Yılmaz Güney’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği

Devrimcilerin halkla ilişki kurmasının yol açıcı neferlerinden biri olmuştur. Yazılı basınla ilişkisi olmayan yüzbinlerce insan etkilemiş, devrimci bakış edinmesini sağlamıştır. O bu anlamda sinemanın Çirkin Kral'ı, bir isyancısı, asisidir.

Burjuva ideolojisi kullanacağı anı genelleştirir. Bu şok etme veya manşet atma yöntemi gazetelerde çok kullanılır. Şimdi kültür endüstrisi bu olguyu çok kullanıyor. Geniş bir kitle tabanı olan kişiler böylece salaklaştırdığı (yabancılaştırdığı) kitle tabanını yönlendirerek sürekli algı ve manipülasyonla toplumu yönlendirir. An’ı genelleştirmek genellikle gazetecilikten gelen yöntemdir. Edebiyat ve çoğu kültürel alan an’ı nedenselliklerinden kopartarak genelleştirmez. Olgunun var olan nedenlerini bütünselliği içinde vermeye çalışır. Demek ki bu kirlenmiş bu medyanın Yılmaz Güney’e karşı başlattığı kampanya kendilerini temiz göstermek değil herhalde. Aslında birincil neden kendi kirliliğini toplumsal olguya dönüştürmek. Burjuvazinin çıkarlarına uygun hareket etmek. Peki nedir bu nedenler?

1- Yılmaz Güney bir Kürt’tür. Kürt kimliğini öne çıkarmış biridir. Bu durum bu faşist kapitalist sisteme bağlı insanlarda yoğun bir tepki topluyordu. Bu tahammülsüzlüğü Kürtlere yönelik tahammülsüzlükle birlikte görmek lazım. Kürt hareketinin ülkede ete kemiğe bürünmesiyle iç içe geçmiş bir olgudur bu.

2- Yılmaz Güney sadece Kürt değildir. Kürdistan’ın bağımsızlığını isteyen sinema eserlerinde bunu işleyen biridir. Kürt sorununa dair onlarca eser vardır. Kürdistan’ın bağımsızlığını isteyen kaç eser vardır? Bu anlamda tektir. Arkadaş filminde Ahmed Arif’in Hasretinden Prangalar Eskittim kitabını Melike Demirağ’a verdiği sahne Kürtlük fikrine bir gönderme olduğu gibi Kürtler arasında dayanışmayı işaret eder. Bunun yanında Yılmaz Güney bilakis 70’lerden sonra Kürt hareketleri içinde sürekli mücadele eden bir siyasal yapının oluşmasını sağlamıştır. Yayıncılık ve siyasal örgütlenme yaratarak. Hapishane süreci bunun dışında düşünülmez.

Hapishaneyi hep bir siyasi örgütlenme aracı olarak görmüştür. Güçlü de bir örgütlenme yaratmıştır.

3- Yılmaz Güney’e dair yazımda şöyle diyorum.

Yılmaz Güney’in sinema anlayışını belirleyen en önemli etmen 1965lerden sonra başlayan devrimci siyaset. Yılmaz Güney THKP-C, THKO, TİKKO Devrimci siyasetinin takipçisidir. Siyasi yazılarını okumak yeterlidir. Bunun yanında üç önemli filmi Yol, Sürü, Duvar bu siyasal zeminin yansımasıdır. Yılmaz Güney büyük sinemacı ve sanatçı yapan önemli yanlardan biri bu düşünceyi ve öfkeyi doğru kavramasıdır. Bu üç film 1970’lerin devrimci siyasetinin özeti gibi.

4- Ülkede filmleri yasaklı olmasına rağmen Yol, Sürü, Duvar en çok izlenen kült filmler. Başarılması zor bir sinemacılıktır bu. Ülke siyasal bilincini belirleyen önemli filmlerdir. Seksen sürecinde süregelen faşist baskıya rağmen hem toplumsal hafızanın oluşmasına etki etmiş hem faşizm karşısında devrimci kitleye siyasal bir moral taşımıştır. Bu süreçte bu filmleri izlemeyen devrimci ve yurtsever yok gibidir. Her demokrat bu filmlere bir kaç kere bakmıştır.

5- Romanlar, öyküler yazılı basında devrimci ilişkinin neliğini, nasıllığını irdelese de görsel dünya da pek devrimci ilişkinin neliğini, nasıllığını gösteren eser yok gibidir. Bu anlamda devrimci kişiliğin görsel dünya da öne çıkmasını sağlamıştır. Devrimcilerin halkla ilişki kurmasının yol açıcı neferlerinden biri olmuştur. Yazılı basınla ilişkisi olmayan yüzbinlerce insan etkilemiş, devrimci bakış edinmesini sağlamıştır. O bu anlamda sinemanın Çirkin Kral’ı, bir isyancısı, asisidir. Kemal Sunal bile onun yanında sönük kalır. Kemal Sunal daha çok feodaliteden kapitalizme geçişte kapitalizme yerleşme veya onunla birlikte yaşamayı mizahi bir kişilikle vermeye çalışırken, Yılmaz Güney devrimci isyanın merkezi kişiliği olmuştur. Arkadaş filminde devrimci bir tipolojiyi önümüze korken, o büyük devrimci toplumsal hoşnutsuzluğu güzel işlemiştir.

