Aşık İhsani, 1932 yılında Diyarbakır’da yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Asıl adı İhsan Sırlıoğlu’dur. Yine aynı kentte 17 Nisan 2009’da evindeki belgesel çekimi …

başka bir dünyanın maya'sı

Aşık İhsani, 1932 yılında Diyarbakır’da yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Asıl adı İhsan Sırlıoğlu’dur. Yine aynı kentte 17 Nisan 2009’da evindeki belgesel çekimi …

Özgür Sanat Meclisi, 17 Nisan akşamı Kadıköy Gazhane’de “Sanatçılar konuşuyor” konulu bir toplantı gerçekleştirdi. Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, şair Ahmet Telli, …

Görüşler ve amaçlar olmaksızın betimlemeler yapabilmek olanaksızdır. Bertolt Brecht Ülkenin ve dünyanın geleceğine ilişkin kaygıların yol açtığı toplumsal mutsuzluk hali ve ruhumuzu saran çöküntü yaşamımızın …

Geçtiğimiz günlerde, Yunan arkeolog Manolis Psarros Atina’da saldırıya uğradı. Hastaneye kaldırılan Psarros’un saldırı nedeniyle kaburgaları ile burnu kırıldı, gözlerine aldığı darbeler nedeniyle iyi görememeye başladı. …

“Yıkım Edebiyatı”; İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından ortaya çıkan toplumsal değişim ve dönüşümü ele alır. Almanya’da başlayan ve yıkımın o derin çatlağının tüten dumanını başarılı …

Bayraksız, sınırsız, kimliksiz, devletsiz olması gereken şiiri, nasıl oluyor da başına Türk, Fransız, Alman ve benzeri sıfatlar getirerek soyla, ırkla, milliyetle ve ulus devletle tanımlayabiliyoruz? …

Bu bildiri, depremlerle büyük kayıplar veren yaralı Anadolu ve Mezopotamya halklarının sonsuz kardeşliğine adanmıştır. ŞAİRİN ÜLKESİ, VİCDANIDIR. Şiir; balçığın ortasında küfle, gümüşle kılıcını bileyen savaşçının …

“Bu Âdem dedikleriEl, ayak, baş değilÂdem manaya derlerSuret ile kaş değil.”[1] Mehmet İnanç Turan’ın, “Alevîliğin Özü”[2] başlıklı çalışması, hacimli bir izleğin -şimdilik- “son durağı” ve …

“Üzgünüm, üzgünüm, üzgünüm gidenler herkesten gitti.” Ankara’da 1 Kasım 1952’de yayın hayatına başlayan Mavi dergisinin etrafında toplanan genç sanatçılar aynı zamanda edebiyatımızda Maviciler olarak adlandırılacak …

“Oysa ne bir hayâl, ne bir fısıltı, ne bir ayak sesi; Ne de bir gören var, bir soran var yitikliğimizi…”[1] “Sen şimdi kocanın evinde oturursun/ …