Meleğin Ters Dönmüş Hali Şeytan: Küçük İskender

Küçük İskender her zaman kendini meleğin karşısına konumlamış ve şeytanın sesi olmaya çalışmıştır. Toplumsal yasakların karşısında şeytanın sesi olarak seslenmiştir. Fakat bu durum rasyonel bir durum değildir, o bu karşıtlıkla bütün insanlığın toplumsal değerlerini karşısına alır, zaten nihilistliği de bu noktada başlar.

YENİE DERGİSİNDE KÜÇÜK İSKENDER ÖVGÜSÜ

Ben biraz kaba insanım, birdenbire balıklamasına konuya dalarım ve fazla özür dilemeyi bilmem. Belki empati duygum gelişmemiş ne bileyim. Yani böyle bir hödüklüğüm var, belki sinir sistemimin yaratığı bir kontrolsüzlük; tepkisel yanlarımla ve alınganlıklarımla önümü görmem çok.

Bu kısa nottan sonra yazıya geçebilirim. Yeni e dergisinin elime geçen son sayısına (Ağustos 2019) bakmaya başladım. Kapağın altında kalemi sigara gibi tutan bir Küçük İskender resmi. Hemen iç sayfada Küçük İskender’e dair bir Mahmut Temizyürek şiiri. Başyazının altında şöyle diyor. “Burjuva ahlakının/vicdanının örtülerini onlarca dizesi ile yırtıp atıveren Küçük İskender hayata veda etti.

Alttaki yazımda göreceksiniz Küçük İskender burjuva ahlakını yırtıp atan değil tamamen burjuva ahlakını oluşturan biri. Peki Yeni e dergisinin ilk yazısı kime ait, ben söyleyeyim: Memet Fuat’a. Devrimci edebiyata ve sosyalistlere düşman, hayatı boyunca burjuva edebiyatının oluşumuna emek harcamış, Nazım Hikmet’i sansürlemiş Memet Fuat’a. Sonraki yazı, Hüseyin Köse’ye ait. Hüseyin Köse bir şeyler söylüyor ama söylemek istediğini anlatma sorunu hissetmediği için ne söylediğini kendisi de bilmiyor. Böylelerine eskiden karnından konuşuyor derdik, bu karnından değil başka bir yerinden konuşuyor. Ağdalı laflar ve entelektüel kavramları bol bol boca ediyor ama sanırım ettiği laflardan kendi de bir şey anlamıyor. Yoksa bu kadar boşlukta cümle kurulur mu? Sonra Akif Kurtuluş’un İskender’i umuma, sosyeteye bağlanma yazısı. Bu yazıyla birlikte İskender’in büyük kişiliğini anlamış oluyoruz. Kişiliğinin önemli yanı Küçük İskender’in biracı olması. Halim Şafak’ın son yazısını da sabır dileyerek okudum. Jean Genet kim, Küçük İskender kim? Hayatında tek fiske yememiş, hiç özgürlük mücadelesi için bedel ödememiş doğru dürüst örgütlü bir eyleme gitmemiş bir adamı Jean Genet gibi devrimci ya da anarşist diye göstermeyin. Jean Genet’in hayatı hep mücadeleyle geçmiş. Hele bir deneseydi Jean Genet gibi sınırdan sınıra geçmeyi. En fazla biradan sigaralığa geçer Küçük İskender.

Yeni e dergisi böyle övgü yazıları yazılar koymuş Küçük İskender’e dair. Küçük İskender burjuva edebiyatının şairiydi, bu anlamda Yeni e dergisini ne kadar bizim saflarda görebiliriz ki. Biliyorum bu Küçük İskender’e övgü, burjuva edebiyatından bir payda kapma övgüsü.

BİR NİHİLİST META SATICISI KÜÇÜK İSKENDER

Küçük İskender’in şiirini seksen sonrası yozlaşan edebiyatın dışında tutmak imkansız. Fakat sadece yozlaşan şiirle iç içe geçirmek yetmez bir de bu yoz edebiyatı ortaya çıkaran editörler ve eleştirmenler tayfasını da iyi bilmek lazım. En önemlisi bu edebiyatçıların temel işlevi Gerçekçi edebiyatçıları karalayarak hasıraltı ederek yok oluşunu sağlarken yerine kirlenmiş yoz bir edebiyatının girişini sağlamaktı. Burjuva estetikçisi seksen sonrası bu görevi iyi yapmıştı. İşin kötü tarafı Yeni e dergisinde Küçük İskender’e dair övgü yazısı da Memet Fuat’a ait.

