Onurlu Bir Aydın Cevat Geray

Ülkenin karanlık çağlarında dimdik ayakta durarak tavrını aydınlıktan yana koydu. Akademinin düzen içi dar sınırlarına kendini hapsetmedi. Ölünceye kadar da bir şeyler öğretmek için öğrencileriyle olan ilişkisini kesmedi.

Siyasal Bilgiler Fakültesi dekanı olarak 1977-1982 yılları arasında görev yapan adı “Efsane Dekan” olarak anılan Prof. Dr. Cevat Geray, 23 Temmuz 2018’de hayatını kaybetti. Yaşamının son günlerini huzurevinde üreterek, çalışarak, ülke sorunlarına çözüm arayarak geçiren Cevat Geray, hocalığı yıllarında sayısız öğrenci yetiştirdi. Engin tecrübesi ve müşfik haliyle öğrencilerinin en sevdiği hocalardan biri oldu. 2000’li yıllarda ben de Cevat Hoca’nın doktora derslerine katıldım. Onun gibi onurlu bir bilim adamını tanımanın ayrıcalığına kavuştum diyebilirim.

Biçimden çok içeriğe önem veren Cevat Hoca 70-80 kilometrelik yoldan geldiğim için derslerinin saatini daha geç vakte atacak kadar öğrencinin içinde bulunduğu koşulları gözeten bir Hoca olarak hep önemsediğim biri olmuştur.

Onun dersleri monoton bir kentleşme dersi olarak işlenmezdi. Meselenin diğer alanlarla ilişkilendirilmesi, tartışılması önemliydi. Bizim genç olmaktan kaynaklanan katı yönlerimize hep olumlu yaklaşmış, kendi tecrübesiyle bize katabileceği ne varsa esirgememiştir.

12 Eylül generallerin hedeflediği ilk aydınlardan biri olarak 1402’liklerin içinde yer almış, üniversiteden çok sevdiği öğrencilerinden uzaklaştırılmıştır. Korku ikliminin dayattığı kişiliksizliğe hiçbir zaman tevessül etmemiş, dirençli aydınlarımızdan biri olmuştur.

Köşesine çekilmek yerine İnsan Hakları Derneği’nin kurucuları (1) arasında yer almıştı. Kendini çaresizliğin dip sularında bulduğu 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madımak Oteli’nden sağ kurtulmanın hüznünü yaşamıştı. Sivas katliamının yargılandığı mahkemelerde tarihe dipnot düşerek olayın üzerindeki sis perdesini aralayacak pek çok açıklamalarda bulundu. Tanıklığını yaptığı katliamın gelecek kuşaklara doğru şekilde ulaştırılmasını istediğinden bildiği ne varsa her ortamda dillendirdi.

Onun derslerde anlattığı bu olaya ilişkin en önemli anekdotlardan biri otele saldırı olduğunda Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ile yaptığı telefon görüşmesinin detayıydı.

Hoca, sonuçsuz kalan telefon görüşmelerinden birini de dönemin Sivas valisiyle yapmıştı. Üst düzeyde yapılan telefon trafiğine rağmen saldırganlar durdurulmak bir yana önlerindeki engeller kaldırılarak otelin önünde çoğalmaları sağlanmıştı.

Cevat Hoca, tarihe kalsın diye şu sözünü mahkeme kayıtlarına geçirmek için çok uğraşmıştı: ”O gün garnizonda bulunan askerler yaylalar türküsünü söyleyerek oradan geçseydi bu katliam gerçekleşmezdi.” Olayın vuku bulmasına dair hocanın bu tarihi notu çok şey anlam ifade etmektedir.

Sivas cehenneminden 33 canın kaybıyla sağ çıkmanın acısını hep yüreğinde taşımıştır. Uzun yıllar derslerinde sohbetlerinde ülkenin orta çağ karanlığına sürüklendiği süreçlerde hep Sivas’ı anlatmış, unutulmasını istememiştir.

Yine sıradan bir ölüm yazısı olmasını istemediğim için onun yaşanmışlıklarından bize aktardığı önemli bir notu da burada yazmak istiyorum. Bu anıyı Meral Uysal “Efsane Dekan: Anılarıyla Cevat Geray” adlı kitabında da aktarmış.

Bu, bize doktora dersinde anlattığı Mahir Çayan’la ilgili yürek yakan anısıydı. Hocanın aktarımına göre Mahir, bir arkadaşına öğrenci kimliğini yurtdışına çıkarken vermiş. Arkadaşı da yakalandığı için kartın asıl sahibi olarak hakkında disiplin soruşturması açılmış. Soruşturmaya Cevat Hoca muhakkik olarak tayin edilince Mahir’i odasına çağırtmış.

Hoca öbür gün odasının kapısında bir gençle karşılaştığını gencin öyle güzel gözleri olduğunu ifade ederken o anı tekrar yaşar gibiydi. Genci içeri buyur ederek hakkındaki soruşturmayı kısaca anlatıp kimlik olayının doğru olup olmadığını sormuş. Mahir Çayan hiç tereddüt etmeden:

”Evet, kimliğimi arkadaşa ben verdim.” deyip olayı doğrulamış.

Cevat Hoca bakmış olmayacak böyle ifade verirse karşısındaki delikanlı ceza alacak:

”Sen başka zaman gel.” diyerek ifade alma işini zamana yaymak istemiş.

Sonraki günlerde ne gelen olmuş ne giden. İfade de bir türlü alınamamış.

Cevat Hoca, Kızıldere olayından sonra öğrenmiş kapısında karşılaştığı o güzel bakışlı delikanlının Mahir Çayan olduğunu. O dönemin gençliğinin yitip gitmesinden hep hüzünle söz eder dönemin olaylarına eleştirel gözle bakmak gerektiği konusunda da ısrarcı tutum takınırdı.

2002 yılında “Bağımsız Cumhuriyet Hareketi’’ adıyla bir hareket başlatan Mümtaz Soysal’ın öncülüğündeki “Bağımsız Cumhuriyet Partisi” kurucuları arasında yer aldı. Parti tüzüğünün birer örneğini doktora öğrencilerinden ben dahil birkaç kişiye verdi.

Derdi program üzerinde tartışma yürütmekti anladığım kadarıyla. Sonraki haftalarda tüzüğe ilişkin ulusalcı bir çizgi olduğuna dair cepheden acımasız eleştirilerimizi gülerek karşıladı, hiç istifini bozmadan dinledi. Bir gün ders bitiminde: “Gel seni parti merkezinde Mümtaz’la tanıştırayım.” demişti.

Görüşme işini o günün koşullarında bir türlü gerçekleştiremedik. Bunda benim BCP merkezine gitme konusundaki isteksizliğim de önemli rol oynamış olabilir.

Cevat Hoca, birkaç sayfayla anlatılacak bir insan değil elbette. Çok yönlü bir bilim insanı, halk eğitimi, kentleşme, tarih, planlama, kooperatifleşme, kentsel rant üzerine kafa yoran çözüm yolları arayan biriydi.

Ülkenin karanlık çağlarında dimdik ayakta durarak tavrını aydınlıktan yana koydu. Akademinin düzen içi dar sınırlarına kendini hapsetmedi. Ölünceye kadar da bir şeyler öğretmek için öğrencileriyle olan ilişkisini kesmedi.


N O T L A R

(1) http://bianet.org/cocuk/insan-haklari/188360-ihd-nin-98-kurucusuna-selam-olsun

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Neoliberal Çağda Sanat-Siyaset İlişkisi" başlıklı MayaDergi Sekiz şimdi yayında.
This is default text for notification bar