6- Ülke sinemasının bir öncüye ihtiyacı vardır. Bu öncülük görevini yıllardır Yılmaz Güney sinema anlayışı ile yapıyordu. Şimdi ise Yılmaz Güney’in önüne başka bir öncü konmak isteniyor. Bu ise oryantalist Nuri Bilge Ceylan. Sinemaya biçimci olguyla bakan Nuri Bilge Ceylan toplumsal temel sorunları yüzeysel gösteren sınıf çatışmalarını dışlayan bir yönetmen. Onun temel özelliği fotoğraflan kamera arasındaki ilişkiye süreklilik kazandırmak. Sinemadan fotoğrafla kamera açılarının daha iyi düzenlenerek bir estetik haz yaratmak. Bunun yanında Nuri Bilge Ceylan, kapitalizmin yaratmış olduğu hıza karşı nabız atışları ve doğanın salınımıyla orantılı filmler yapıyor. Bu anlamda sinema sektörüne sürekli yeni bakış açıları sunuyor. Nuri Bilge Ceylan daha çok sinemanın biçimsel sorunlarıyla ilgileniyor. Dünya sinemasında Nuri Bilge Ceylan’ın halesine buradan bakmak lazım. Yılmaz Güney bu toprakların Zapata’sı, bir oryantalist değil o. Dünya sinemasının gelişiminden daha çok kendi ülkesinin çarpıcı gerçekliğini sinemaya taşımıştır.

7- Yılmaz Güney Adana’da sinemayla ilişkiye girmiştir. Adana’da şekillenen sinema kültürüyle Yılmaz Güney’le ayrıştırmanın imkanı yoktur. Adanalı olmaya daha geniş bakmak lazım. Adana demek Çukurova demektir. Çukurova demek ırgat kültürüdür. Yoğun yoksul köylülerin ezildiği sömürüldüğü yer. Çukurova’yı Orhan Kemal’den, Yaşar Kemal’den ayrı tutabilir miyiz. Daha geniş bakarsak yoğun yoksul topraksız Kürt ırgatların sömürüsünden ayrı. Onun öyküleri bir Çukurova anlatısıdır. O sıcağa karşı poşuyla direnişin anlatısı. Bunun yanında Yılmaz Güney Sosyalist Gerçekçi öyküyle haşır neşir birisi. Bu anlamda Yılmaz Güney ülke sineması içinde bir paradigmadır. İşte bu kırılışı kapatmak yapılıyor bunlar.

Bütün bunlardan Yılmaz Güney’e bakmak gerek. Gelelim diğer olgulara. Kabadayılık toplum dışı bir olgu değildir. Feodal kültürün ve yeni gelişen kapitalist toplumun genel nüvelerinden biridir. Şehri fethetme, haraca bağlama, racon keserek toplumu denetleme güdüsüdür. Her genç şehir kültürüyle birlikte kabadayılık kültürüyle yaşar. Sorun bunun devrimci özünü halktan yana sağlamak. Kapitalist sömürü çarkının dışında tutmaya çalışmak. Sinema sektörü sürekli bu kabadayı insanlarla iç içedir. Yılmaz Güney bu sektörün içinden çıkan kabadayılığında bir toplumsal hizmeti olması gerektiğini gösteren veya işaret eden birisidir. Aynı zamanda bu sektöre kene gibi yapışmış o kabadayılarla mücadele eden kişidir. Onun kabadayılık anlayışına buradan bakmak lazım. Saf sanat olmayacağı gibi, mükemmel insan da yoktur. Onun hatalarına buradan bakmak lazım. Bu kabadayılık anlayışıyla kime hizmet etmiştir. 

Son olarak kadın sorununa dair diyeceğim şudur. Yılmaz Güney en kirlenmiş alanda mücadele eden biri. Sinema sektörü en kirlenmiş alandır. Tacizin zirve yaptığı bir filmde oynamak için her türlü yolun izlendiği bir sektör. Eğer Yılmaz Güney’in kadınlara dair tavrını bu sektörle birlikte görmezsek, Yılmaz Güney’i anlayamayız. Bu tartışmalar daha çok Yılmaz Güney’i anamaya yönelik değil onu karalamaya yönelik tartışmalar.

Yılmaz Güney kim mi bir THKP-C’li
Yılmaz Güney kim mi bir Kürt
Yılmaz Güney kim mi bir isyancı

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Neoliberal Çağda Sanat-Siyaset İlişkisi" başlıklı MayaDergi Sekiz şimdi yayında.
This is default text for notification bar