Peki, niye böyle oluyor, yani Küçük İskender’e övgüler diziliyor? Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: sınıf mücadelesinin yansıdığı kültürel alana bütünlüklü bakmamak ve kültürel alan mücadelesini devrimcilerin pek algılayamaması. Böyle bir durumda bir küçük burjuva nihilisti olan ve burjuva ideolojisinin oluşumunu sağlayan Küçük İskender devrimci bir yazar olarak verilir. Bu durumun diğer yanı ise sanat eserine bütünlüklü bakılmaması ve sanat eserinin toplumsal karşılığının ortaya çıkartılmamasıdır. Bütünlük dediğimizde, her sanat eseri bir toplumsal katmana seslenir ve bu toplumsal katmana yönelik ideoloji üretir. Sanat eserinin içeriğini açımlamak derken seslendiği ideolojinin toplumsal katmanını ortaya çıkarmak olduğunu bilmemiz lazım. Oysa Küçük İskender’i değerlendiren herkes bu durumun kendisini saklayarak değerlendirir. Küçük İskender’e dair yapılan bu değerlendirmelerin hepsi devrimci düşünceyi, toplumsal düşünceyi köreltmeye yöneliktir. Peki, Küçük İskender kimdir bakalım.

Küçük İskender’i tanımak için bugün başıma gelen bir örnekle başlayayım. Dallas bayırından aşağı Çayırbaşı’na doğru yürüyorum. Sol yanım orman, sağ yanım evler. Aşağıdan motosikletli birileri geldi. Hemen önümde durdular, beni fark etmediler. Motoru kullanan bir kız ve genç bir erkek. Erkek iner inmez ev kenarına çişini yapmaya başladı, karanlık ama açıkta. Birden hemen yanlarında beni görünce, ikisi de gülmeye başladı. Yakınlaşınca fark ettim kızın saçı yeşile boyalı ve dövmeleri var. Erkeğin kolu baştan sona dövme. Küçük İskender’in şiiri bu toplumsal rahatsızlığı hiç duymayan önemsemeyen insan noktasında başlar. Şiiri genel olarak bütün toplumsal tepkileri içinde toplar. Bu tepkilerin kendisi şiirlerinde toplumsal bir eleştiri gibi görünür bize. Küçük İskender’in şiirlerindeki bu tepkiselliğin nedenleri nasılları, sorgulanmaz bir küfürnameler, hiddetlenmeler yığını olarak bize sunulur. Aslında bütüncül olarak toplumsal sorunları değiştirmek için mücadele etmek istemeyen tipik küçük burjuvaların şiiridir. Arkasına sığındığı önerme ise ben gösteririm, buyurun siz değiştirin. Ne kadar gösterir, ayrı bir tartışmadır ama. Aydın olarak kendini farklı yere koyma da bir küçük burjuva hastalığıdır. Bunu dedim diye bazıları alınabilir, hele bazıları Nazım’la Küçük İskender’i yarıştırmayı sever, Bazıları da Küçük İskender’in Nobel’i hak ettiğini söyler. Bana da “Höst!” demekten başka bir şey kalmıyor yani.

…korkma! ağzına bırakacağım son nefesimi!…

Küçük İskender bunu babasına diyor.

“dedem beni korkuttu hikayeleri” ile bile zedeleyememiştir. Bu şiirinde geçen bir dize.

* Prezervatiflere su doldurup balon yapanların fantezilerini
süsleyecek olan uçan balon tipi uçan prezervatiflerden birkaç
adet. Kendinizi yatağa bağlamayı ihmal etmeyin.

666 Kitabından alıntı.

– “Vibratörümü kullanırsın ön dişlerin için. Arka dişlerini
fırçalamaya çalışma; vibratör bir arkadaşın ağzına sıkıştı geçenlerde.” Insedtisid kitabından

abim, üç aydır içerde zaten; polis ot patlattı güvertesinde.
yapmayın çocuklar, enseleniriz.
yağımızı çıkartırlar.
iliğimizi sökerler.
sabaha karşı ne işimiz var kerhanede?
sakin sakin denize bakalım şu şimşekler arasından.
hangi derde deva olacaksak, kendi kadrimizi de bilelim.
hadi diyelim, gittik bastık kerhaneyi, n’olacak?!
bekçisi bela kesilmez mi bu anıcık yerin? Insedtisid kitabından.
yuvarlana yuvarlana çıktık yokuştan.
yuvarlana yuvarlana indik kerhaneye.
yolda herkes bir kere kustu.
yolda herkes bir kere ağladı.
yolda herkes bir kere otuzbir çekti.
ben kusmadım. ben ağlamadım. ben yalnızca otuzbir çektim.
çok çektim hatta; kan geldi.
bu kan nereden geldi?!

