Ah, devrimin yumruğu!
kudretli yumruğu halkın!
güneşin ateşten yumruğu!

Ülkem, ne haldesin!

Sait Sultanpur

Katledilmiş şairler antolojisi, bir kırım tarlası. Acem topraklarında İslam Devrimi ile başlayan bir katliam değil bu elbette. Yukarıda belirttiğimiz gibi halkın sosyalizmde ifadesini bulmuş taleplerini sanatıyla ifade eden devrimci şairler, siyasi iktidarı elinde bulunduran kesim tarafından işkenceye tabi tutulmuş, öldürülmüş, susturulmaya çalışılmıştır. Komünistlere karşı din adamlarıyla ittifak kuran M. Rıza Pehlevi ve İngiliz desteğiyle tahta çıkan babası Rıza Şah dönemlerinde de devlet, bu anlayıştadır.

Şair Ferruhi Yezdi‘nin dudaklarını dikmiştir Rıza Şah örneğin. Devrimci şair, uzun süre hapsedildikten sonra 1939 yılında öldürülmüştür.

O zaman ki baş koydum ayağına özgürlüğün, çektim elimi canımdan yolunda özgürlüğün / Şeyh, hürlerin haraplığına ondan eder ısrar, ki kendi bekasını görür / yokluğunda özgürlüğün”- Ferruhi Yezdi

Devrimci şiirleriyle tanınan ve Hooman Majd tarafından “genç İranlılar için Che Guevara benzeri bir figür olarak” tanımlanan Hüsrev Golsorhi ise 1974 yılında M. Rıza Şah döneminde idam edilen diğer bir şairdi.

Golsorhi mahkemedeki savunmasında “…Yasallığını da meşruiyetini de tanımadığım bir mahkemede kendimi savunacağım. Bir Marksist olarak, halka ve tarihe sesleniyorum. Beni gömseniz de -ki gömeceksiniz de- insanlar benim topraklarımdan bayraklar ve türküler yapacaklar.” demiş; ceza almasına sebep olan faaliyetleri yürütüp yürütmemesi ile ilgili sorulan soruya ise devam edeceğini söyleyerek yanıt vermiştir.

Şair bir notunda “Tek etkili sanat biçimimiz olan şiirimizi neden edebiyat ve üslup okullarına hapsedelim? (…) Edebiyat toplumsal hareketlerde üstlendiği toplumsal düzenin yerinden edilmesi rolünü bizler için de korumalı ve yerine getirmelidir. Edebiyatın görevi uyandırmak, toplumsal hareketler yaratmak ve halkların tarihsel gelişim hedeflerine ulaşmasına yardımcı olmaktır.” diyerek sanatın, özelde edebiyatın üstlenmesi gereken görev konusundaki düşüncelerini dile getirmiştir.14

Yazımızı, İranlı Che’nin, Golsorhi’nin İngilizceden çevirdiğimiz “Bir, Bire Eşit Değildir” başlıklı şiiri ile sonlandıralım.

Öğretmen tahtada bağırıyordu.
Kızgınlıkla söylenirdi hep,
elleri de tebeşir tozuyla kaplıydı.
Arka sıradakiler birkaç meyve yiyor, gürültü çıkarıyordu.
Sınıfın diğer tarafındaki bir öğrenci elindeki dergiyi karıştırıyordu.
Hiçbir öğrenci dinlemiyordu söylediklerini.
Çünkü öğretmen bağırıyor, cebirsel denklemler gösteriyordu.
 
Bize karanlığı ve zulmü anımsatan tahtaya şunu yazdı:
1=1
Bir, bire eşittir.
 
Öğrencilerden biri ayağa kalktı.
(Biri hep karşı koymalı)
Ve sakince:
“Denklem hatalı.” dedi.
Öğretmen şaşırmıştı.
Öğrenci sordu:
“Eğer bir insan, bir birim olsaydı
gene de eşit olur muydu?”
Zor bir soruydu, öğrenciler sessiz kaldı.
Öğretmen bağırdı:
“Elbette eşittir!”
Öğrenci güldü:
Eğer öyleyse
nüfuzlu ve zengin olan,
kibar bir parasızdan nasıl daha güçlü olur?
Eğer öyleyse
beyaz tenli insanlar,
siyahilerden nasıl daha güçlü olur?
Eğer öyleyse
zaten eşitlik bozulmuştur.
Bir, bire eşit olsaydı
zenginin daha zengin olması nasıl mümkün olur?
(…)
Öğretmen, ağlayarak:
“Lütfen defterlerinize yazın;
Bir, bire eşit değildir.”

Hüsrev Golsorhi

K A Y N A K L A R

  1. https://bianet.org/bianet/insan-haklari/269702-selcuk-kozagacli-helallesmeyecegiz
  2. Köktendincilik Nedir?, Losurdo D., Yordam Kitap, İstanbul, 2017.
  3. Wikipedia, Mohammad Mokhtari
  4. Wikipedia, Mohammad-Ja’far Pouyandeh
  5. Wikipedia, Baktash Abtin
  6. https://www.amnesty.org
  7. tr.upwiki.one/wiki/Chain_murders_of_Iran
  8. www.iranrights.org
  9. www.iranrights.org
  10. theguardian.com/world/iran-blog/2012/may/16/iran-kurdish-teacher-farzad-kamangar
  11. Wikipedia, Farzad Kamangar
  12. middleast4change.org/what-has-become-of-my-country-said-soltanpour-poet-of-revolution/
  13. https://journals.sagepub.com
  14. Wikipedia, Khosrow Golsorkhi

Kapakta kullandığımız çalışma, Ayoub Emdadian’a aittir.

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Neoliberal Çağda Sanat-Siyaset İlişkisi" başlıklı MayaDergi Sekiz şimdi yayında.
This is default text for notification bar