Kayıp Tarihin Küskün Avazı: Şakiro

Acılar coğrafyasının derinliklerinde, sesi erkek kekliğin ses güzelliğine benzetilerek sevenleri tarafından “Kewê Ribat” (Rabat Kekliği) olarak adlandırılan Şakiro’nun gırtlaktan yayılan dalgalı sesini dinlediğinizde bunun ne kadar yerinde bir benzetme olduğunu anlarsınız.

Acılar coğrafyasının derinliklerinde, sesi erkek kekliğin ses güzelliğine benzetilerek sevenleri tarafından “Kewê Ribat” (Rabat Kekliği) olarak adlandırılan Şakiro’nun gırtlaktan yayılan dalgalı sesini dinlediğinizde bunun ne kadar yerinde bir benzetme olduğunu anlarsınız.

Resmi olarak 1936 yılında doğduğu kayıtlara geçen Şakiro’nun aslında 1931 yılında Ağrı Eleşkirt’e bağlı Kele (Toprakkale) köyünde doğduğu belirtilmektedir.

Günlerce dur duraksız kılam söylemesiyle popülaritesi toplum içinde artan Şakiro’nun asıl adı Şakir Deniz’dir. Genellikle kadın üzerine söylediği güzellemelerle lirik; toplumsal konuları işlediği epik şarkılarıyla sözel kültür sürdürücüsü konumundadır.

Sözel tarihin binlerce yıllık hafızasının devamı olarak nitelenen sanatçı, tanınmış dengbej Resoya Gopa’lın yanında usta-çırak ilişkisiyle kendini geliştirme olanağına kavuşmuştur.

Baskı altındaki dillerin, sanatçılarının uğradığı bütün engellemelere uğrayan biri olarak ölümünden kısa bir süre önce yapılan röportaj teklifine verdiği cevapta, kendini halkının sahiplenmemesine serzenişte bulunması zamanın vefasızlığına duyduğu tepkiyi gösterir.

Gazeteci Rahmi Batur’a kırgınlığını dile getirirken popüler kültür içinde yer almayan sanatçıların yokluk içindeki yaşamına dair zorlukları yakıcı bir şekilde göz önüne sermiştir.

İzmir’de Bornova’nın yoksul bir semtinde böbrek hastası olarak 1996 yılında hayata gözlerini yuman sanatçının kadir bilmezliğe yaptığı vurgu, onun yaşadığı süreçlerde beklentileri, hayal kırıklıklarıyla ne kadar örselendiğini bu yüzden siteminin ne kadar haklı olduğunu duyumsatıyor.

“Kürtlere kırgınım. Kürtler değerlerine, dengbêjlerine sahip çıkmıyor. Türklere bir bakın Bir Aşık Veyselleri vardı, ona sahip çıkıldı. Bütün dünyaya onu tanıttılar. Bir Reşo’muz vardı. Hepimizin ustası. Aç öldü. Şimdi söyle bakalım seninle nasıl konuşayım ve gönlümü nasıl açayım?”

Gönül kırıklığı gerçekten en büyük kırgınlıklardan biridir. “Gönül koymak” diye halk arasında çok sık kullandığımız bir deyim vardır.

İnsan dostuna, eşine, sevdiğine gönül koyar, kırgınlığını dillendiremediği için kimseye gönlünü açamaz. Şakiro’nun kırgınlığı, sitemi bu bağlamda acılarını, dertlerini dillendirdiği halkınadır.

Oysa Aşık Veysel ve birçok sanatçının resmî ideolojinin el vermesiyle tanınır hale geldiğini biliyoruz. Özellikle Aşık Veysel’in ozanlar şehri Sivas’ta başlayan yolculuğunda Alevi-Bektaşi geleneği içinden gelmiş olmasına rağmen bu konular hakkında yakın çevresi dışında sessiz kaldığı gözlemlenmiştir.

Âşık Veysel,  Cumhuriyet’in 10’uncu yılı için yazdığı “Cumhuriyet Destanı”nı Mustafa Kemal’in huzurunda okuyabilmek adına köyünden çetin koşullarda 3 ay yürüyerek Ankara’ya ulaşmış, bu bağlamda Cumhuriyet ideolojisine eklemlenmeyi seçmiş bir ozandır.

Şakiro’ya gelince binlerce yıllık yazıya dökülmemiş bir kültürün ağızdan ağıza yayılan sözel tarihinin devamcısı olarak yasaklanan bir dilin, kültürün sürdürücüsü olmakla birlikte sahiplenilme duygusu seslendiği kitlenin ulusal bilinç düzeyiyle de alakalıdır.

Şakiro’nun stüdyo kayıtlarına pek sıcak bakmadığı, bu yüzden dost ortamlarında sevenleri tarafından ilkel koşullarda yapılan ses kayıtlarının günümüze ulaştığı biliniyor.

2020 yılında, Kürt-Alman Kültür Enstitüsü sanatçının oğlu Ümit Deniz’le telif haklarıyla ilgili bir anlaşma imzalayarak sanatçının külliyatının bir nebze de olsa koruma altına alınması için çalışma başlattı.

Bu projeyle 200’ü aşkın eserinin yanı sıra, şimdiye kadar yayınlanmamış eserleri, günümüz teknolojisi ile yeniden yapılandırılarak dinleyicilerine ulaştırılacak.

Şakiro gibi unutulmaya yüz tutmuş değerlerin sahiplenilerek gelecek kuşaklara aktarılması, sözel kültürün yaşatılması ve halkların belleğinin devamlılığı açısından oldukça önem arz etmektedir.

Yazımızı 5 Haziran 1996’da hayata gözlerini yuman, keklik avazlı Şakiro’nun seslendirdiği bir eseriyle sonlandırmak istiyorum.

Anısına saygıyla…

EMRO

Emro sibeye qîz û bûkê gundê me meşîyаne w’аvê
Delаl, bejn zirаvа, çepil dirêjа, porkejа, nаv qendîlа xwe dа ne pêşîyê
Gemаr û miskînyа, dêkotîyа xwe dаne dаwîyê,
Qemer а min а bi nîşаn dixemilî şevа xаtirê dilê rezîl xwe dа bu nаvê
Geli gundî û cînаrno gilî û gаzin û lomа ji min nekin
Min sond xwerî tu cаrа li ser kаwа xwe vа kubаr rа
Li tu qîz û bûkê xelkê rа nаkim merhаbаtîyê tu silаvê

(Ah ömür, sabahtır köydeki kızlar gelinler nehre indi,
Güzeller, ince belliler, uzun saçlılar önde duruyorlar,
Kötü ve güzel olmayanlar ise arkada duruyorlar,
Benim güzelim ve esmerim süsleniyordu, benim rezil yüreğimin hatırına ortada duruyordu,
Köylüler komşular benim hakkımda söz söylemeyin, söylenmeyin (benimle) dalga geçmeyin.
Yemin etmişim hiçbir zaman kibar ve esmer yârimin üzerine,
El alemin kızına ve gelinine merhaba ve selam demem.
)

Önerilen makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Neoliberal Çağda Sanat-Siyaset İlişkisi" başlıklı MayaDergi Sekiz şimdi yayında.
This is default text for notification bar