Insedtisid kitabından.

Bu tarz yüzlerce dizesi vardır Küçük İskender’in. Her türlü argo, küfür, aşağılayıcı laflar ve cinsel organa yönelik veya metaforik yüzlerce gönderme. Şiiri temelsiz, sistemsiz bir boşalım; çirkini, diptekini estetize etme üzerine kuruludur. Kendini 666’daki gibi şeytanın kendisi ve sureti olarak görür. Cinsel boşalıma dair bitmeyen göndermelerde geniş tekrarlamalar, aşkın ve cinselliğin hiçleçmesini sağlar. Aşk üretilmesi gereken bir insani eylemden çıkar, menilerin her alana yayıldığı, insanların hayvan gibi her yerde düzüştüğü bir hayvanlaşmaya dönüşür. Aydınlanmacı burjuvazinin önemsediği insani değerlerin hiçbirini göremeyiz onda. O daha çok bir porno yıldızının şair olmuş hali gibi görünür. Ülkemizde cinselliğin pek konuşulmaması ve toplumsal baskılanmanın yoğunluğundan dolayı, Küçük İskender’in bu tarzı, devrimci bir tarz gibi algılanır.

Bu anlamda bütün yazıları, toplumsal olguların parçalanmasına, aşağılanmasına yöneliktir. Küçük İskender’in şiirlerinde topluma karşı saygı beklenmez. Bizim bildiğimiz yoldaşlık veya komünal ilişkiler, birlikte yürütülen toplumsal mücadeleler onda birer aşağılama gerekçesidir. Birileri bu nihilist tavırları devrimcilik ya da anarşistlik olarak görür. Ne devrimcilik ne anarşistliktir. Ya nedir diye sorarsanız hiçbir değer bilmezlik ve toplumsal olana duyulan nefrettir.

Insedtisid kitabında, Küçük İskender’de biçimlenen yoğun bir toplumsal nefret görülür. Bu nefret, Kafka’nın ters dönmüş böcek imgesi gibi bir böcekleşme dürtüsünü işler ancak Kafka toplumsal bir durumu göstermeye çalışırken, Küçük İskender kendi böcekliğini gösterir daha çok.

Kısacası, Küçük İskender’in şiiri yirmi yaşlarında üniversiteye başlayan gençlerin her şeye tepkili olmasını karşılar gibidir. Bir kapitalizm eleştirisi gibi görünen bu şiir, toplumun devrimcileşmesini engelleyen ve gençliğin hızlı bir şekilde züppeleşmesini sağlayan bir şiirdir. Toplumsal değer yargılarının bittiği yerde Küçük İskender’in şiiri başlar. Bu şiir onursuzluğun başladığı, insani erdemin bittiği yerde başlar. Kapitalist sömürücü sınıfına bütün insani değerlere siktir çeken yönetici sınıfını yaratır. Şiirin arkasında içkiye, uyuşturucuya, silah satışına, porno sektörüne, her türlü satış işlerine hazır yöneticileri ortaya çıkartır. Kapitalistlerini pis ihtiyaçlarını karşılayacak yoğun toplumsal ve insani nefretle dolmuş yönetici kadro ihtiyacına karşılık gelir.

Yani kapitalistlere tipik nihilist yetiştiren bir şiir. Duyguları bilen ama satış işlerine o duyguları karıştırmayan nihilist. Ama yine de bu dediğim Küçük İskender şiirini anlamamıza yetmez. Şimdi bir başka anlatıya geçeyim, şiirin toplumsal karşılığını anlamak için. Geçenlerde abime uğradım, bir kahvehanede takılıyor ara sıra. Gittim oradaydı. Kahveciyle sohbet ediyor, kahve boş. Sohbetleri küfür. “Kahveye gelenler ne kadar küfür ediyorlar” dedi. kahveci “Anne, avrat, şeref, kardeş, dayı hiç yok mu bunlarda? Babasına pezevenk diyor babası gülüyor. Sonra anneni kerhaneden alsana diyor babası gülerek.” Sohbetleri bu, ben doğru söylüyorsun dedim, bizim kahve de aynı böyle.

