Sevgiyle yüzleşemeyen yetişkinlik: travmalar, öğrenilmiş kaçışlar ve ilişkiler.

Bazı duygular vardır; insan onları aradığını zanneder ama karşısına çıktığında ne yapacağını bilemez. Sevgi de bunlardan biridir.
Bizim toplumda kadın-erkek ilişkilerinde sıkça gözlemlenen bir durum vardır: Bir taraf sevgi gösterdikçe, değer verdikçe, ilgi sundukça diğer tarafın geri çekilmesi.
Bu durum özellikle kadınlar tarafından dile getirilir. “Ben sevdim, değer verdim,, zor anlarında yanında oldum ama ben bunları yaptığımda o uzaklaştı” cümlesi, bireysel bir hayal kırıklığından çok daha derin bir toplumsal sorunun göstergesidir.

Sorunun görünen yüzü: illgisizlik mi, kaçış mı?

Bu davranışı yalnızca “ilgisizlik”, “duygusal olgunlaşmamışlık” ya da “yanlış kişi seçimi” olarak tanımlamak, meselenin özünü kaçırmak olur. Çünkü birçok durumda ortada bilinçli bir reddedişten ziyade, öğrenilmiş bir kaçış vardır. Sevgi arttıkça ortaya çıkan bu geri çekilme, kişinin bugünkü ilişkisinden çok, geçmişte kuramadığı bağlarla ilgilidir.

Psikolojik altyapı: sevgiyle büyümemiş zihinler

Çocukluk döneminde yeterli sevgi, ilgi ve duygusal güven ortamı içinde büyümemiş bireylerde, yetişkinlikte sevgiyle kurulan ilişki sağlıklı bir zemine oturmayabilir. Sevgi onlar için tanıdık ve güvenli bir alan değil; aksine sorgulanması gereken, hatta tehditkâr bir durumdur.

Birinin onu bu kadar düşünmesi, arayıp sorması, özlemesi ya da fedakârlık yapması bilinçdışında şu soruyu tetikler: “Neden beni bu kadar seviyor veya ilgi gösteriyor?”
Bu soru, sevgiye alışkın olmayan bir birey için masum değildir. Çünkü koşulsuz sevgiye dair bir deneyimi olmayan birey, her yakınlıkta bir bedel, bir beklenti ya da bir kayıp ihtimali arar. Bu da kişiyi geri çekilmeye, duygusal mesafe koymaya iter.

Türkiye toplumunda erkeklik algısı ve duygular

Türkiye’de geleneksel toplum yapısı, erkek çocukların duygusal ihtiyaçlarını çoğu zaman geri plana iter. Erkeklik; güçlü olmak, dayanıklı olmak, duygularını belli etmemekle eşleştirilir. “Ağlama”, “zayıf olma”, “duygusal davranma” gibi mesajlarla büyüyen erkek çocuklar, duygularını tanımayı değil, bastırmayı öğrenir.

Bu kültürel kodlar, yetişkinlikte romantik ilişkilerde kendini açıkça gösterir. Sevgi talep eden, ilgi gösteren, bağ kurmak isteyen bir partner karşısında kişi ne yapacağını bilemez. Çünkü ona öğretilen şey bağlanmak değil, kontrol etmektir; paylaşmak değil, mesafe koymaktır.

Peki sevgi gösteren neden suçlanıyor?

Bu tür ilişkilerde çoğu zaman sevgi gösteren taraf, özellikle kadınlar, kendini sorgulamaya başlar. “Çok mu ilgi gösterdim?”, “Fazla mı sevdim?”, “Yanlış mı yaptım?” Oysa sorun çoğu zaman sevginin fazlalığında değil, karşı tarafın sevgiyi taşıyacak duygusal kapasiteye sahip olmamasındadır.

Sağlıklı bir ilişkide olması gereken birçok davranış, sevgiyle büyümemiş birey için bunaltıcı hale gelebilir. Bu noktada geri çekilme, bir tercih değil; farkında olunmayan bir savunma mekanizmasıdır.

Toplumsal ve ebeveynlik boyutu: nerede başladı?

Bu mesele yalnızca bireysel ilişkilerle sınırlı değildir; ebeveynlik anlayışımızla ve eğitim sistemimizle doğrudan bağlantılıdır. Çocukların yalnızca fiziksel değil, duygusal ihtiyaçlarının da karşılanması gerekir. Sevginin cinsiyeti yoktur.
Çocuklar şefkate, ilgiye ve görülmeye ihtiyaç duyar.

Çocukluğunda yeterince sevilen, duyguları ciddiye alınan bireyler, yetişkinlikte sevgiyle karşılaştıklarında kaçmazlar. Sevgi onlar için yabancı değil, tanıdık bir duygudur. Birinin onları önemsemesi, yanında olması ya da bağ kurmak istemesi tehdit yaratmaz.

Sonuç: Sevgiyle büyüyen bir toplum mümkün mü?

Bugün ilişkilerde yaşanan birçok kopuşu yalnızca bugünün davranışlarıyla değil, geçmişin eksiklikleriyle birlikte değerlendirmek gerekir. Sevgiye kaçan yetişkinler, çoğu zaman sevgiyle büyüyememiş çocuklardır.

Toplum olarak çocuklara sunduğumuz duygusal iklimi sorgulamadıkça, yetişkinlikte kurulan ilişkilerde aynı döngüler tekrar etmeye devam edecektir. Sevgiyle büyüyen bireyler, sevgiden kaçmaz. Ve belki de daha sağlıklı ilişkiler kurmanın yolu, tam olarak burada başlar.

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

MayaDergi'nin son sayısı MayaDergi On Üç şimdi yayında
This is default text for notification bar