Toplum üzerindeki yoğun baskılandırma artık kendini hiç bir değer yargısını kabul etmeden resmen küfürle boşalıyor. Bu baskılandırmanın yoğun karşılığı Küçük İskender’in şiirinde var. Bu anlamda şiiri çirkinin veya argonun işlenmiş halidir. Bu şiir artık güven, birlikte hareket etme ve dayanışma duygusunu ortadan kaldırır. Seksen süreciyle baskı altına alınmış yoğun sömürüye uğramış insanların bilinçsiz tepkileri. Bunun bir adım ilerisi sürekli şiddet uygulama, kan görme isteği ve vücudu jiletlemek. Faşizmin baskılandığı toplumda şizofreni hızla yaygınlaşır. Günümüzde yaşanan bu. Sanat bu anlamda şiir, bu sorunu göstermekle kalmaz içinde çözümlerini de taşır. Ne yazık ki, egolarına teslim olmuş egolarından dışarı çıkamayan Nihilist insanların şiiridir Küçük İskender’in şiiri. Şiirinin içindeki eleştiri kapitalizmin veya Faşizmin değişim dönüşmesine hizmet etmez daha çok kök salmasına hizmet eder. Küçük İskender’in istemediği bir durumda olsa bu işlevi budur.

Bu toplumsal şiddetin karşısında Küçük İskender’de dilin kullanımı var olan baskıyı aşmak için bir cinsel birleşme organına dönüşür. Cinsel birleşmede alınan tatmin durumu dille açığa çıkar. Dil bir anlamıyla şeytanlaşmış cinsel organdır.

Küçük İskender’in şiirinde dolu isim geçer yerli yersiz. Sanatçı, oyuncu, artist, manken, bankacı, sekreter, sinema ismi, markalar, oyunlar, politikacılar ve binlerce isim. Bütün isimler bir imgenin tamamlanması işlevi görmez ya da anılar yığınlarının belirtimleri, bilinç altına yerleşmiş fragmanların imgelemleri değildir. Bu duruma sadece sayıklama eylemi de diyemeyiz. Bu durum aynı zamanda meta kültürünün içselleşmesidir. Satılan bu meta yüzlerin reklam ve tanıtım kültlerine yapışarak böylece kendi reklam ve tanıtımını da yapmış oluyor Küçük İskender. Yoksa sadece sorun Emre Belezoğlu’na ya da İlhan Mansız’a şiir yazmak değil. Onların ismini kullanarak kendi reklam ve tanıtımını yapmak. Kapitalist ideolojiyle ters dönmüş salaklaşmış bir bilince güzel bir örnektir bu. Bazıları için bu reklam manyaklığı, büyük sanatsal şovdur. Bunlara imge diyenler var, imgenin metalaşmasıdır bu. Önce şunu bilin her şey var ama bütünlük yok, devrimcilik yok, bir ütopya, bir toplumsal kurtuluş yok. Küçük İskender tipik bir süper market çocuğu hani o büyük süper marketler var ya öyle. Girersiniz her şey vardır ama ne almak isterseniz elinizi cebinize atmak zorundasınız. Her şey satılığa çıkmıştır orada. Küçük İskender’in şiiri bu noktada başlar. Her türlü duyguyu, onuru, mücadeleyi, aşkı satılığa çıkaran ideolojinin olduğu yerde başlar onun şiiri. O bol bol söylenen anarşist şair lafı boştur, küçük İskender’in şiiri için. Onun hırçınlığı, tepkiselliği, bağırtısı , tezgahta sattığı insani duygular, umutlar, ütopyalarla ilgili. Bu size kapitalizme karşı bu çocuk intibası bırakabilir. Hayır, direk kapitalizm duygu ve umut satıcılığını bu çığırtkanlığıyla çok iyi yapıyor. Kısacası bir meta satıcısı o. Kapitalistlerin sattığı umutların, duyguların, ütopyaların karşısındaymış gibi görünen.

YETİŞTİĞİ ORTAM YAYINEVLERİ VE EGOMANYAKLAR

ama gel gelelim yine 1998 yılında, mayıs ayında püfür püfür bir bursa gecesinde, masada ramis dara, ihsan üren, serdar ünver, mehmet h. doğan, hüseyin alemdar, melih elal, hilmi haşal ve mustafa durak varken, yani bütün bu dostlar gecenin güzelliğine şahitken, aynı ilhan berk, yaşça gerçekten genç bir kalemin ortamın büyüsünden dolayı heyecanlanıp sohbet etmeye çalışmasına şiddetle karşı çıkıp, delikanlıyı neredeyse masadan kovuyor! nedenler bariz: çünkü ilhan berk konuşurken yalnızca susup o dinlenmeli ya da masada erkek erkeğe oturulmalı! oysa bu tür sohbet mekanları sempozyum kürsüsü değildir; herkes rakı masasında eşittir!

Küçük İskender’in paylaştığı anısını neden mi paylaştım? Küçük İskender’i ve çevresini anlamak için. Bu ilişkiler hiçbir zaman insanların birbirine saygıyla davrandığı ilişkiler olmamıştır. Birbirlerini aşağılayan, sürekli egosunu dayatan aydıncıklar arasında büyümüştür Küçük İskender. Çıkara bürünmüş korkunç egolar arasında, yani yayın tekellerinin korkunç çarkları arasında. Bu ilişkiler içinde kimse birbirini sevmez saygı duymaz ve ancak çıkar ilişkileriyle bir arada dururlardı. Bu insanların hiçbirini bir eylem içinde göremezsiniz, çok zorlarsanız belki. Hep işleri vardır barlarda, içki masasında. Ne 1 Mayıs’ta ne Cumartesi Annelerinin yanında ne bir greve destekte ne de bir demokratik kitle örgütünün yürüyüşünde yokturlar. Çok rica edersin ve reklamı olursa gelir bunlar. İşte böyle yabancılaşmış insanlarla büyür Küçük İskender.

Mit anlatıcıları, Sümer tanrısı Enki’nin kurnazlığını, beceriksizliğini, yer yer dengesizliğini onun bazen fazladan içtiği biraya bağlar. Fazladan içilen bira ise şenlik günleri halkın gönlünü de şen tutmak için fazladan içilen biradır. Buradan insandan üretilmiş yada insan tanrı anlayışına rahatlıkla varabiliriz. Bunun yanında içkiyle Tanrıdaki var olan dengesizlikler aklileştirilir. Bu aklileştirmeyle birlikte gizliden o günkü sistemin eleştirisi de yapılabilir ya da Tanrı Enki aracılığıyla yeni yasalar sunulabilir. Ne de olsa aklı yerinde olmayan bir tanrı.

Bunun tarih boyunca kuru ve yaş içkiyle kurulan ilişkileri kullanan çoğu edebiyatçı olmuştur. Kendine gelecek eleştirinin önünü kapatmak için sürekli alkolik olmayı ya da sansürden kaçmak için veya saldırıya uğramamak için, öyle görünmeye seçen sanatçılar da var. Neyzen Tevfik en başta gelenidir. Neyzen’in her söylediğinin şaka olarak kabul edilmesi ciddiye alınmaması alkole kurduğu ilişkiyle ilgili. Alkol almıştım, hatırlamıyorum efendim, her zaman geçerli mazerettir. Bunun yanında Neyzen’in bir süre Bakırköy Tımarhanesinde kalması kendini yer yer deliliğe vurması üzerine gelecek ağır eleştirinin de önünü kesmek için. Fakat bu alkolik olma durumunu çok kullanan olduğu gibi, deliliğe vurma halini de kullanan çok. Edebiyatçılar içinde deliliğe vurarak eleştiri yapan ya da kendinin bir deli olduğunu kısmi kabul edilmesini sağlayarak eleştiri yapan. Deliliğe vurarak ve bu deliliğini kullanarak gelecek eleştirilerinin önünü kapatarak böylece rahat hareket edeceği bir alan yaratmıştır. Ne diyoruz, delidir ne yapsa yeridir. Bunun yanında eşcinselliğini kullanarak gelebilecek eleştirinin önünü kesmeye çalışan edebiyatçılarımız da var tabi ki. Son aşamada eşcinselliği yarı sakatlık ya da bir hastalık gibi gören korkunç bir yığın var. Bu yığın daha çok eşcinselleri akli melekelerini yitirmiş insanlar olarak görüyor. Toplumsal eleştiri de bu tip insanları kullanmak kapitalistlerin işine gelir. Hele Küçük İskender gibi uysalları. Jean Genet gibilerini hapishanelerde çıkarmayan kapitalizm, böyle uysal Küçük İskender gibilerini bir kullanım nesnesi gibi görür. İnsanların tercihi kendi bileceği iş ama bunu kullanmaya başladığı an şu da hatırlanmalı, eşcinsellik kapitalizmde kullanışlı bir metaya dönmüştür.

Küçük İskender her zaman kendini meleğin karşısına konumlamış ve şeytanın sesi olmaya çalışmıştır. Toplumsal yasakların karşısında şeytanın sesi olarak seslenmiştir. Fakat bu durum rasyonel bir durum değildir, o bu karşıtlıkla bütün insanlığın toplumsal değerlerini karşısına alır, zaten nihilistliği de bu noktada başlar.

Kültür endüstrisi bir sanatçı istemez, bir makine, sektirmeden yazan bir makine ister. Bu makinenin elektriği kesilmeyecek, acıkmayacak, yazdıklarının nedenlerini pek sorgulamayacak bir makine. Postmodern sanat derken bunu anlamalıyız. Postmodernizmi bir sanat etkinliği görmemize imkan yok. Eklektik bir üretimdir. Oradan alır, buradan çalar ortaya bir hilkat garibesi çıkar. Bunun en önemli nedeni sanatçının kendiyle kalmasına izin vermeyen yayınevleri, editörler. Sürekli sipariş verir yayınevleri şunu yaz bunu yaz. O satmaz bu satar diyerek. Yo yoo dikkat çekmez kanlı bir aşk yaz sen, ceset ortada kalsın. İşte küçük İskender’in şiirleri böyle şiirler. Kültür endüstrisinin yönlendirdiği şiirler. Bu şiirlerin yüzde doksanında şair yok, bir kalıp vardır. Herkes diyor, küçük İskender’e şiirlerinin hepsi birbirine benziyor, işte o kalıpla yazıldığı için bu şiirler. Kültür endüstrisi sanatçının bütün hayatına müdahale eder, eğer ortada bir özgünlük varsa bu özgünlükte yok olur. Bu yüzden sanatçının kendine özgü sahici eseri bir elin parmaklarını geçmez. İşin kötü tarafı yüzlerce makineye dönmüş sanatçı bu girdapta yazarak endüstriye metalar üretir. Bu metalar hızlı bir şekilde toplumsal bilincin salaklaşmasını sağlar. Günümüzde yaşanan bu, metalaşmış eserlerle toplum esir alınmıştır. Bu eserleri eleştirdiğiniz an cahil, kültür düşmanı, yeteneksiz yazar, ezik lafları havada uçuşur.

Bunun yanında, bu kadar dilsel söylemi yaratabilmenin ve düşsel evreni ayakta tutabilmenin yolu düşselliği ve yaratıcılığı tetikleyen uyuşturucuyla olabilir. Esrarın düşselliği ve yaratıcılığı tetiklediği bilinir. Sanırım Küçük İskender yaratıcılığını diri tutmak için uyuşturucuyla yaşayan biriydi. Kültür endüstrisinin bitmek bilmeyen ihtiyaçlarını böyle karşılamış olabilir.

Sonuç olarak; böylesi bir kültürün üretimi, ona varlık kazandıran burjuva ideolojisini güçlendirme ve yoğun sömürüyü, zorbalığı kapatma amaçlıdır. Üst yapıdaki sanatçının sanat adına yürüttüğü faaliyetler, ideolojik üretimle her zaman iç içedir. Bu sürecin içinde olduğu an, kapitalistlerin hizmetindedir.

Tek çıkış yolu kültür endüstrisini eleştirirken kapitalist üretim ilişkilerini yıkacak nitelikte bir mücadele yürütmektir. Açmak gerekirse; önüne sosyalizm mücadelesini koyan sanatçılardan olmak lazım, yoksa bir meta üreticisi olarak kapitalistlerin emrine girersiniz.

Küçük İskender’in bütün kitaplarını okumaya imkân yok. Çoğu sadece para kazanmak için yazılmış. Birbirlerinin benzeri yüzlerce şiir. Kısacası nihilist bir meta satıcısıdır Küçük İskender.

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Neoliberal Çağda Sanat-Siyaset İlişkisi" başlıklı MayaDergi Sekiz şimdi yayında.
This is default text for notification bar